Yazı

‘Beyaz Cennet’ Pamukkale
‘Beyaz Cennet’ Pamukkale 

Asil S. Tunçer

Ya Kirliliği Ortadan Kaldıracağız ya da Pamukkale’nin Cenazesini…

Hierapolis kentinde ilk kazılar Carl Humann tarafından 1898’de başlandı. Günümüzde Ferner tarafından devam ediliyor; koca bir 50 yılını geride bırakarak… İtalyan arkeologlar canla başla Hierapolis’teki kazıları sürdüredursun buluntular da kendi halinde bu sene alınan koruma tedbirli kurallar sayesinde yıllar sürecek yeni uykularına daldılar.
10–15 yıl sonra içimizden hiç kimse ne Roma Mezarlığı’nı ne Agora’yı ne de Mermer Cadde’yi hatırlayacak. Aziz Filip Şapeli’ni unutmamıza ise ramak kaldı. İsa’nın 12 Havarisi’ne ardıl seçilen 7 Diakon’dan biri olan Aziz Filip, Laodiceia’dan bir düğün davetinden dönerken Diocletianus Kapısı’nın önünde ‘İmparator Kültü’nü temsilden dikilen heykeli selamlamadığı için yargılanmış ve iki kızıyla birlikte çarmıha gerilerek öldürülmüşlerdi.
İşte o aziz yani Aziz Filip’e atfedilen mezarın üstüne yapılan şapelcikte önemli bulgular su yüzüne çıkarıldı; gerçi kaç kişi hatırlıyor? Hatta geçtiğimiz Kasım ayında ülkemizi ziyaret eden Papa’nın buraya gelip ya da getirilip bu Aziz Mezarının ve üstündeki kilise yapısının kutsanması gündemdeydi ama görülen o ki olmadı ve burası Antakya Aziz Petrus Mağarası ve Selçuk’taki Aziz Yuhanna ve Meryemana Evi gibi Papa ziyaretleriyle taçlandırılamadı.
Pamukkale’yi 1987’lerden bu yana mercek altına aldığımızda Ören Yeri’ne ilişkin çok farklı uygulamalar ve birbirini tutmayan kararlar yumağı buluruz elimizde. Bugün ayakkabısız ve terliksiz yürüyüş alanı olarak kullanılan travertenli rampanın o zamanlarda bir asfalt yol olduğunu görürüz. Bu ana yolu izleyen araçlar Güney Hamamı’nın yani Müze’nin önüne kadar gelip burada park ederlerdi. Bizler de zamanın Palmiye ve Tusan Motel gibi tesislerde yemek ve havuz programı yapardık. Sonra bu yolu iptal ettiler ve bugünkü acayip demir konstrüksiyonlu Kuzey-Güney Kapılarını icat ettiler. Bu tarihten sonra yani yaklaşık 10 yıl önce Kuzey Kapısı kullanılarak girişler Roma Mezarlığı’ndan verilmeye başlandı ve bu geçen seneye kadar da sürdü.
Gelelim bugüne; koruma adıyla kaldırılan asfaltın altındaki kurumuş serbest toprak rüzgârın etkisiyle bu sefer travertenlerin üstünü kaplayarak renklerinin kararmasına neden olmakta. Haftanın belirli günleri belli bölgelere su verme projesinin de pek sağlıklı yürüdüğü söylenemez. Özellikle yoğun sirkülasyonu olan Güney Kapısı’ndaki tuvaletler içler acısı durumda. Bundan başka çöp ve pislik içindeki patika ve antik suyollarının üzerinden yürüyerek Traverten Yürüyüş Parkuru’nun başına geliyorsunuz. Birde ne görüyorsunuz; 3 tane görevlinin gözleri önünde ayakkabı ve terlikleriyle travertenlerin üstünde yürüyen turistler…
Aslında Kültür Bakanlığı ve Denizli Valiliği’nin koordinatörlüğünde 1991 yılında başlatılan  Pamukkale Koruma Amaçlı İmar Planı, 2005 yılında her şeyiyle sonuçlandırılıp, projeye işlerlik kazandırılacaktı. UNESCO'nun dünyanın olağandışı evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal varlıklarını içeren Dünya Miras Listesi'nde yer alan Pamukkale yıllarca bilinçsiz kullanım ve yapılaşmanın kurbanı olmaktaydı.
Bu amaçla bir dizi önlem alındı ve uygulaya geçildi. Üniversite Profesörlerinin doğal travertenlerle oluşturacağı havuz sayesinde turistler, asıl travertenlere temas etmeden ‘yapay havuz’da diledikleri gibi suya girebileceklerdi. Pamukkale'nin eteklerinde oluşturulacak havuz sayesinde tam koruma sağlanacak, koruma amaçlı projeye büyük bir ivme kazandırılacaktı. Aynı zamanda travertenli alanlarda dolaşmak isteyen turistler içinde akülü araçlar ve bu araçlara ait yollar inşa edilecekti.
Pamukkale, bugün tam anlamıyla ‘dert kapısı’. Tam sağlıklı olmayan ihaleler ve sonuçsuz sonuçları… Adamlar gelip bir şeyler yapmışlar ama sonuç ne olmuş ve gerçekten istenen olmuş mu olmamış mı? Kafa karıştıran ve birtakım yolunda gitmediği göze çarpan işler… Yani Pamukkale sahipsizdir ve gelecekte de sahipsiz olmaya namzettir. Aynen Hierapolis Nekropol’ünde bulunan 1.000’in üzerindeki lahit mezarın akıbeti gibi… Çoğunun ne yazık ki, daha Hıristiyanlık çağından başlayarak geçen yüzyıla kadar süren uzun bir dönemin aç gözlü define avcıları tarafından, çekiç ve keskiyle kâh kendileri kâh safdil çobanlar yarımıyla kırılması gibi…
Hatırlanacağı gibi içindeki diadem, gözyaşı şişesi, kandil ve sikkeler toplanarak başka ülkelerdeki müze ve koleksiyonculara satmışlardı. Bu yüzden hemen hepsinin en az bir kenarı kırıktır. Çok eskiden beri var olan Vandallık örneği bu mezar soygunculuğunun önüne geçemeyen insanlık, ölümünden sonraki cansız mevcudiyetini garanti altına almak ve bu tip talancılardan sakınabilmek için akıl almaz önlemler almışlardır. Bundan ötürü buradaki lahitlerin hemen hemen tamamında bu tür kırım ve kıyımları lanetleyen çeşitli mezar yazıtları söz konusudur ki bunlardan özellikle bir tanesi çok dikkat çekicidir; sanki bugün olanları çok önceden tahmin etmişçesine: 
 “Her kim günah işler ya da günaha teşvik ederse, hayatından ya da çocuklarından memnun kalmayacak, yürüyecek ne bir yol ne de açılacak bir deniz bulabilecektir. Fakat çocuğu olmayanlar ve yoksullar, ölümlerine neden olacak her türlü zararı görecek, öldükten sonra da tanrıların gazabı ve intikamıyla karşılaşacaktır.
Bakanlığımızdan çok acil ricamız, talebimizdir: Pamukkale böyle giderse çok yaşamaz. Ya kirliliği ve kararmaya ortadan kaldıracağız ya da ‘Beyaz Cennet’in yani Pamukkale’nin cenazesini…
Asil S. TUNÇER
Turist Rehberi
Tarihçi


7 Kasım 2010  13:25:06 - Okuma: (705)  Yazdır




İstatistik