Yazı

Souvenir de Ephese
Souvenir de Ephese 

Ali Can

Selçuk Belediyesi, Selçuk-Efes Kent Belleği Yayınları’nın 4. kitabı “Eski Kartpostallarda Ayasuluğ/Efes- Souvenir de Ephese” adlı albümü, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü idaresi ve personelinin üstün gayretiyle tamamladık.

Kitap, Selçuk’un en az 120-130 yıl öncesine ait yüzlerce görüntüyü açıklamaları ile birlikte yansıtırken, bir yandan yöre insanlarına, “yaşadığımız yer eskiden ne kadar kötüydü, bizler onu bugüne güzelleştirerek taşıdık” hazzını ve “eskiden ne kadar güzelmiş, biz zarar vermişiz” utancını yaşatma kaygısı da taşıyor. 2 yerli ve 1 yabancı üniversiteden destek gören albüm, Türkçe ve İngilizce olarak 2 dilde hazırlandı.
 İzmir Limanı’nın 17. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlaması ve Kuşadası’nın (Scala Nuova) büyümesi, eskiçağlardan beri işlek bir liman kenti olarak bilinen Ayasuluğ’un önemini yitirmesinde etkili olmuştur.
1671/72 yılında Ayasuluğ’a gelen Evliya Çelebi’nin izlenimleri dikkate alınırsa, şehrin bütün bütün terk edildiği anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi’nin anlatımı: “Aşağı varoşda yüz kadar toprak örtülü evleri ve yirmi adet dükkanı ve bir mescit ve bir kesif küçük hamamı ve bir hanı vardır. Kale içinde yirmi ev, bir mescit vardır.” şeklindedir.
Ayasuluğ’un giderek bir harabe halini aldığı; halkının sefil olduğu, yollarda ciddi güvenlik sorunları yaşandığı, Batılı gezginlerin gözlemleriyle de doğrulanmaktadır. 19. yüzyılın başlarında Ayasuluğ’a gelen Charles Texier, burayı, harabelerin ve çalılıkların arasında birkaç Türk ailesinin yaşadığı bir köy olarak tasvir etmektedir.
         Bu durum 15 Eylül 1862 tarihine kadar devam etmiştir.
Ayasuluğ’u terk edilmiş ve unutulmuş bir köy olmaktan kurtaran en önemli gelişme, İzmir-Aydın demiryolu hattı üzerinde yer alması olmuştur.
 
11 Temmuz 1856’da, İzmir’de yaşayan İngiliz tüccar Robert Wilkin, İngiltere’deki ortakları ve Avam Kamarası üyesi William Jackson adına hareket ettiğini belirterek, Osmanlı Hükümeti’nden İzmir-Aydın demiryolu inşaatı için imtiyaz talebinde bulundu. 23 Eylül 1856 tarihinde verilen “irade-i seniyye” ile şirketi oluşturma ve demiryolu inşa etme imtiyazı İngiliz grubuna verildi. 30 Ekim 1858 tarihinde, demiryolunun başlangıç noktası olan Alsancak (Punta) Garı’nın bulunduğu yerde temel atma töreni yapıldı.
15 Eylül 1862’de demiryolu hattının Ayasuluğ’a ulaşmasından sonra, hattın başlangıç noktası olan Alsancak (Punta) Garı’nın ardından en büyük istasyon binası burada inşa edilmiştir. Bu tarihten sonra hareketlenmeye başlayan Ayasuluğ; hacı olmak isteyenlerin, Levantenlerin, araştırmacıların, seyyahların, gezgin fotoğrafçıların ve kartpostal editörlerinin akınına uğramıştır.
1826 yılında dünyada ilk fotoğrafın çekilmesinden bir süre sonra, arkeologlar ve arkeolojiye meraklı olanlar için eşsiz bir hazine olan Anadolu toprakları, fotoğrafla uğraşan ve eski eserlerle ilgilenen gezginlerin akınına uğramıştı. Fransız yazar Maxime du Camp, 1843’te İzmir, Efes ve İstanbul’da çektiği fotoğrafları, 1848’de Paris’te, “Souvenirs et Paysages d’Orient: Smyrne, Ephese, Magnesie, Constantinople, Scio” adlı kitapta yayınladı.
İlk görüntüleri fotoğrafın keşfinden kısa bir süre sonra çekilen Efes, resimli kartpostalların ortaya çıkmasıyla birlikte, tamamına yakını İzmir’de faaliyet gösteren kartpostal editörleri tarafından da en fazla tercih edilen yerlerden biri olmuştur. İlk önceleri gezgin ve Rubellin gibi yerleşik fotoğrafçıların çektiği görüntülerden yararlanan editörler, daha sonra Efes’i başlı başına bir çalışma alanı yapmıştı.
 
 
Efes’te kazı çalışmaları yapılıp yeni eserler ortaya çıkarıldıkça, fotoğrafçılar ve kartpostal editörleri de bu gizemli topraklarda kıyasıya bir “görüntüleme” mücadelesine girmişti. Ayasuluğ istasyonunun açılmasından sonra Efes, sıradan bir Kudüs yolcusu hacı için, İzmir limanından kolayca ulaşılabilen bir yer olup çıkmış, üstelik arkeolojik keşiflerle de taçlanmıştı. Buraya, İngiliz elçisinin raporlarına yansıdığı gibi, İzmir’den özel vagon kiralayarak, bir buçuk saatte gelmek olanaklıydı. Ayasuluk istasyonu çevresinde bekleyen silahlı muhafız kavaslar; at arabaları, hiç yoksa binek hayvanları, turistleri ören yerine götürebiliyordu. İstasyonun yanı başındaki Artemis Tapınağı’nın mermerlerle dolu çukurunu görmek, tarih meraklıları için; İncil’de de anılan yere, “Efes’e gitmek” sıradan Hıristiyanlar için önemliydi. Gezilerde, başta St. Jean’a ilişkin bir yapı, özellikle kilise aranıyordu; nedense görkemli kalıntı olarak İsabey Camii bu gereksinimi karşılıyordu. St. Jean hisarının kapısının üstünde inşaat taşı olarak kullanılmış bir lahitteki kabartmalar, Hıristiyanların Romalılarca kovalanmasını anımsattığı için, gezginlerce çoktan “Takip Kapısı” olarak adlandırılmıştı. St. Paul’un hapis yattığı yer konusunda, batı ufkunu süsleyen Efes’in bir burcu işe yaramaktaydı. Boğa kabartmalı ve haçlı mermerleriyle sekizgen bir mezar anıtı, Lukas’ın mezarı sanılmaktaydı. Ortalama tarih bilgisi için stadyum Lysimakhos’un tapınağının kapısı olarak ünlenmişti, bir yandan da Yedi Uyurlar’ın mağarası olmuştu. Meryem Ana Evi’nin varlığı ise tüm bu alanların çok uzağında kaldığı için pek ilgi odağı olmamıştı.
Artan gezgin sayısına bağlı olarak, Bay Karpouza’nın mütevazi Ephesus oteli, istasyonun arkasında yerini alırken; İzmir’deki Huck oteli de Ayasuluk’ta bir şube açtı. Kordon’daki Grand Hotel Huck’un Ayasuluk şubesi, iki katlıydı. Günümüze tek katıyla ulaşmayı başardı. Bay Karpouza’ya ait Hotel Ephesus yok oldu. Gezi rehberlerindeki Kaystros restoranın izi bile kalmadı. Hepsi tarih oldu ve bir kitapta buluştu.


6 Kasım 2010  09:22:03 - Okuma: (3419)  Yazdır




İstatistik