Yazı

Medrese Mi Evre Kent Mi?
Medrese Mi Evre Kent Mi? 

Sevgi Melek

Ben ne denli kendimi sizinde dediğiniz üzere siyasetten soyutlamaya çalışsam da 18 yaşıma merdiven dayamış devletin dayatmalarından bitkin ama bir o kadarda yılmayacak olan bir Türk genciyim.

Yani bu kadar üzerime oynanan oyunlara susmam sizin tabirinizle ‘cici yazılar’ yazmam bana göre doğru değil. Kendimi asalak hayvan sıfatına koymam, koydurtmamda. Hakkım var ve alacağımı en azıdan almam gerektiğini biliyorum. Benim yaşıma gelmiş birçok lise öğrencisi haklarından mahrum bir şekilde liseyi bitiyorlar. Ben ise haklarımın hepsini biliyorum ve gereğe geldiğinde ise gereğini aldığıma inanıyorum. Üniversiteye yakın zamanda gidecek biri olarak da bu konuları biliyor ve sizinle de paylaşmaktan hoş bir vicdan mutluluğu yaşıyorum.
 
Saçı açık bir kadın camilere neden giremez ise, saçı kapalı bir kadın da aynı nedenle üniversitelere giremez. Kimse camilere sokulmayan saçı açık kadınların ibadet özgürlüklerinin engellendiğini iddia etmiyor, camiye girmenin bir kuralı varsa, evren kentlere girmenin de bir kuralı olacaktır. Üniversiteye türbanla girişin fiilen serbest bırakılmaya çalışılması AKP’nin gerici saldırısının en önemli adımlarından birisidir. Bilindiği gibi türban esasen AKP’nin kendi siyasetini toplumsallaştırmak ve üniversiteyi ele geçirmek açısından uzun zamandan beri kullandığı bir araçtı. Şimdi girişimlerini yeni bir düzleme taşıyorlar. Ne denli bir düzenleme olduğu açıkça belli.
 
 Aydınlanma mücadelesi adı altında yapılan bu gericilik hareketi yurdu kendi havzası altına almaya çalışmıştır. Şunu açıkça belirtmeliyim ki aydınlanma mücadelesi öyle görünüyor ki Türkiye’nin gerçek sol güçlerine, sosyalistlere, aydınlanmacılara ve bilim insanlarına kalmıştır. Sonuç almak önemlidir, ancak bundan tamamen bağımsız olarak mücadeleye destek vermek bilimin ve ülkenin onurunu savunmak için gereklidir. Sorun bu siyasetin parçası olarak yaratılmış “türban” meselesi değil, ülkenin bağımsızlığının garantisi olan tüm KİT’lerin özelleştirilmesidir, sorun güvenceli çalışma emeklilik hakkı, 8 saatlik iş günü gibi sosyal güvencelerin sonuna gelinmesidir, sorun sağlık ve eğitimin paralı hale gelmesidir, sorun egemenliğin uluslar arası şirketlere devredilmesidir, sorun merkezi devletin dağılması ve bölgelere parçalanmasıdır, sorun piyasanın çürütücü etkisinin toplumun tüm dokularına yayılmasıdır.
 
Türbanın kadını özgürleştirmediği, aksine daha da kapattığı ve toplumsal hayatın dışına ittiği kanısındayım. 2010 yılında kadın ve erkeğin eşit koşullarda yaşadığı ve kadının toplumsal hayatın içerisinde ve her alanında daha fazla yer aldığı bir Türkiye özlemi içerisindeyim. Adı ne konursa konsun, türban veya başörtüsü, bu özlemin önünde bir engeldir. YÖK, öğretim üyeleri ile öğrencileri karşı karşıya getirerek büyük bir sıkıntıya yol açmıştır. Bunun örneğini görebiliyoruz. Türbanı olan öğrenci derse alınmama ya da dersten atılma gibi bir durum söz konusu olur ise derse almayan öğretim görevlisine yasal işlem başlatılacaktır türündeki -doğruluğu tartışılası- bir yazının üniversitelere gönderilmesi daha sonra çekilmesi tarzında olan durumlar bu işin geldiği boyutun çocuk işine döndüğünü ve saçmalığa doğru gidildiğinin kanıtıdır.
 
İlk başlarda bu kadar önemsenmez halde olan, adı her neyse (türban – başörtü), pek önemsenmez iken bu yüz yılda bu duruma gelmiş olması düşündürücü. Ben hiçbir arkadaşımı veya yakınımı başına taktığı örtü ile değerlendirmedim, eminim ki daha benim gibi birçok kişide bu zamana kadar aynısını yapmıştır. Benim gibi birçok insanda eminim ki hala daha aynısını yapıyordur. İktidarın bu denli dayatmalarına karşı kendi mantığımız olgunu ve onu kullanmamız gerektiğini unutmayalım. Kimsenin sizi yönlendirmesine gerek yoktur. İlk önce siz kendinizi yönetmelisiniz ki başkalarının da sizi yönetebilmesine mantıklı karar verip izin verebilesiniz.


20 Ekim 2010  21:03:06 - Okuma: (642)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik