Yazı

Ağrı Dağına Tırmanış
Ağrı Dağına Tırmanış 

Zirve Dağcılık

Bu macera 3-4 ay önce Zirve Dağcılık Kulübü Genel Başkanı Orhan Kozan Bey’in Marmaris’e giderken Selçuk Zirve Dağcılık Kulübü’ne uğrayıp bizi aktiviteye davet etmesiyle başladı.

Yunus Emre Eczanesi’nin yanındaki Metin Yaman’a ait çay ocağındayken konu açıldı. Konuşurken “Siz de gelin” dediğinde biz de Genel Başkana, “Acaba başarabilir miyiz” dedik. Rota çok zor değil, başarabilirsiniz deyince Mustafa Ermiş’le ben neden olmasın hadi gidelim dedik. Akşamına Selçuk’tan 21-30 Ağustos İzmir-Van gidiş dönüş uçak biletlerini almıştık.
21.08.2010 tarihinde saat 10.00’da Selçuk’tan Şube Başkanımız Özgür Aydoğan’ın arabasıyla Mustafa Ermiş ve Neşe Aydoğan ile beraber Ağrı Dağı Tırmanış Faaliyeti için yola çıktık.
Ve beklenen gün gelmişti. Biz Ağrı için yola çıkmıştık. Saat 11.00 gibi İzmir Adnan Menderes Hava Limanında idik. Bizden on dakika sonra kulübümüzün genel başkanı Orhan Kozan’da hava alanındaydı. Son günlerde 20-28 kişinin programını iptal ettiğini sayımızın azaldığını söyledi. Son günlerde Doğu’da tırmanan terör olayları programın iptal edilmesine neden olmuştu. Gerçi bize de ‘’Bu zamanda ne işiniz var Doğu’da, gitmeyin.’’ diyen çok oldu ama biz orası da bizim vatanımızın bir parçası nasıl Doğu’dan Batı’ya gezmeye geliyorlarsa biz de Batı’dan Doğu’ya rahatça gidebiliriz dedik. Orada olan tek tük olay tüm bölgeye ve insanlara mal etmek doğru değil.
Bu arada Söke Zirve Dağcılık Kulübü de havaalanına geldi. Benim dağ faaliyeti için gerekli olan kazmam yoktu Söke Temsilciliğindeki arkadaşlardan ödünç alacaktım. Onu da getirmişler. Söke Temsilciliği gurubu Hümeyra yıkılmaz, İsmail Demirci ve Savaş Adakale’den oluşuyordu. Saat 12.20’de havalandık. İki saatlik bir yolculuktan sonra 14.20’de Van Ferit Melen Havaalanına iniş yaptık.
Bir otobüs ve minibüsten oluşan grupla Artos Dağı’nın yanındaki Gevaş ilçesine ulaştığımızda saat 16.00 olmuştu. Artos dağı Yılmaz Erdoğan’ın Meşhur Vizontele filmini çektiği yerdir. Akdamar adasına sacdan yapılmış tekneyle ulaştığımızda saat 17.00 olmuştu.
 
AKDAMAR ADASI
 
Akdamar veya Ahtamar Adası Türkiye’nin Van ve Bitlis illeri arasında bulunan Van Gölü’nün içerisinde yer alan en büyük adadır. Van’ın Gevaş ilçesi sınırları içinde yer alan adada Ermenilerden kalma bir kilise bulunuyor. Adanın yüzölçümü 70.000 metrekaredir. Adanın ismi efsaneye göre zamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişinin güzelliğiyle dillere destan Tamar adında bir kişi vardır.
Adanın karşısındaki Gevaş’ta çobanlık yapan bir genç bu kıza aşık olur. Bu genç Tamar’la buluşmak için her gece adaya yüzer, Tamar ise ona gece karanlığında yerini belli etmek için onu fenerle beklermiş. Bundan haberdar olan kızın babası fırtınalı bir gecede eline fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp gücünün tükenmesine neden olur. Yüzmekten gücünü yitiren çoban boğulur. Boğulmadan önce son nefesinde   –Ah Tamar!, diye haykırır. Bunu gören kız hemen kendini gölün sularına bırakıverir. O günden sonra adaya Ahtamar denir.
 
AKDAMAR KİLİSESİ
        
Akdamar Adasındaki Surp Haç Kilisesi Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7. yy’da Van yöresine getirildiği rivayet edilen hakiki Hac’ın bir parçasını barındırmak maksadıyla Kral 1. Gaik’in emriyle 915-921 yıllarında mimar Manuel tarafından inşa edilmiştir. Eser orta çağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasında sayılır.
         Saat 18.00’e kadar adayı ve kiliseyi gezip bol bol fotoğraf çektik. Tekneyle geriye dönerken küçük çocukların elinde 3 adet yaban tavşanı vardı. Nerden buldun bunları, dediğimizde; Dalık’ta bekledim. Ordan buldum, dedi. Dalık dediği Delikbaşı’nda beklemiş.
Akşam yemeğini Gevaş’ta Akdamar’a teknelerin kalktığı göl kıyısında inci kefali alabalık ve çeşitli ızgaralardan oluşan menü ile yaptık. Grup bayağı acıkmış. Herkes sabırsızlıkla yemeğini beklemeye başlamış. Van Öğretmen Evi’ne geldiğimizde saat 21.00 olmuştu. Akşam eğlencesi için gittiğimiz türkü bar sigaradan duman altı olduğundan hemen kendimizi dışarıya atarak Van caddelerinde gezintiye çıktık. Güzel bir dükkânda tatlı ve dondurma yedikten sonra yatmaya gittik.
22.08.2010
Sabah iyi bir uykudan sonra saat 07.00’da kalkarak güzel bir kahvaltı yaptık. 08.15’te harekete geçtikten sonra bizim gruptan Sultan Hanım’ın otelde kaldığını öğrendik. Sultan Hanım’ı alması için minibüsü geri gönderdik. Doğu Anadolu’nun başlıca geçim kaynağı hayvancılık olduğundan yol boyunca geçtiğimiz köylerdeki evlerin önünde 2’şer yığın vardı. 1. Ot yığını, 2. Tezek yığını. 1.’si ile hayvanların kışlık beslenmesini sağlıyorlar, 2.si ile de ısınma problemini gideriyorlar. Gevaş-Tatvan arasında bayağı engebeli bir yol yapısı var. Kuskunkıran Geçidi’nden geçerken rakım 2.234’ü gösteriyordu. Kışın bu yol kardan dolayı sık kapandığı için tünelle altgeçit inşaatı devam etmektedir. Saat 13.00’de 4 adet minibüsle Türkiye’nin en büyük, Dünya’nın 2. Büyük krater gölü olan Nemrut Krater Gölü’ne doğru yola çıktık. İzmir’den Van’a uçarken uçağın penceresinden gördüğüm ve hemen fotoğrafını çektiğim krater gölüne giderken yapımına başlanan kış sporları için kayak merkezleri ve sosyal tesislerinin yanından geçtik. Nemrut Gölü Türkiye’nin en büyük krater gölü olup adanın M.Ö.2100’de yaşamış Babül hükümdarı Nemrut’tan almıştır. Yüksekliği 2252 metre olan Nemrut Dağı’nın 4. Zamanda patlaması sonucu olmuştur. Dağın tepesinde 1’i sıcak 2 krater gölü vardır. Soğuk göl 13 kilometrekare büyüklüğünde, derinliği 155 metre yarım ay şeklinde olan suyu tatlı bir göldür. Yüzmek için uygun olan suya ben, Diş Hekimi Sedat Çamlıca, Zirve Dağcılık Eğitmeni Neşet Hakan Arsan hemen daldık. Sıcak havada serin suya girmek çok hoş oluyor. Yöre halkının söylediğine göre çıkan sazan balıklarının ağırlığı 25 kg civarındaymış. Ilık Göl ise 1,2 km2 yüzeye sahip suyu 60 derece derinliği 100 metre civarında olan küçük bir göl. İçi sazlıklarla dolu göllerin Van Gölü’nden yüksekliği 600 metredir. 2 gölün birbiriyle bağlantı haklinde olduğu tespit edilmiştir. Ilık Göl’ün 160 metre doğusundaki yarıklardan sıcak su buharı çıkmaktadır. (Ahlat.bel.tr)
   Krater gölünü gezdikten sonra yeniden Tatvan’a indik. Otobüse geçerek Ahlat’taki Selçuklu mezarlığına ulaştığımızda saat 14.30 civarındaydı. Bitlis iline bağlı Ahlat’ta bulunan ve 11 ve 12. Yüzyıllardan kalan Büyük Selçuklu devletinin Anadolu’ya geçişinden sonra yapılan mezarlık 210.000 m2 düz alana sahiptir. 60.000’e yakın mezar bulunur. Bu mezarların 8.000’inde tarihi mezar taşları bulunuyor. Taşların yüksekliği 4.5 metreyi buluyor. Mezar taşlarının üzerindeki geometrik işlemeler sanat eseri niteliğindedir. Mezarlık tarihteki en büyük Müslüman Mezarlığı niteliğindedir.
Mezarlığın aynında bulunan müzede M.Ö. 2000 yıllarına ait kap kacak Orta Tunç ve Demir Çağı’na ait seramikler Urartular’a ait koleksiyonlar, süs eşyaları bulunmaktadır.(turkmedya.com)
Muradiye Şelalesi’ne vardığımızda saat 18.00’i gösteriyordu. Muradiye Şelalesi Temdirek Dağı’ndan kaynaklanan Bend-i Mani çayı üzerinde Van’ın görmeye değer yerlerinden biridir. İsmini Bağdat Seferi sırasında buraya uğrayan 4. Murad’dan almıştır. Muradiye Şelalesi Muradiye’ye 8 Van’a 80 kilometre mesafededir. Nehrin ayatağı değiştirilerek oluşturulmuş güzel bir görüntüsü vardır. Karşı kıyıya geçerken asma köprü kullanılmakta, köprünün sallanması ayrı bir heyecan yaratmaktadır. Şelalenin çevresi çok bakımsız ve pis görünüyordu.
Saat 19.00 gibi Doğubeyazıt’a doğru yola çıktık. Doğubeyazıt’a yaklaştığımızda Ağrı Dağı dolunay ışığında karşıda çok güzel bir siluet oluşturuyordu. Orhan Kozan dağın görüldüğünü söylediğinde bir anda bütün gözler Ağrı Dağı’na çevrildi. Doğubeyazıt’taki dağcıların uğrak yeri olan Islaham Otel’e yerleştikten sonra akşam yemeği için İshakpaşa Sarayı’nın alt kısmında yer alan Murat Kamping’de akşam yemeği yedik. Işıklandırılan İshakpaşa Sarayı ay ışığı altında çok romantik bir görüntü sergiliyordu. Zirve Dağcılık Doğu Beyazıt Temsilcisi Nuri Tunç geceyi çok güzel organize etmiş, güzel sesiyle de geceye renk katmıştı.
 
 
23-8-2010
 
Doğubeyazıt
Doğubeyazıt Anadolu’nun doğusunda Trabzon İran- Erzurum İran yolu üzerinde bulunur. Doğusunda İran güneyinde İran ve Van (Muradiye-Çaldıran) batısında Diyadin Taşlıçay kuzeyinde Tuzluca Iğdır ve aralık bulunur. İlçe toprakları ova ve volkanik dağlardan oluşur. Büyük Ağrı dağı 5137 metre, Küçük Ağrı dağı 3896 metre, Kale tepe 3196 metre, Tendürek 3533 metredir. Dağların etekleri geniş yayla olanlarıdır hayvancılık yapımına uygundur. Dağlarda orman ve ağaçlık alan yoktur, ovasında yer yer sebze yetiştirilir. Ağrı dağının eteğindeki geniş bataklık alanda kamış yetişir. Doğubeyazıt Ağrı ilinin doğu ucu olduğundan Türkiye-İran transit yolunun (E80) en son durağıdır. İlçe merkezi Gürbulak sınır kapısına 35 km mesafesindedir. Doğu Beyazıt Gürbulak gümrüğü sebebi ile iç dış ticaret, İshakpaşa sarayı, Ahmet-i Hani türbesi, Ağrı dağı, Nuh, un gemisinden dolayı turizm sayesinde gelişmiştir. Ağrının birinci büyük ilçesi konumundadır, tarihi Urartulara kadar dayanır. Şehrin adını Karakoyunlu hükümdarı Bayram Hocaya karşı şehri korumak için (1366-1380) şehre kale yaptıran Celayir oğullarından şehzade Beyazıt’tan gelir. İlçe nüfusu 70000 civarındadır.
 İshakpaşa sarayına gitmek için saat 9 da otelden ayrıldık. Önce Ahmet-i Hani türbesine oradan da saraya geçtik pazartesi olduğundan saray kapalı idi. Zirve Dağcılık gurubu için özel olarak sarayı ziyarete açtılar.
İshakpaşa 1776-1798 yılarında Doğubayazıt’a sancakbeyliği yapmıştır. İshakpaşa sarayı doğu Beyazıt’ın 7 km güneydoğusunda eski Beyazıt ve ovaya hakim yüksek bir tepe üzerinde kurulmuş pek çok bölümü olan komple bir saraydır. Birinci dünya harbine kadar Beyazıt sancağı buradan yönetildi. Sarayın yapımına1685 de Çolak Abdi tarafından başlanmış bitişi küçük İshak paşa 1784 de olmuştur. Saray Osmanlı döneminde ağrıda yaptırılan en önemli eserdir. Taş duvar içindeki bölümler sarayın kalorifer sistemi ile ısıtıldığını gösterir. İshak paşa sarayı geleneksel Türk Selçuklu mimarisi şeklinde yapılan Avrupa’daki şato yapılarının ülkemizdeki en iyi örneğidir. Görkemli mimari yapısı anıtsal taç kapıları haremi selamlığı cami ve yüzlerce odası ile görülmeğe değer bir şaheser niteliğindedir. Saray daha yeni restore edilmiştir. Bir kartal yuvasını andıran ve çevresi ile ahenk oluşturan bu muazzam yapıya hayran kalmamak elde değil.
Buradan dolmuşlarla Nuh un gemisinin olduğu söylenen ve İran sınırına çok yakın bir yerde olan bölgeye gittik. Nuh un gemisi Tevrat’ın tekvin (yaratılış) Kur-an’ın Hud suresinde anlatıldığı üzere tanrının insan ve diğer canlıların ırkının devam etmesi için büyük tufandan önce Nuh peygambere yapmasını emrettiği büyük gemidir. Tanrı insanoğlunun sapkınlığına bir ceza vermek için yeryüzündeki tüm canlıları yok edeceğini söyler, ancak Nuh peygamber ona inanmış birisidir ve tanrının ona bir şans vermesine neden olur. Tanrı Nuh peygambere bir gemi yapmasını ve yaşayan tüm hayvanlardan birer bazılarından yedişer çift almasını emreder. Nuh 600 yaşında iken o yılın 2. Ayının 17. günü enginlerin tüm kaynakları fışkırdı göklerin kapakları açıldı. Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı. Gemi 7. ayın 17. günü Ağrı dağına oturdu Nuh’un gemisi aslında Ağrı dağında değil karşısındaki Doğubeyazıt’ın doğusundaki dağın yamacında heyelanla oluşmuş bir yeryüzü şeklinden ibarettir. Karşıdan bakılınca gemi izlenimi olduğundan bölgeye bol miktarda turist geliyor.
Nuh’un gemisinden sonra İran sınırına 2 km mesafede olan Gürbulak sınır kapısına çok yakın bir mesafede ki meteor çukuruna gittik. Dünyanın en büyük meteor çukuru Alaska’dadır. Buradan her yıl binlerce dolar para kazanırlar. Dünyanın 2. büyük meteor çukuru bizim topraklarımızdadır ama bakımsızlık nedeni ile çamurla dolma tehlikesi altındadır. 1892 yılında düşen göktaşının bu bölgede bıraktığı mükemmel bir doğa olayıdır. Çukurun genişliği 35 metre derinliği 60 metre kenarları daire şeklindedir. Meteor çukurunun yanından Ağrı dağlarının görüntüsü çok güzeldir.
Saat 16.00’da Zirve Dağcılık Söke Temsilciliğinden Hümeyra Yıkılmaz Zirve Dağcılık Selçuk Şubesinden Mustafa Ermiş ve diğer arkadaşlarla beraber tırmanış için hazırlık alış verişi yapmaya gittik. Hümeyra Yıkılmaz yüksek dağ tırmanışı konusunda bizden daha deneyimlidir. İzmir’de alış verişimizin çoğunu yapmamıza rağmen yinede eksiğimiz vardı. Doğubeyazıt’da dağcılık malzemeleri satan dükkânlar İzmir’e göre çok pahalı. Gıda alımında gereksiz ve eksik alışveriş yapmayalım diye Hümeyra’nın deneyiminden yararlanalım dedik. Ona rağmen aldığımız malzeme 2 kişiye 10 gün yetecek kadardı. Dönüşte malzemenin çoğunu katırcılara bıraktık. Orhan başkan sırt çantalarımızın 20 kiloyu geçmemesini istedi. Hem katırlara aşırı yük olmasın hem de gereksiz eşyaların boşuna taşınmaması için.
24-8-2010
Saat 7,40da dolmuşlarla yaklaşık 30 km mesafe 2200 metre rakımdaki çevirme köyüne doğru yola çıktık. Yola çıkarken tüm dükkânlar kapalı idi. Nedeni bir çatışmada ölen örgüt üyesinin cenazesi Doğubeyazıt’da toprağa verilecek olması idi. Benzinlikler kapalı olduğundan bindiğimiz dolmuşun bir lastiğin havası bir miktar inik olarak yola devam etmek zorunda kaldık. Çevirmeye geldiğimize saat 8.30 olmuştu. Eşyalarımızı bizi bekleyen katırlara verdik. Yanımıza yürüyüşte lazım olan yiyecek ve içecekten bir miktar aldık. Kulübümüzün eğitmeni Neşet Hakan Arsan yürüyüş öncesi yürüyüş hakkına bilgi verdi, gerekli uyarıları yaptı. Orhan Kozan rehberliğinde hafif tempoda sıkmadan yürüyüşe geçtik. Yol boyunca Hakan sık sık yürüyüş hakkında uyarılarda bulundu. Hakanın eğitmen olmasından kaynaklanan bir işi en iyi uygularken öğrenildiğinden dolayı uyarı yapmak ihtiyacı duyuyordu. Bu arada Hümeyra da iki gündür hasta olduğu için halsizlik yaşadığını söyledi. Bende sırt çantamda bulunan gerekli ilaçlardan verdim. Yürüyüş sonunda kendini toparlamıştı. Saat 13.30’da 3200 rakımdaki ilk kamp yerine geldik, çadırları kurup soluklandıktan sonra Orhan Kozan rehberliğinde 3600 metreye adaptasyon yürüyüşüne çıktık saat 17.00’da kamp alanına geri döndük. Akşam menüsünde ton balıklı tereyağlı makarna vardı. Neşe Aydoğan’ın getirdiği ocakta akşam yemeğini hazırlamak bana düştü. Bu arada hafiften bir yağmurda başladı, rüzgâr da yağmura eşlik ediyordu. Çadırımız korunaklı olduğundan pek etkilenmedik. Sabah kalktığımda tepere kar yağmıştı.
25-8-2010
Saat 6 da kalk tığımda Mustafa Emişin benden önce kalkmıştı. Hemen kahvaltı için su ısıttım.6,30da kahvaltıya başlamıştık bile. Kahvaltıdan sonra çadırları 4200 kampına gitmek için söküp eşyalarımızı hazırladık. Bu arada Mustafa Ermiş başının ağrıdığını kendini yorgun hissettiğini söyledi. Ana gerekli ilaç ve yiyecek ayırdım 3 arkadaşla beraber 3200 kamp yerinde sökülmeyen çadırların birinde kalacak. Daha yükseğe çıkması sağlığı acısından iyi olmayacak gibi görünüyordu.4200 kamp yerine geldiğimizde saat 12,15 idi kamp yeri o kadar dolu ki ben yer bulmak için sökülen çadırları beklemek zorunda kaldım. Kampın merkezinde içinde Japonlarında olduğu bir gurup çadırını sökmeye başladı yarım saat kadar onları bekledim. Oraya çadırımı kurarken İzmir şube başkanı Yaşar Küspeci “çadırında yer var mı Mustafa bey” diye seslendi. Ben dünden razı idim. Mustafa Ermiş 3200 de kaldığından çadır 4200 kampında yalnız soğuk olacaktı. Hemen kabul ettim. Yanında Hakkı Cangöz de var dedi. Bende “olur 3 kişide sığarız” dedim. Özgürün çadırı üçümüze de yetti. Bu arada hava iyiden iyiye bozmaya başladı. Bu rakımda yağmur yerine genelde dolu veya kar yağıyordu. Alınan hava durumu raporları iyi değildi. Zirve tırmanışı günü havanın bozacağı tipi fırtınasının olacağı bildirilmişti. Onun için toplantı yapılmasına karar verildi. Toplantı bayağı gergin geçti. Bazıları 10-12 kişiden oluşan gurup kurup bunlarla önden gitmek istiyordu. Diğer bir gurup bu fikre karşı cıktı fırtına koparsa grubun dağılması iyi olmaz hepimiz zirve için işimizi gücümüzü bırakıp geldik anca beraber kanca beraber hep birlikte gidip dönelim dediler. Sonunda ikinci görüş benimsendi. Hakan gece12.00’da kalkış, 02.00’da zirve yürüyüşü için emniyet kemerlerini takmış olarak yola çıkacağız, fırtına çıkarsa riske girmez geri döneriz biz yaşadıkça dağ burada bizi bekliyor dedi. Yani zirve umudumuz havanın müsaadesine kalmıştı.
26-8-2010
Gece 00.30’da kalkarak hazırlıklara başladık. Hava hafif parçalı bulutlu ay dolunaya yakın biraz serin fakat akşamki duruma göre çok iyiydi. Hafif bir şeyler atıştırdıktan sonra eşyalarımızı hazırladık emniyet kemerlerimizi taktık ve saat 02.00’da 42 kişi ile beraber yola çıktık. Karşı ovadan Doğubeyazıt’ın şehir ışıkları parlıyor arada bir bulutların arasında kayboluyordu bu rakımda bulutların üstünde oluyorsun. Yürüyüş yoluna göre sağ tarafımızda küçük Ağrı’nın dolunay ile beraber görüntüsü çok hoş duruyordu. Bir süre sonra tepe lambalarımızı da kapatarak önümüzde göğe doğru yükselen büyük Ağrıya doğru emin adımlarla ilerlemeye başladık. Bizim önümüzden 2 gurup gidiyordu alman olan gurup gayet sessiz ve sakin giderken Azeri gurup büyük bir gürültü içinde şarkı ve türkülerle ortalığı inleterek ilerliyordu. Guruptan bir arkadaş sonunda dayanamayarak Azerileri sessiz olmaları konusunda uyardıktan sonra sesleri kesildi. Şimdi bulutların arasında arada bir kaybolan dolunay ışığında akşamdan yağan kar üstünde küçük ağrı ve çevreyi tepeden seyrederek yukarıya doğru tırmanmanın mutluluğu içinde ilerliyorduk. Arada bir bazı arkadaşlar yavaş ilerlemekten şikâyetçi olsa da gurup genelde uyumluydu. Yol boyunca her 100 metrede bir rakımı belirten işaret çubukları dikilmiş, deneyimli olanlar kaç metre de olduğunu bunlardan anlıyorlardı. 4900 civarındaki buzula geldiğimizde durarak botlarımıza buzda kaymayı önleyen krampon taktık. Burada ip birliğine girecektik onun için yola çıkarken emniyet kemerlerimizi takmıştık. Burada sis çok yoğun olduğu için 10-15 metreden ötesi zor görünüyordu. Hakan ip birliğinden vazgeçti akşamdan söylenen fırtınaya yakalanmamak için daha hızlı olmamız gerekiyor ip bize çok zaman kaybettirir diye ağır adımlarla buzulda toplu olarak geçip gittik. Bundan önce 4 arkadaş yorgunluktan geri dönmek zorunda kalmış 38 kişi yürüyüşüne devam etmişti. Bu arada sise ve güneş gözlüklerimizi takmamıza rağmen karın ışığı gözlerimizi rahatsız ediyordu. Zirve öncesi son düzlüğe geldiğimizde hepimiz bayağı yorulmuştuk, burada Hakan hepimize ayrı ayrı sarılarak tebrik etti herkese moral aşıladı zirve 150 metre üstümüzde bizi bekliyordu. Hemen kendimizden emin bir şekilde ağır ağır zirveye doğru yola koyulduk. Burada arkadaşların bir kısmı dik olarak çıkarken ben zik zak çizerek çıkıyordum. Bizim gurubun önünde zirveye yaklaştığımda öndeki guruptakiler hep birlikte bravo Doktor diye bağırıyorlardı. Saat tam 0900 da zirveye ulaşmıştım. Hemen çantamdaki fotoğraf makinemi çıkararak ardı ardına fotoğraf çekmeye başladım, bu arada günün anısına arkadaşlardan aldığım ay yıldızlı Türk bayrağını elinde dalgalandırırken de güzel pozlar çektirdim. Bu doyumsuz zevki ancak 10-15 dakika yaşayabildik akşamdan söylenen tipi fırtınası başlamıştı bile, akşamdan yazdığım zirve anı defterini içine koyduğumuz zirve kutusunu yerleştirmek için buzda bayağı uğraş verdik. Şimdi ağrı zirve tırmanışı ile ilgili duygu ve düşüncelerimizi yazdığımız anı defteri ağrı dağının zirvesinde bekliyor. Fırtınanın artmaya başlaması üzerine hemen dönüş yoluna geçtik, görüş mesafesi daralmış biraz önce bıraktığımız izler kaybolmak üzere idi. Bir noktada dönüş yolu kaybolmak üzere olsa da kısa zaman da yolu bularak krampon taktığımız noktaya geldik kramponlarımızı çıkararak geldiğimiz patikadan aşağıya doğru yavaşça inmeye başladık. Hakan daha önce ağrı zirve yaptığı için deneyimli idi. Sis olmasa buzuldaki uçurumu görünce yere yapışarak giderdiniz onun için ip birliğine girecektik dedi ip geçişi yapsak bu seferde tipi fırtınasına yakalanacağımızdan buraya kadar gelip zirve yapamayacaktık ama biz şanslı günümüzde idik. Zirveyi hava kapalıda olsa yapabilmiştik tek eksiğimiz panoramik resimleri oldu. Zirveye kalkan trenin son vagonuna son anda binen yolcu gibiydik. Aylardır kurduğumuz zirve hayalini gerçekleştirmenin verdiği mutluluk içinde idik. Bu gün şanslı günümüzde olduğu kesindi çünkü 4200 kampına varmamıza 20 metre kala biranda öyle bir dolu yağmaya başladı ki kendimi çadıra zor attım, yarım saat boyunca Nuh tufanından kalma dolu ve kar fırtınası göz açtırmadı. Yağış çadırın üstüne şıp diye değil takur tukur diye yağıyordu. Bu yağış daha yukarılarda yakalasa çoğumuzu hastanelik ederdi. Hakkı be hemen benim önümden çadıra girmiş Yaşar Küsbeci de katırcıların çadırına sığınmak zorunda kalmış, guruptan 2-3 kişi ancak biraz ıslanmıştı. Yarım saat süren yağıştan sonra dışarıya çıktığımda dışarıda 2 karış kar ve dolu yığını var çadırın üştü bembeyaz olmuştu. Grubun aşırı yorgunluğu, yağıştan sonra yolların kayganlaşması sebebi ile yolda kaza ve sakatlık olmaması için inişi sabaha erteledik. Sözde bu gün 26-8-2010 günü zirve inişinden sonra 3200 e inecektik.27-8-2010 günü 3200 kampına oradan da 2200 çevirme köyü ve otele geçiş yapacağız.
 
27-8-2010
Sabah saat7 de kalkarak eşyalarımızı toplamaya başladık. Çadırın iplerini bu yaz gününde geçirdiğimiz kıştan kalma günden dolayı buzların arasından zor çıkardık. Eşyalarımızın bir kısmı ıslanmıştı. Kahvaltıdan sonra yüklerimizi katırlara verdik. Bulutların arasındaki ağrı dağının etekleri ve Doğu Beyazıt’ın görüntüleri ile güzel anı fotoğrafları çektik. Küçük ağrının görüntüsü sanki ağrının yavrusu gibi duruyordu.0910 da 3200 kampına doğru yürüyüşe geçtik. Geceyi 4200 kampında dinlenmenin verdiği dinçlikle herkes neşe içinde yürüyordu. Biz aşağıya doğru inerken hava günlük güneşlikti, sanki yağmur kar bizin için yağmıştı. Yolda karşımızdan ağrı valiliğinin düzenlediği zafer tırmanışı için düzenlediği aktiviteye katılan 210 kişilik gurup la karşılaştık. Dar patika inen ve çıkan gurupla sanki kemeraltı gibi kalabalık oldu, onlar bizi tebrik ederken bizde onlara şans diledik. Dağlarda her zaman şansa ihtiyacınız olur. Güzel ve eğlenceli bir inişten sonra saat 12.00 gibi 3200 kampına ulaştık iyi ki yukarda kampa devam etmişiz 3200de çadır kuracak yer kalmamıştı. Gece beygirlerin birisinin tayını kurtlar yemişler. Mustafa Ermiş katırcılar ve 3200 de kalan diğer dağcılarla beraber güzel bir iki gün geçirmiş, ilginç hikayeler dinlemiş.4200de rahatsızlanarak 3200 e,inmek zorunda kalan başkan Orhan Kozanda Mustafa Ermişle beraberdi.Yarım saatlik moladan sonra hep birlikte Orhan beyin rehberliğinde 2200 deki çevirme köyüne doğru yola koyunluk,yolda yörenin köy çocukları yola sıralanmışlar dağdan inen dağcılardan çikolata ve benzer yiyecekleri istiyorlar bazıları da, elde ördükleri örgüleri satmaya çalışıyordu. Bizde çantamızda artakalan bisküvi ve çikolatalarımızı çocuklara dağıttık neşeli bir yürüyüşten sonra 14,30 gibi 2200 metredeki dolmuş bekleme noktasına geldik. Katırlar gelene kadar hilal şeklinde toplanarak aktivite değerlendirmesi yaptık. Aktiviteye katılan herkes duygu ve düşüncelerini belirtti tek tük memnuniyetsizler olsa da genelde herkes memnun ve mutlu idi. Saat 1600,da otele geldiğimizde herkesin saç sakal birbirine karışmış teke gibi kokar vaziyette idi. Sıcak bir duş ve çaydan sonra kendimize geldik. Dağda herkesimde bölgeden, meslekten, kültürden, insanlarla çıkar çatışması olmadan gönül birliği içine dostça zaman geçirmek güzel bir duygu. Gerçi ben mesleğimden dolayı biraz fazla sorulara muhatap olsam da genelde faaliyetten büyük zevk alıyorum. Otele vardığımızda İran Tebriz’e giden gezi gurubu da otele gelmiş bizi bekliyordu. Şark sofrasındaki akşam yemeğinden sonra kaldığımız ve hizmetinde memnun olduğumuz İsfahan otelinin sahibi fettah bey ile beraber İshak paşa sarayının dolun aydaki muhteşem görüntüsü altında güzel bir kutlama yaptık.
AĞRI DAĞI
Ağrı dağı Türkiye’nin en, yüksek dağıdır. Zirvesi 4 mevsim boyunca erimeyen kar takke buzulu ile kaplı volkanik bir dağ olup yüksekliği 5137 metredir. Büyük ve küçük Ağrı dağları Türkiye İran Nahçıvan devlet sınırlarının birleştiği noktaya yakındır. Küçük Ağrı doğuda büyük ağrı batıdadır, Doğubeyazıt ilçesine 15 km mesafede taban çapı 40 km koni şeklindedir. Dünya yanardağ kütlelerinin en heybetlilerinden birisidir. Ağrı dağı Ağrı, Iğdır Van Erzurum, Ermenistan, Nahçıvan, İran’dan rahat görülür. Ülke turizmi açısından büyük bir öneme sahip olan ağrı dağı her zaman karlı, başı dumanlı ve göklerde büyüleyici beyaz zirvesi sonsuza asılmış bulut gibi yeryüzünden kopmuş görünen efsane bir dağdır. Türkülere sinmiş âşıklara ilham kaynağı olmuş, adeta efsaneleşmiş efsanelere konu olmuştur
Ağrı dağı efsanesi büyük üstat Yaşar Kemalin ağrı dağını konu alan ve yöre ve yöre insanını anlattığı destansı bir kitaptır.
Ağrı dağının duruğuna yakın bir yerde güney batı yamacında bir göl vardır adına küp gölü derler bir harman yeri büyüklüğündedir göl. Sam mavi bir sudur, kırmızı keskin ışıltılı kayaların dibindedir. Her yıl bahar gözünü açar açmaz Ağrı dağının tekmil çobanları gölün kıyısına gelirler güneş damgalı kepeneklerini bakır toprağın üzerine serip gölün kıyısına sıralanırlar. Kavallarını çıkarıp doğan günle birlikte ağrı dağının öyküsünü gün batana kadar birlikte çalarlar. Ağrı dağı çobanları güzel kara kederli gözlüdürler, uzun çok güzel parmakları vardır bazısının gür altın sarısı sakalları dalgalanır. Küçük bir kuş çobanlar kaval çaldıkları sürece üzerlerinde döner durur. Gün kavuşunca çobanlar karanlığa karışıp giderken, tam bu sırada gökte dönüp duran akkuş gölün üstüne süzülüp iner kanadını suyun som mavisine daldırır, ince dalgalar genişleyerek gelir bakır kıyılara vururlar sonra iri bir atın gölgesi gölün üstüne düşer süzülür gider (Yaşar Kemal-Ağrı dağı efsanesi)
Türkülere de konu olan Ağrı dağı için söylenmiş nice nice türkü ve şarkı vardır. İçlerinden birisini hatırlayalım dedim.
Ağrı dağının türküsü
Ağrı dağının eteğinde
Uçan güvercin olsam
Türkü olsan dillerde
Diyar diyar dolansam
Başımdaki sevdayı
Karlı dağlaramı yansam
Bu bendeki aşk değil cano cano
Söyle bana nere gidem
Oy ben nidem nasıl edem
Başımı alıp nere gidem
Bu bendeki aşk değil cano cano
Söyle bana nere gidem
 Sen orada ben burada başım yine belalarda
Koyma beni buralarda cano cano
Söyle bana nere gidem
Başımdaki sevdayı karlı dağlara yazam
Bu bendeki aşk değil cano cano
Söyle bana nere gidem.
(Çoban Ali)
 
Yaşar Kemalin efsanede belirttiği gibi çobanlar zayıf ince boylu kara gözlüdürler. Iğdır’a giderken çektiğim ağrı dağı fotoğraflarını incelerken kareye takılan uçan güvercinde çok anlamlı bir anı oluşturdu.
28-8-2010
Saat 7 gibi uyandık dünkü yorgunluk hala üzerimizde.12 kişilik bir grup süphan dağına tırmanmak için otelden erken ayrıldı arkalarında avukat Fatih su döktü yolunuz açık olsun dedik. Süphan Van gölü kıyısında ahlatla Adilcevaz arasında türkiyenin 2, büyük dağı boyu 4058 metre olan eski bir volkandır.ben Iğdır ve çevresine yapılacak olan geziye katılmayı tercih ettim.saat 0910 da Iğdır gezisi için yola çıktık.yolda doğu Beyazıt çıkışında ağrı dağı öyle muhteşem görünüyordu,ki uygun bir yerde hemen dolmuşu durdurarak fotoğraf çekmeye başladık.fotoğrafların birisinde ağrı dağının eteğinde uçan güvercin kareye takılmıştı.ığdıra yaklaştığımız biryerde önde gidendolmuşun lastiğine kocman bir inşaat demiri saplanmış,dolmuş devrilmekten zor kurtulmuştu şansmıdır şanssızlıkmıdır karar veremedik.önce Iğdır girişindeki ermeni soykırım müzesine uğradık.müzeyi çok bakımsız ve toz toprak içinde gördüm oysa müzenin bize anlatmak istediği o kadar çok şey vardı,ki
24-26 nisan 1995 tarihleri arasında Iğdır,da düzenlenen tarihi gerçekler ve Ermeniler konulu uluslar arası sempozyuma çeşitli ülkelerden bilim ve siyaset adamları katılmıştır.Sempozyuma Azerbaycan,dan katılan mimar Prof Dr.Cafer Gayisi nin Ermeniler tarafından katledilen Türklerin hatırasına anıt projesi katılanlar tarafından çok beğenilmesi üzerine anıt projesinin inşasına karar verilmiştir.
Soykırım müzesi için seçilen yer Iğdır ilinin doğu girişi olup Azerbaycan ,İran, ve E rmenistan dan gelen yolların kavşağında dır,dikilen anıt ağrı dağı yönünde yükselmektedir. Müzenin ortasına konulan daire planlı salonda Ermenilerce katledilen şehitlerin sembolik mezar taşı bulunmakta,sağdaki salonda Ermenilerin vahşeti açılan toplu mezarlar,a ait resim ve belgeler sergilenmektedir soldaki salonda kütüphane bulunmaktadır.müzenin orta üstünde 36 metre boyunda 5 adet kılınç gurubu yükselmektedir.Bu baş başa çatılmış kılınç gurubu Türk ordusunun şerefine onunşehit ve gazilerinin aziz hatırasına dikilmiştir.Üstten bakıldığında bayrakta yer alan yıldız görünümündedir.insan elindeki kılınç korkutucudur,baş başa çatılmış kılınç sağlık huzur ve barışın timsalidir.Ayrıca ülkenin vemilletin savunma gücünü göstermektedir.kılınç ların keskin yüzleri dışa yönelmesi dışarıdan gelecek saldırılara karşı her zaman hazır olma anlamına gelmektedir.
Oradan,da Karakoyunlu ilçesine ve Açıkhava müzesinegeçtik.müzenin karşısında çay içerken tanıştığımız yöre halkından Asker Kavak büyük bir misafirperlik gösterek gurubu organik tarım yaptığı elma bahcesine götürdü.Askerin elmaları tam olgunlaşmış yeşil elmalardı ,burayı satmayıp eş dost arkadaşlarına ikram için kullanıyormuş. Bahcenin karşısında ağrının muhteşem görüntüsü yanındaki yonca bahcesindede avlanan leylekler güzel bir görüntü oluşturuyordu.alıvyon lu topraktan oluşan bahçeler cok verimli görünüyor,Iğdır ovası doğu anadoludaki en verimli bölgerin başında geliyor.
Cömertliğinden dolayı Askere teşekür ederek ığdıra doğru yola koyulduk.12,30 da ığdıra vardık.Orhan başkan saat15 de toplanmak üzere guruba serbest zaman tanıdı.ığdırda cadde ve sokaklar genelde temiz ve düzenli esnaf ta kibar ve saygılı idi.sehir son yıllarda bayağı modern leşmiş bir görüntü oluşturuyor.Güzel bir yemekten sonra Haydar Aliyev parkına giderek yeşillikler ve su fıskiyeri,nin olduğu salıncaklı koltuklarda çay içmeye gittik.
Saat 15 de Korhan yaylasına doğru yola çıktık.Korhan yaylası ağrı dağının 2200 metre yükseğinde ığdıra bağlı ve 20km mesafededir.ığdırın ilk yerleşim bölgesi olan Korhan yaylası1860ta meydana gelen deprem sonrası terk edilmiş halk ta bugünkü ığdıra giderek yeni şehri kurmuşlardır. Korhan yaylası yaylacılıkiçin önemli bir yerdir.yaylanın üst kesimlerinde ağrının nadir ağaçlı yeri Korgan meşelikleri daha üstüntede küp gölü bulunur.daha önceki yıllarda yasa dışı örgütün eğitim alanı alan yaylada kurulan jandarma karakolu bölgenin güvenliğini sağlıyor.ığdır valiliğinin yaptırdığı kış sporları tesisleri ise atıl durumda ilgi bekliyor.yaylada küçük ve büyük baş hayvancılığı yapılmaktadır.dürbünle bakıldığında karşıda Ermenistan,ın başkenti Erivan,ın,binaları görülüyor..Yayla bölge halkı için önemli bir gelir kaynağı ve mesire yeri konumundadır.
Akşam yemeğini şark lokantasının önündeki sokağa konulan masalarda yerken yaklaşan refarandum için yerel yönetiçiler propoganda çalışmaları yapıyor halkı referandumu boykata davet ediyorlardı. Gece saat 21 00de bizim için düzenlenen Espava denilen türkü evinde yerel türküçüler,den genelde yerel türkülerden oluşan bir progranm izledik.
29-8-2010
Sabah 07.00 gibi kalktığımda Mustafa Ermişin gene benden önce kalkarak traşını olmuş duşunu almış eşyalarını hazırlıyordu, ben eşyalarımı akşamdan hazırlamıştım.Bu gün doğu beyazıttaki son günümüzdü.kahvaltıdan sonra eşyalarımızı arabalara koyduk arkadaşların bir kısmı van,dan direk olarak evlerine ucacaklar bir kısmıda bizimle beraber van da bir gün daha kalıp 30-8-2010 günü ucacağız.8.45de yola çıktık,ağrı dağına son bir kez baktığımda başında beyaz kar yığını var ama üstünde tek bulut bile yoktu.26-8-2010günü bu saatlerde biz zirvede iken kar fırtınası ile boğuşuyorduk.biz yaz gününde kış tırmanışı yapmıştık oysa şimdi hava pırıl pırıl dağ günlük güneşlikti.buna rağmen zirveye tırmanmanın mutluluğu içinde doğu Beyazıt,tan ayrıldık ,büyük bir otobüsle gelmiş giderken bir midibüse sığmıştık.bir kısım erken ayrılmış bir kısmıda süphan dağında idi.saat10,30da van gölünün yanında,süphan dağının çok net görüldüğü bir yerde fotoğraf çekmek için durduğumuz bir anda süphancıların,da zirve yaptığı haberi geldi,birbirimizi görmeden karşılıklı olarak el salladık.saat 12 gbi van a ulaştık,önce bugün ucacakları hava alanına bırakıp oradanda van iskele öğretmen evine geçtik.Biraz soluklandıktan sonra van şehir merkezine yemeğe gitik,ramazan dolayısı ile çoğu yer kapalı çk nadir açık lokanta var.Girdiğimiz lokantada sigaradan duman altı olmuş vaziyette olmasına rağmen fazla şansımız olmadığından yemeğimizi yemek zorunda kaldık.Batıdaki
sigara yasağı van,a gelmemiş anlaşılan.yemekten sonra van müzesine gittik,müzeleri gezmek için
İzmir,de müze kartı çıkartıp gelmiştik,fakat burada müze girişleri bedava olduğundan pek lazım olmadı.van müzesi eser olarak pek zengin değil,yöreden çıkan tarihi eserlerin bir kısmı yurt dışına kaçırılmış diğerleride Ankara,da sergileniyormuş.müzeden sonra bir dolmuşa binerek van kalesine doğru giderken dolmuşta bol miktarda ilahi ve kur-an dinledik….van,da olduğumuz kısa sürede gezilmesi gereken çoğu önemli yeri gezmeye çalışıyorduk. Van kalesi girişin,de bir sürü küçük çoçuk bizi kapıda karşıladı,amca ,teyze, abla gezdirelim Türkçemi İngilizcemi Almancamı Japoncamı Kürtçemi anlatalım diye soruyorlar.Bu çocuklar daha ilk okuka gidiyorlar,ana girişte 150 cami yanı girişinde 15-20 çocuk bekliyor.kalede gezilmesi gereken yerleri gösterip ezberledikleri kadarı ile tarihçelerini anlatmaya çalışıyorlar. Her birinin 7-8 kardeşi mevcutmuş,ralarında müşteri kapma kavgası eksik olmuyordu. Bizede 10 yaşında Sibel diye bir kız çocuğu eşlik ediyor ,durmadan kaleyi anlatmaya çalışıyor.kale surları restore edilmekte fakat restorasyondan ziyade yeni inşat edilmiş gibi duruyor buda göze pek hoş görünmüyor
Van Kalesi
Antik Urartu kırallığı tarafından kütle halinde taştan yaptırılan ve Urartu,nun baş şehri Tuşpa,yı kuş bakışı gören bir istikam yapıdır.van gölü kıyısında olup vana 5 km mesafededir,sarp bir kayalık yere inşa edilmişdir. Yapı 1800 metre uzunluğunda 120 metre genişliğinde 80 metre yüksekliğinde dir. Kale m.ö.9. yüzyılda lutiprinin oğlu sarduri tarafından yaptırılmıştır. Kalede Urartulardan kalma madır burcu ,analıkız, açık hava tapınağı, kaya mezarları,bin merdivenler, çivi yazıları ,Osmanlı döneminde yapılan sur cami ve sarnıçlar bulunur.kalenin güneyinde eski van şehri bulunmakta etrafında hor hor bahçeleri kaynak suları ile iyi bir dinlenme alanıdır.urartulardan kalan 500 e yakın yazılı kaynaktan öğrenildiği üzere göl ve dağlar onlar için kutsaldır,Urartuların 79 adet tanrı ve tanrıçası varmış.(vikipedia org.)
Saat 17 gibi iskeleye gün batımını izlemeye gittik.van, iskelesi doğudan (iran)gelen trenlerin batıya (Tatvan)a gidişi nin sağlandığı yerdir yani buradaki ulaşım göl üstündeki vapurla yapılmaktadır.iskelenin çevresi mesire yeri olmuş , herkes yaklaşan iftar saati için hazırlıkiçinde,erkekler mangal yakmakla uğraşıyor bayanlarda salata yapmakla meşguller.havada egenin ağustosu gibi bunaltıcı bir sıcak var.güneşin batışını izlerken sanki ege kıyısında imişiz gibi geldi güneş Kuşadası karşısında samos,un üstünde batıyormuş sanki.Bizim oturduğumuz masanın yanındaki masada oturan anna baba ve erişkin kızdan oluşan aile konuşmamıza kulak vermişler siz batıdan sınız galiba dediler. Bizde evet zirve dağcilık külübü,nün ağrı dağı faliyeti için geldiğimizi söyledik. kendilerinin Balıkesir Edremit ten geldiğini emekli hemşire (Tülay) eşinin emekli öğretmen (Halil ) kızlarının da (Esra)yeni sözleşmeli sınıf öğretmeni olması için geldiklerini söylediler.özap ilçesinde işe başlamadan öce kpss sonuçlarının açıklanmasını beklediklerini belirttiler….Tülay hanım benim Edremit,te çalışan Doktor arkadaşımın mesai arkadaşı çıktı, muabbet bayağı uzadı…Öğretmen evine dönerken yolda ezan okudu çaddeler bir anda boşalıverdi.biz öğretmen evine geldikten yarım saat sonra suphan dağına tırmanışa giden gurupta geldi ,bayagı yorucu bir faliyetten sonra 2 kişi eksik olarak zirve yapmışlar .Bu mevsim de süphanda suyun az toprağın fazla yumşak olması faliyet için uygun zaman değilmiş,daha çok bahar aylarını öneriyorlar. Fakat süphan,dan sabah güneşin doğuşunu seyretmenin de çok güzel olduğunuda ekliyorlar.
Van Gölü
Tatvan ilçesi sınırları içinde olan gezi başında ziyaret ettiğimiz Nemrut volkanik dağının patlamsı ile oluşan lav birikintinin suların önünü kapatması sonucu oluşmuş bir göldür.yüz ölçümü3713km kare suları tuzlu ve sodalı ortalama rakımı 1646 metre ortalama derinliği 171 metre en derin yeri451 metredir.van gölü dünyanın en büyük sodalı gölüdür gölde tek bir balık türü (inci kefali)yaşar.göl etrafı 430 kmdir.Biz gezimizde anlatılan van gölü canavarını göremedik.(vikipedi.org)
30-8-2010
Saat 0800de deliksiz bir uykudan uyandım. Duş ve tıraştan sonra kahvaltıya indiğimde, Mustafa Ermiş kahvaltısını bitirmişti bile. Uçak saat 14.55’te kalkacak, biz eşyalarımızı hazırlayıp 13,30da gelecek olan servis gelene kadar bir odaya emanete bırakıp zaman geçirmek için Van şehir merkezine gittik. Öğretmenevi merkezden biraz uzakta. Van’da hediyelik eşya incik boncuk satılan İran ve Avrupa pazarı denilen kapalı alanlar var. Bu pazarları dolaştık çantalarımızda hiç yer olmadığından alış veriş yapma ihtiyacı duymadık, bu arada karşılaştığımız avukat Fatih bey sizi çok güzel bir şiş çiye götüreyim dedi dediği gibi gittiğimiz lokantada çok lezzetli şiş kebaplar vardı.
Uçağımız 14,55te değil de 15.10’da havalandı. Yolda Anadolu’muzu doğudan batıya yukarıdan kuş bakışı izleyerek geldik, doğu ve iç Anadolu’da uçsuz bucaksız bozkırın üstünden geçiyorsun. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan tuz gölü bu özelliğini kaybetmiş küçülmüş bir görüntü oluşturuyordu. Uçak ege bölgesi üstüne geldiğinde altta da yer yer yeşil alanlarda belirmeye başlıyor. İzmir üzerine geldiğimiz de altımız cennet gibi görünüyordu. Sağ salim saat17.15 de Adnan Menderes hava limanına indik saat 17.45’te Özgür’ün minibüsü ile Selçuk’a giderken başarılı bir aktivitenin hoş yorgunluğunu aldırmadan sohbete dalmıştık.
Mustafa Turacı - Selçuk

12 Ekim 2010  23:41:22 - Okuma: (1342)  Yazdır




İstatistik