Yazı

Kılıçdaroğlu Bir “Truva Atı” Mı?
Kılıçdaroğlu Bir “Truva Atı” Mı? 

Etem Kutsigil

Seçim sath ı mailine (eğimli düzlem) girdik ya, torbadan yine kabak tadı veren “türban” çıktı piyasaya.

Bu defa bayrağı CHP’nin Genel Başkanı taşımaya heves etti. O CHP ki, yıllarca “türban”a karşı mücadele vermişti.
Bildiğim Tayyip Bey, size bu meyveyi yedirmez Beyefendi. Aynı şeyi çarşaf  meselesinde, Sayın Baykal da denedi. Her tarafı “yapmacıklık” kokan bu davranış, CHP yönünden istenen sonucu vermedi. Nitekim şimdi de Kılıçdaroğlu’nun bu davranışını, alaya aldı Tayyip Bey. Vücüt diliyle “Arkadaş bu benim iktidarımın kaynağı. Var mı böyle yirmi beşe bakla”(!) der gibi…
Bir başka mesele daha var;
Başbakan Erdoğan’ın “Kamusal alan, kamusal alan, kamusal alan. Allah aşkına yani bu ülkede 7 yıl öncesine kadar bu ülkede kamusal alan yok muydu?” dedi televizyonlarda.
Ben de ona sormak isterim.”Beyefendi, Milli Görüş bu türban meselesini çıkarıp, onu hâşa Müslümanlığın altıncı şartı mertebesine çıkarıncaya kadar, başı açık Türk-İslâm hanımları dinsiz miydiler? Peştamal kadar büyük bezi başlarına sarınca mı Müslüman olunuyor? Başı açık hanımlar konusunda bana inanmıyorsanız, eski aile resimlerimize bakınız.”
Tayip Bey, Kemal Bey, şimdiki sorum sizlere; “Türkiye’nin Türbandan başka tartışılacak, hiçbir sorunu yok mu!!!”
         Bu gördüğünüz hanım anneannem. Doğum tarihi 1874. Yani Osmanlı döneminde, yani Halifeliğin var olduğu dönemde. Beş vakit namazına, beş vakit daha katan birisi. Bir oğlu da …..Tekkesinin Şeyhiydi Girit’te. Resimde anneannem Kur’an okuyor. Başında.yazma var, namaz bezi var. Saçı da görünüyor. Şimdi anneannemin Müslümanlığı eksik mi? Eksik diyenlerin anlını karışlarım.   
Ey gerçek Cemaat ı Müslimin; Siz de bilirsiniz ki, Allah’a Peygambere inanmak, kalben îman etmek ve zihnen inanmakla olur. Bu yüzden Yüce Dinimiz, siyasi propaganda malzemesi yapılamaz!.. Ayıptır, günahtır. Kaldı ki, Kur’an Âyetlerinin para kazanma aracı yapılması, bu uğurda siyasete alet edilmesi Yüce Kitabımız Kur’an’da kesin bir dille yasaklanmış, bunu yapanlar lânetlenmiştir.
İşte bu yüzden Kur’an   SİYASÎ MALZEME YAPILAMAZ!!!  
Gelelim örtülü hanımlara ve hanım kızlarımıza;
Müslümanlığınızı vurgulamak için başınızı örtüyor ve bundan dolayı tahsil yapamadığınızı söylüyorsunuz. Amenna!  
Hangi nedenlerden dolayı bu “hanımların başını kapatması” kuralının geldiği, din adamlarımız arasında tartışmalı olmakla beraber, başınızı örtüyor ve tam bir Müslüman olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Ona da Eyvallah!
 
Ne var ki, hanımlarımız ve hanım kızlarımız; İslâm’da erkeklerin birden fazla eşle evlenmesi, serbesttir. Fakat bir de “Boş ol!” dediği zaman da boşaması durumu var. Bu ikisine de rıza gösteriyor musunuz? Evli olanlar; eşiniz “imam nikâhı”yla evlendiği bir başka kadınla eve geldiğinde, Kur’an ı Kerimde izin veriliyor diye rıza gösterecek misiniz?
Bitmedi; Allah geçinden versin, anne veya babanız vefat edip, miraslarını aranızda paylaştığınızda,  erkek kardeşlerinizin alacağı mirasın yarısını  almaya da râzı mısınız?
Kocalarınızın mutlak hakimiyeti altında yaşamayı, içinize sindirebilecek misiniz?
Meslek sahibiyseniz, mesleğinize devam etmek için, ondan izin alma zorunluluğuna katlanabilecek misiniz?
         ATATÜRK, “Seçme ve seçilme hürriyetinizi” getirerek, sizleri DEVLET YÖNETİMİNE ORTAK ETTİ. Dürüstçe cevap verin, bu haklardan vazgeçmek ister misiniz?
         “Türban takabilme uğruna bu haklarımdan vazgeçiyorum” diyebiliyorsanız “Pes!”
         Bu hakları size tanıyan ve sizi çağdaş değerlere sahip VATANDAŞ sınıfına ulaştıran ATATÜRK’ün İLKELERİNİ savunmak yerine, onu hedef tahtası haline getiren, çirkin siyasetçilerin yalanlarına kanmayın.
Unutmayın ki Atatürk, bu ilkelerini yürürlüğe koyduğunda pek çok Avrupa Devletlerinde bile, bu kadın hakları yoktu.         
Geçenlerde gördüğüm iki başı kapalı hanım kızımız, darlığından nasıl giyip çıkardıklarını merak ettiğim daracık kotlar giymişlerdi. Oysa ki Kur’an ı Kerim erkeklerin dikkatini çekecek, onları imrendirecek kadar, vücudunuzu sıkı sıkıya saran giysileri yasaklamıştır. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Çok dindar olduğuna gerçekten inandığım bir başka hanım, ne yazık ki, Kur’an’ın Mealini bile okumamış…
Bir atasözümüz aklıma geliverdi; “Namazda gözü yok ki, kulağı ezanda olsun”  
Bir bez parçasından dolayı okumaktan vazgeçen kızlarımızın da “okumakta gönlü olmadığı, türbanı bahane ettiği” gibi bir izlenim edinmenin eşiğindeyim.
 
         Kur’an’ın ilk emrini hatırlatayım;
“İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla OKU!
 
Siyasilerin sözlerine uyarak “ikilik” yaratacaklarına, Kur’an’ın bu emrini yerine getirerek tahsillerini tamamlamanın, sonuçta doktor, öğretmen..vs olarak, insanlara hizmet götürmenin sevabı, eminim ki, okulda başını açmanın günahından çok daha büyük olacaktır!.
 
**
Bildim bileli yurdumuz, incir çekirdeği kadar meseleleri, Everest Tepesi’ne dönüştürme ve “kara mizah” yaratma Cennetidir.
Kılıçdaroğlu geçenlerde bir “genel af”tan bahsetmişti.
Ne genel affı… Mahkûm olanlar hak ettikleri cezayı “hafifletici sebepler, mahkemedeki iyi hâli” indirildikten sonra, ceza mı çekiyorlar ki? “Yakalanan hırsızın, birini yaralayan adamın” mahkemeleri, dışardan görülüyor. “Habur olayı” daha unutulmadı…
Hal böyleyken gündem değiştirmek ister gibi sözlerini işittikçe, aklıma gelmiyor değil;
“Kılıçdaroğlu acaba CHP’yi içerden vurmak için, reklamı yapılan bir “Truva Atı” mı?  
**
KÜRT AÇILIMI
Yıllardan beri Türkiye’mizin başında kanser gibi gittikçe büyüyen sorun, daha ciddi bir şekilde masaya yatırılacak gibi. Yatırıladursun bakalım.
Fakat düşünmeden edemiyorum.
Gençlik yıllarımda, Fakültede olsun, Diyarbakır’da olsun pek çok Kürt arkadaşım vardı. Şimdi de var. Kişisel olarak bazı huylarından ötürü sevmediğim bir-iki kişiye karşılık, evimi, kollarımı severek açtığım pek çok Kürt arkadaşım var. Hiçbirisini kendimizden ayrı düşünemiyorum.
Zaman zaman sorunları konuşuyoruz. Hak verdiklerim de var. Katılmadıklarım da…
Fakat bunları tartışırken, uygarca konuşabiliyoruz. Bize kalsa, meseleleri çok daha kısa zamanda çözeriz.
Fakat BDP sözcülerinin “ateşe benzinle giden” söz ve davranışları, sonuca Öcalan’la gidilebileceğinin savunulması devam ettikçe, akıllıca ve her iki tarafın kabul edeceği bir sonucun çıkması engellenmektedir.
Kaldı ki, BDP’nin istediklerini yaparsak, PKK silâh bırakırsa, üç-beş yıl sonra başka bir isimle yeni bir PKK’nın çıkmayacağının garantisi var mı?
Şurası unutulmamalıdır ki, Osmanlı Döneminden bu yana, Doğu İllerimizde yapılan Okullar, Üniversiteler, Hastaneler, Barajlar, Yollar, Fabrikalar ve daha nice güzel şeyler, CUMHURİYET DÖNEMİNDE yapılmıştır. Kürt zenginleri, Kürt Ağaları doğup büyüdükleri şehirlere yatırım yapacaklarına, Devletten teşvikleri alıp, Batı’da yatırım yapmışlardır. Yani oradaki Kürtleri işsiz bırakıp, onlara ihanet etmişlerdir.
Bu yüzden Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti’yle değil, onları sömüren Toprak Ağaları, Aşiret Ağaları ve Şıh’larla uğraşmalıdırlar. Bunlarla, -yasaların belirlediği ölçü ve şekillerde- mücadele etmeleri halinde, eminim ki,  Kürtlere de, Türklere de çok daha yararlı olacaktır. Bu olmazsa….
Meselenin kökten çözümü, şarkının dediği gibi ZOR DOSTUM ZOR… olur!
 


12 Ekim 2010  00:39:28 - Okuma: (573)  Yazdır




İstatistik