Yazı

Kutsal Mabetlere İçkili Mekânların Mesafesi
Kutsal Mabetlere İçkili Mekânların Mesafesi 

Asil S. Tunçer

Geçen gün bir ulusal gazetede kutsal mabetlerle eğitim ve sağlık kurumlarının yakınlarına açılan içkili mekânlar hakkında bir tepki ve eleştiri yazısı okudum.

İki gün önce de İsabey Camii’ne grubumla yaptığım bir turda içeride başıkabak, kısa etekli ve omuzlarına kadar açık bluzlu hanımların da aralarında bulunduğu bir grup gördüm. Ben ise grubumdaki hanımlara ısrarla içeriye örtünmeden girilemeyeceğini bilhassa belirttiğimde içerde karşılaştığım manzara karşısında hem dumura uğradım hem de grubuma karşı büyük bir çelişkili durum yaşadım.  
Kutsal mabetlere içkili mekânların yakınlığı ve uzaklığı ile ibadethanelere girerken uymamız gereken kural ve dikkat etmemiz gereken hususlar konusunda daha önce yazılan yazıların çoğunluğu kişi veya kurumları hedef alan, onları eleştiren veya daha da ileri giderek saldıran tarzda yazı ve yorumlardan ibaretti. Bense sizlere bu tarz yazıların ve yapılan yorumların yerinde olup olmadıklarını daha iyi anlatabilmek ve de herhangi bir kişi veya kuruma ilişmeden konuyu irdelemek ve sorunun özünü kavrayabilmek için bu yazıyı kaleme aldım. Yazının tümünü okuduktan ve örnek uygulamalara göz attıktan sonra neyin ne olduğunu hep birlikte karar verelim.
Örnek 1: İlk örneğimiz yurtdışından:
Moskova Belediyesi, Müslümanların dini bayramları ve Ramazan'da cami yakınlarında içki satışına yasak getirdi. Moskova Belediye Başkanı Mihail Lujkov,'un imzaladığı içki yasağı kararı yürürlüğe girdi. 11 Ağustos'tan itibaren yürürlüğe giren karara göre; Moskova'daki cami çevrelerinde alkolü bütün içeceklerin satışı yasaklandı. Yeni karar göre cami yakınlarında bulunan mağazalar, dükkânlar raflarındaki içkileri indirdi. Söz konusu yasak seyyar satıcıları da kapsıyor. Uygulama ayrıca camilerin Rusya'da halkın büyük ilgi gösterdiği Ramazan çadırını da kapsıyor.”
 
Örnek 2: İkinci örneğimiz yurtiçinden:
1945 senesinde müzeye çevrilen tarihi Kariye Camii’nin bahçesinin bir bölümü, Kültür Bakanlığı’na bağlı DÖSİM tarafından, caminin yanında bulunan ve içki servisi de yapan Kariye Oteli’ne tahsis edildi.
Kariye Oteli’ne kâffe olarak işletmesi için tahsis edilen alan, Kariye Camii ile otel arasında bulunuyor. Proje çerçevesinde otel ile cami arasındaki duvar kaldırılıp müze bahçesi otele tahsis edilecek. Otel ile yapılan sözleşmede alkol tüketilmeyeceğine dair bir hüküm de yok.
1945 senesinde müzeye çevrilen tarihi Kariye Camii’nin bahçesinin bir bölümü, Kültür Bakanlığı’na bağlı DÖSİM tarafından, caminin yanında bulunan ve içki servisi de yapan Kariye Oteli’ne tahsis edildi. Otelin, bu alanı kâffe olarak işleteceği öğrenildi. Cami bahçesindeki kâffede içki servisi yapılıp yapılmayacağı tartışma konusu olurken söz konusu otelin menüsünde içkinin her türlü çeşidi bulunuyor. DÖSİM ile otel yetkilileri arasında yapılan sözleşmede alkollü içki satılmayacağına yönelik hiçbir hüküm yer almıyor. İçki servisinin yapıldığı Kariye Oteli, tahsis işlemi ardından caminin altında bulunan ağaçları keserek çevre düzenlemesine başladı. Otelin, Kariye Camii ile aralarında bulunan sınır duvarını da yıkarak, kendi alanlarına katacakları öğrenildi.
İstanbul Edirnekapı`da bulunan tarihi Kariye Camii’nin bahçesinin büyük bir bölümü, Kültür Bakanlığı’na bağlı Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü (DÖSİM) tarafından müzenin yanında yer alan Kariye Oteli`ne tahsis edildi. Cami bahçesinde bulunan söz konusu alan, DÖSİM’in onayıyla Kariye Oteli tarafından kâffe olarak kullanılacak.”
 
Şimdi de mevzuat ve yönetmelik ne diyor; onu dikkatlice inceleyelim.
İÇKİLİ YER BÖLGESİ OLARAK TESPİT EDİLEMEYECEK YERLER:
İÇKİLİ YER BÖLGESİ;
A) HÜKÜMET BİNALARI, HAPİSHANE VE ISLAH EVLERİ; HER TÜRLÜ MABET, DİNİ KURUM VE KURULUŞLAR; SANAT MÜESSESELERİ, MADEN OCAKLARI, İNŞAAT YERLERİ; PATLAYICI, PARLAYICI, YANICI VE BENZERİ TEHLİKELİ MADDELER ÜRETİLEN, SATILAN VE DEPOLANAN YERLER İLE GAZ DOLUM TESİSLERİ YAKININDA,
B) KONAKLAMA YERLERİ HARİÇ OLMAK ÜZERE, OTOYOLLARI VE KARAYOLLARININ HER İKİ TARAFINDA SINIR ÇİZGİSİNE İKİ YÜZ METREDEN YAKIN MESAFE İÇİNDE,
C) OTOGAR VE OTOBÜS TERMİNALLERİNDE,
D) RESMÎ VE ÖZEL OKUL BİNALARI, İLK VE ORTA ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN BARINDIĞI ÖĞRENCİ YURTLARI İLE ANAOKULLARINA YÜZ METREDEN YAKIN MESAFE İÇİNDE, TESPİT EDİLEMEZ.
222 SAYILI İLKÖĞRETİM VE EĞİTİM KANUNU İLE 625 SAYILI ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI KANUNU KAPSAMINA GİRMEYEN EĞİTİM-ÖĞRETİM KURUM VE TESİSLERİ İLE ÖĞRENCİ YURTLARI VE (A) BENDİNDE BELİRTİLEN YERLER İÇİN MAHALLÎ ŞARTLAR DİKKATE ALINARAK BELEDİYE SINIRLARI VE MÜCAVİR ALANLAR İÇİNDE BELEDİYE MECLİSİ, BU SINIRLAR DIŞINDA İL GENEL MECLİSİ TARAFINDAN BELİRLİ BİR MESAFE, TAYİN VE TESPİT EDİLİR.
KARAR VE KROKİNİN HAZIRLANMASI
TESPİT EDİLEN İÇKİLİ YER BÖLGESİ, BELEDİYE SINIRLARI VE MÜCAVİR ALANLAR İÇİNDE BELEDİYE MECLİSİ, BU SINIRLAR DIŞINDA İL GENEL MECLİSİ TARAFINDAN KARAR ŞEKLİNDE TUTANAĞA GEÇİRİLİR VE KARARA ADRES BİLGİLERİNİN BULUNDUĞU TASDİKLENMİŞ ÖLÇEKLİ KROKİ EKLENİR.”
 
Şimdi Kariye Müzesi (Camii) hâlihazırda ibadet edilen bir yer olmaması açısından konumuzla direk bağlantı arz etmeyebilir ama genel anlamda günümüzde yaşanan inanç ve geleneklerden uzaklaşma ve kopukluk hususunda yaşanan kırılma noktası itibariyle benzer bir bağlantı vermesi açısından ilgili kabul edilebilir.
Gelelim tüm yasa ve yönetmeliklerin yanında vatandaş ne diyor? Bu konuda tabii ki farklı görüşler var: İçki her yerde içilsin diyenlerle içki içilen yerlerle içilmeyecek yerler ve özel veya kutsal mekânlara yakınlığı ya da uzaklığı hususları bir karara bağlansın diyenler.
Bu konu şu yönüyle tartışmaya açık. Bir baba vardır çocuğunu bakkala içki veya sigara almaya gönderir, bir baba vardır göndermez. Genç vardır otobüse yaşlılar binince onlara yer verir diğeri oralı bile olmaz. Komşu vardır sizden biri ölünce evde 1–2 gün müzik çaldırmaz, diğeri ne hastalığınızda ne de vefatınızda kapınızı çalar. Bilmem anlatabildim mi?
Bu olay kanun ve yönetmeliklerden çok bir etik ve saygı olayı. Görgü ve örfi yaptırımların kişi ve kurumlar üzerindeki etkisi, tepkisi olayı. Cami yakınında içki yasaklansın denilince şeriatçı da atfedilebilirsiniz veya tam tersi izin verince çok liberal ve demokrat da. Yalnız asıl mesele de meselenin kendisinde gizli. Yani her içki içen demokrat içmeyen şeriatçı mı? Veya tam tersi… Demokratsak camide içki mi içelim veya şeriatçıysak meyhanede namaz mı kılalım? Okuduğunuzda ne kadar tezat ve saçma sözler gibi geliyor değil mi?
Bir turumda Konya’da Alâettin Camii’ne başı açık girmeye çalışan bir hanımla kapıdaki görevlinin tartışmasını hala anımsıyorum. Ne o hanım başını örtmek zorunda kalınca demokratlılığından bir şey kaybetti, ne de şeriatçı oldu. Tüm sorun saygı ve hoşgörüde nihayetleniyor; neyi nerde ve nasıl yapacağımızda düğümleniyor. Şimdi nasıl meyhanede namaz kılınmaz ve içki içilirse o zaman gelin bunu da camide namaz kılınır içki içilmez yapalım.
Bir kere bu iki olgu birbirine tezat olup yan yana durmazlar. Açıkçası içerik ve amaç açısından zıt eylemlerdir. Hiç unutmuyorum; Aziz Yuhanna Bazilikası’nı gezdirdiğim Hıristiyan grup, içeriye izinsiz girmiş ve kuytu bir köşede bira içen gençleri görünce tepki göstermişlerdi… Ben de yine bir turumda İsabey Camii’nde uygunsuz davranışlar sergileyen ve gürültü yapan gençleri uyarmak zorunda kalmıştım. Sonra da üzülmüştüm; niye daha fazla hoşgörülü olamadım diye? Kutsal bir mabede saygısızlık yapanları hoş görememiş, uyarmıştım. Buna rağmen gençlere çıkıştığım için kendimde bir sıkıntı hissettim. Sonuçta onlar gençti… İşte burada asıl soru karşımıza çıkıyor? Ne ve nereye kadar hoşgörü… Cevabı da sanırım yine bizde: yerini ve ayarını iyi kararlayıp, karşılıklı anlayışlı olmakta. Ne ezan okurken ne de müzik dinlerken sesi çok açmamak, başkalarını rahatsız etmemek, dinlenene, uyuyana saygılı olmak ve ve ve kulağa hoş gelecekken dozu kaçırıp gürültü ve kirliliğe neden olmamak… Kısacası; saygılı olmak ya da olmamak; hoş görebilmek veya görememek. İşte bütün hadise bu… Her şeyi yerinde, zamanında ve ayarında yapabilmek. Zira yerleri, zamanları ve mekânları karıştırmaya başlar ve neyi, nerde ve nasıl yapacağımızı bilemez duruma gelirsek vay o zaman halimize…
Vatandaş cenazede müzik, camide ve okulda içki, hastanede de gürültü istemiyor. Aynı zamanda yine aynı vatandaş, camilerin hoparlörlerinin çok yüksek seste olmamasını, Ramazanda davul çalınmamasını, çağdaş yaşamın bu tip eski adet ve uygulamaları kabul etmeyeceğini söylüyor. Biz bir şey yaparken yanımızdaki rahatsız olmamalı, üzülmemeli. O zaman o yaptığımız, tanrıya ibadet olmaktan çok yine tanrının bizden başka bir kuluna işkence etmek olur. Anlamı kalmadığı gibi sevabı da kalmaz.
Siz buna ister gericilik, ister ilericilik isterseniz delicilik veya isterseniz bilmem necilik deyin. Bu kanunlardan çok aldığımız aile ve toplumdan aldığımız eğitim ve terbiyeyle alakalı bir durumdur. Bu anne-baba saygısı, çocuk ve yaşlı sevgisi, şehitlik ve gazilik mertebesi gibi inandığımız ve yüzyıllardır benliğimizde, kültürümüzde ve aileden başlayan okulla süren ve içinde yaşadığımız toplumla nihayetlenen kültürümüzün, bizi biz yapan değerlerin bir parçasıdır.
Saygı-sevgi çerçevesinde her şeyin çözülebileceğini tarih ve sosyoloji hep göstermiştir. Zaten uzun soluklu, barışık birliktelikler karşılıklı yarar ve zarar hususlarının dikkate alınmasıyla mümkün değil mi?
Türkler tüm topluluk ve halklara kardeşliği, barışı, saygıyı ve sevgiyi taşımış, tanıştırmış ve bu teoriyi pratiğe çok başarılı dönüştürmüş bir ulustur. Biz, kendimize has değerleri ve dinamikleri olan bir halkız, milletiz. Bunları çok iyi korumak ve yarınlara taşımak zorundayız.
Unutmayınız; toplumları ne iktisadi ne de siyasi çalkantılar yıkabilir. Asıl ahlaki çöküntüler toplumlara en büyük zararı verir, felaketi yaşatır. Ülkeleri ayakta tutan aile, çevre, toplumsal ve ulusal değerlerdir. Biz Türkler bu yönümüzle benzerlerimizden ayrılırız. Bize has ve özel olan bu zenginliğimiz hiçbir değerle kıyaslanamaz. 
Zaten onlar da olmasa başka neyimiz kaldı ki…


4 Ekim 2010  00:07:09 - Okuma: (649)  Yazdır




İstatistik