Yazı

İsabey ve Savarona
İsabey ve Savarona 

İbrahim Becer

Eskilerin deyimiyle konu ekmekli konu, yazsan yazarsın da çok uzatmanın gereği yok.

Efendim, Vakit Gazetesinin acar muhabiri geliyor, Selçuk İsabey Caminin yakınlarında içkili lokal olduğunu keşfediyor, bunu kutsal mekanlara saygısızlık olarak addediyor, gazetede veryansın ediyor falan filan…
         Buraya kadar her şey normal. Selçuk’un neyle gündeme geleceğini sanıyordunuz siz? Komedi de bundan sonra başlıyor zaten. Ege’nin bu haraptar köyünün, “selamsız bandosu” kadrosuna dâhil ne kadar Laik ses sanatçısı varsa bülbül gibi şakımaya başlıyor.
         Beyler, bu bir haberdir ama önemli bir haber değildir. Mevzuatı üç aşağı beş yukarı bilen biri, ibadethanelerle, bu tür mekanların arasında belli bir mesafe olması gerektiğini zaten bilir. Bunu idrak edebilmek için basın danışmanı olmaya da gerek yoktur, avukat olmaya da. Fakat konuyla direkt olarak ilgili cami cemaati için “mesafe” herhangi bir önem içermez. Çünkü ibadet için camiye gelen cemaat, caminin dışıyla değil, içiyle ilgilidir. Yani cemaat, tabiatı gereği bu tür mekanlara zaten mesafelidir.
         Yine de sağolsun yasa koyucu belli bir uzaklığı hesap etmiş ve düşünmüş.
         Ama yasa koyucu bazı konuları es geçebiliyor. Aynı günlerde gazetelerin manşetlerini süsleyen bir başka haber vardı hatırlayın. Atatürk’ün son günlerini geçirdiği “Savarona” isimli yatta fuhuş yapıldığı tespit ediliyor ve Jandarma tarafından yapılan baskında ikisi on sekiz yaşın altında olmak üzere bilmem kaç tane hayat kadını yakalanıyor falan filan…
         Bi laik yaygara da oradan koptu ama yatı kiralayan işletmecinin sesi daha gür çıktı: “orası bir işletmedir; nasıl ki otele gelen müşteriye ‘içeride ne yapacaksınız?’ diye soramazsan buraya gelen adama da soramazsın” deyiverdi. Adam kibarlığı elden bırakmamış, kabaca diyor ki; “bastım parayı, aldım yatı. İçinde ne yaptığım kimseyi ilgilendirmez. Çok değerliyse malın pazara çıkarmayacaktın hemşerim.”
         Çok fazla hukuk bilgim yok ama iş mahkemeye aksederse ve özel hüküm yoksa adam haklı. Gerçi bu kadar gürültüden sonra bir orta yol bulunur da meselenin orasında değilim.
         Demek ki neymiş; herkesin bir kutsalı varmış ve birbirimizin kutsallarına saygı gösterdiğimiz müddetçe sulh içinde yaşayabilirmişiz.
         Bak benim Laik bezirgân arkadaşım dinle: ibadethanenin yanında meyhane pek şık olmayacağı gibi, Atatürk’ün yatında da kerhane işletilmez. İsa Bey Cami’nin sağında solunda ne olduğu beni zerre kadar ilgilendirmiyor. Ben yapının içiyle ilgilenirim daha çok. Hem hakkını da yemeyelim, oradaki çay bahçesinin arkasında bahçemiz olması hasebiyle çok şahit olmuşumdur ezan sırasında müzik sesinin kısılmasına. Neticede o mekânları işletenler Hindistan’dan gelen gurular değil. Bu topraklarda doğmuş, büyümüş, aynı dine intisap ettiğimiz insanlar. Gerekli saygının ne olacağı ve nasıl gösterileceğini bizden iyi bileceklerdir.
 Ama, Atatürk’ün son günlerini geçirdiği yatta eşek kadar adamlara, on altı yaşında kızların servis edilmesi seni rahatsız ediyorsa bu olay da birilerini rahatsız edebilir. “naneye gelince kıt kıt, sapına gelince meee olmaz!” ya da şöyle anlatayım: “keser gibi olmaz hep bana hep bana, rende gibi de olmaz hep sana hep sana, testere gibi olacak; bir sana, bir bana”
         Bir de şöyle anlatayım: İslam fıkhında, erkekler için avret mahali göbek ve diz kapağı arasındaki bölüm olarak işaret edilmiştir. Yani bir erkek bu bölgeleri kapalıysa ibadet edebilir. Fakat yasa koyucunun bu hükmüne rağmen kimsenin bu özgürlüğü kullandığına şahit olmadım ben. Çünkü yazılı kurallara rağmen bir de sözlü kurallar vardır. Gelenek, görenek, örf, adet ne dersen de. Toplumsal hayatın kurallarını belirlerken olaya bir de bu çerçeveden bakmak zorundasın.
         Sonuçta İsabey Cami’nin sağında solunda ne olduğu beni zerre ilgilendirmiyor. Defalarca gittim ama ne elime masura alıp ölçtüm nereye ne kadar uzak diye, ne de demir pencerelerinden neresi görünüyor diye baktım.
         Ben daha çok şadırvanın başına oturup mezar taşlarına bakardım…


2 Ekim 2010  00:19:13 - Okuma: (791)  Yazdır




İstatistik