Yazı

Kırk Katır Mı, Kırk Satır Mı?
Kırk Katır Mı, Kırk Satır Mı? 

Hüseyin Taşyakan

AKP iktidarı ile başlayan süreçte, iktidarın karşısında olanlar için başlıktaki seçeneklerin dışında üçüncü bir tercih yoktur sanırım, zira üçüncü bir seçenek arayacak olursak o da AKP' nin tüm yanlışlarına sesinizi dahi çıkarmadan seyirci kalmak olacaktır ki; bu nun da nihayetinde kraldan çok kralcı ve hatta yalakalık konumuna düşersiniz.

Şahit olduğumuz üzere, bu ülkede sırf iktidar karşıtı duruşa sahip olduklarından ötürü bir çok yazar baskı ve tehditle susturulmaya çalışılmıştır. Aleyhlerinde görüş bildiren ne kadar aydın kesim varsa, iktidarın senaryo makinesi gibi çalışan yandaş gazeteler tarafından üzerlerine türlü pislikler yaftalanmıştır. Görevi ülkedeki adalet olgusunu yaşatmak olan iktidarın, bunca uydurma senaryo ve iftiralarla hayatları zindana döndürülmüş ve üzerlerine henüz tek bir suç dahi isnat edilemeden aylardır hapislerde tutulan bu insanların da Türkiye Cumhuriyeti nin vatandaşı olduklarını ve en az kendileri kadar demokratik haklara sahip olduğunu unutması da oldukça manidardır. İktidar bu ayrıntıyı unutmalı ya da öyle görünmelidir ki; söz konusu bu insanlar AKP' nin tarafı olmuyorlarsa bertaraf edilebilsin....
   Sözünü ve bildiğini sakınmadan söyleme cesaretine sahip ender yazarlarımızdan Emin Çölaşan' ın yaşadıklarını bu ülkede aklı selim olan herkes bilir. Ancak, iktidarın ve özellikle öksürüğünü bile matah bir meziyetten sayarak salya sümük o nun yalakalığını yapanların da bir gerçeği görmesi gerekir ki; Onca haksız saldırı ve en önemlisi etrafında olup kendisini iktidara karşı satan gazeteci müspettesi adamların olduğu bir ortamdan sonra, bugün yazılarını neşrettiği gazetenin trajının 20 binlerden 150 binlere çıkması bu halkımızın yalanla dolanın, doğru ile dürüstün nerede olduğunu bildiğinin de açık göstergesidir.
     Geçtiğimiz günlerde de, Bekir COŞKUN, Yılmaz ÖZDİL v.b iktidar aleyhinde yazan önemli yazarlarımızın da ya gazeteden kovulmak ya da yazılarının yayınlanmaması suretiyle, kral çıplak diyenlerin bertaraf edilmesi, bazı saftiriklerin inandığı gibi AKP' nin demokratik ve özgürlükçü bir ülke arzusunun değil, yanında durmayanları susturmak ve elinden geliyorsa sokağa bile çıkartmamak gibi bir maksadının olduğunu göstermektedir.
    En nihayette geçtiğimiz günlerde patlayan Hanefi AVCI olayı da, artık bu iktidarın sopayı aba altından göstermekle yetinmeyip; açık açık havada salladığını göstermektedir. Şimdi, körü körüne AKP ye yalakalık yapan liboş aydın takımı da diyecektir ki; Devletin emniyet müdürü yasadışı bir örgüte yardım ediyor ve de o nun üyesiyse ceremesini çeker. İyi de adama sormazlar mı, 8 senedir iktidarda olan ve halkın kendisine devlet olma görevini verdiği yetkililer Hanefi AVCI hakkında bu kararı almak için kitabının piyasaya çıkmasını mı bekledi? Dedik ya, ya sükut ederek olanlara seyirci kalacaksınız, ya da konuştuğunuz anda kırk katır mı, kırk satır mı yaptırımlarına muhatab olacaksınız. Hanefi AVCI kitabında cemaatin devlet kadrolarına nasıl sızdığını ve hatta ele geçirdiğini belgeleriyle anlatıyor, yani bir bakıma vatandaşın zaten uzun süreden beri bildiği bir oluşumu belgeleriyle ispatlıyor. (Amerika' dan abuk sabuk beyanlar gönderen şahsın Türkiye' de olası bir devrim anını özlemle bekleyip buraya Humeyni edalarıyla gelmeyi arzuladığını zerre kadar aklı olan herkes bilir.) Hanefi AVCI' nın başıma neler geleceğini bilerek bu nu yapıyorum demesi de hem iddialarının doğruluğuna güvenmesini, hem de  bu ülkede iktidar marifetiyle hak ve özgürlüklerin yanısıra bildiğini söyleyebilme hakkının dahi olmadığını gösterir. Bu tespitimiz özellikle de Efesten Haberler sitesi yazarlarının sayfalarına girip girip kendileri gibi düşünmeyenlere de salya sümük saldırarak AKP ile özgürlükçü ve demokratik bir düzen geliyor diye avazı çıktığı kadar bağıra bağıra, işkembe-i kübradan sıyırıp duran yalakaları da yakından ilgilendirir. Anayasa değişikliği hususunda da  yargıyı ele geçirme iddiamız karşısında inatla yapılmak istenenin daha çok özgürlük ve demokratik haklar teranesini okuyan  bu zavallılar, bizim baştan beri senaryosunu bildiğimiz üzere Adalet Bakanlığı Müsteşar yardımcısının HSYK' ya aday olmasıyla başlanılan süreç hakkında, yine utanıp sıkılmadan türlü türlü bahanelerle  yalakalık vazifelerini yerine getireceklerdir. AKP halka hap diye yutturduğu bu pakette yurt sathındaki mahkemelerde görev yapan yargıç ve savcıların aday olabilceğini açıklamıştı. Oysa müsteşar yardımcısı 1. sınıf yargıç statüsünde olmasına rağmen, mahkemedeki kürsüde değil, bir birokrat olarak Adalet Bakanlığı' nda bulunuyor. Hemen ardından da kraldan çok kralcılık yapan yalakaların bağırıp çağırmalarının aksine, dünya üzerinde hiç bir ülkede görülemeyeceği kadar anti demokratik bir zihniyetle, YSK' nın adaylar propoganda ve tanıtım çalışması yapamayacaklar kararı geliyor!. Yani adaylar sadece kulis faaliyeti gösterebilecekler. Sözün kısası adaylar, kulis faaliyetini ellerinde bulundurdukları imkanlarla en iyi yapan iktidar ile Fethullahçıların kulis çalışmalarından destek almak zorunda bırakılacaktır.
   Tüm bu toz duman gündem maddeleri arasında da halkımızın dikkatinden kaçırılarak; gizli görüşme toplantılar sonucu, bir yandan hükümet kanadı açık açık PKK ya destek verip Türkiye' yi aşağılayıcı beyanlar vermiş Barzani' nin ayağına gidiyor, diğer yandan da BDP den bir millet vekili iktidardan aldığı cesaret ve imralıdan aldığı icazetle oraya gidip, 40 bin kişinin katilini koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti' nin muhatabı konumuna sokuyor. Sorsanız ortak amaç terörle mücadele diyeceklerdir. Yaşını doldurmamış bebelere bile kıyabilecek kadar insanlıktan çıkmış olanları ve göstere göstere onlara yataklık edenleri muhatab alarak bu işi çözüleceğini sananların ne kadar yanılgı içinde olduğunu görmemiz için çok beklemeyeceğiz...
  Bu arada referandum sonrası oy dağılımı üzerine düşüncelerini açıklayan, bazı zevatın özellikle İzmir üzerine yaptığı yorumlara ve yazdığı yazılara da kısaca değinmek gerekir. Rahatsızlığınızı biliyoruz, İzmir sizin ve yalakalığını yaptığınız din bezirganlarının attığı oltaya zıplayacak kadar balık olmamıştır asla. İzmir' li olmak önemli bir ayrıcalıktır, zira Başbakanınızın en az 3 çocuk yapın ifadesinde bile hangi gayenin saklı olduğunu bilir İzmir halkı. Zaten zor geçinir hale getirdikleri miilletin, Uzun vadeler de en az 3 çocuk yaparak eğitim hizmetini veremeyeceğinden ötürü daha kolay ikna edeceği bir topluma dönüşme çabasını da ilk sezinleyendir İzmir' liler. Kraldan çok kralcılıkla, Recep Tayyip Erdoğan' ın bile asla aklından geçirmeyeceği kadar bir kindarlıkla İzmir' lilere saldıran bu yanaşma ve yalaka takımının karın ağrıları sonsuza kadar sürecektir, zira Türkiye' nin bir çok yerinde olduğu gibi Cumhuriyet aşığı her İzmir' li, ülkesini cemaatlerin at koşturduğu bir ortama sürükleyen iktidarların yalakalığını yapıp başı eğik gezeceğine, kırk katır mı kırk satırmı zulümlerine maruz kalmayı göze alacak kadar onurludur....


29 Eylül 2010  15:45:39 - Okuma: (915)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik