Yazı

Madalyon Misali: Birde Bu Yüz
Madalyon Misali: Birde Bu Yüz 

Sevgi Melek

Tam seçim günü, 12 Eylül’de İsveç Stockholm’de iki kişi konuştu.

1980 İhtilalinde asılan Erdal EREN’in avukatı Metin TOKTAY ve Necdet ADALI’nın avukatı Mehdi BEKTAŞ. İki avukat, salonda bulunan çoğunlugu öyle yada böyle 12 Eylül mağdurlarıyla söyleştiler. 30 yıl öncede olsa acısı dipdiri duran ihtilal ve bu gün yapılan referandum hakkında konuşuldu. ‘’bunun hesabı yargıya sorulmayacak mı?’’ sorusuna avukat Mehdi BEKTAŞ kesin cevap verdi. ‘’Sizi bizi kandırıyorlar. Bu anayasa değişikliğiyle sizin istediğiniz hesap sorulmaz. İhtilalcılara dava açılır ama açıldığıyla kalır. Yasa geriye işletilemez, olay zaman aşımına kalır, dava ilk duruşmada düşer.’’
         Bunu ilk agızdan dinleyebiliyorsunuzda, hala nasıl gözünüzü hırs veya o zamanki acınız bürümüş oluyor? O zamanı yaşayan ilk ağızlardan dinliyorum, gerçekten dinlerken bile tüylerim ürperdiğini de hissedebiliyorum, fakat, bu zamanda anlatılmak istenenle ‘yani yapılmak istenenle’ sizin istediğiniz şeylerin farklı oluşunu nasıl görmezsiniz. Evet sana sesleniyorum 58. Bakma öyle sana diyorum 58! Bana mantığını koyupda açıklama yapabilen kısım hala çok mantıksız. Evet referandumdu, demokrasiye susulması gerek belkide evet, ama ne kadar demokratik olunabildiğinide tartışmak gerekir. 
         Milleti bu hale getirdikten sonra yapılan referandumdan beklenen hayır, işte buda farklı bir bakış. İktidarda kalım süresiyle ‘cahil toplumu din ile yönetim’ süresi dogru orantılı ilerliyor. Herşey istediği gibi gidiyor. Hiçbir aksaklık tökezleme yok! Var idi, onuda referandum sonrası halledi verdi. Grev hakkını aldı. Geriye ne kaldı? Önceden bir bildirge dagıtmak veya grev yapabilmek için bin tane izinle gerçekleştiriyorduk. Onuda yaparken başında kişi sayınla dogru orantıda polisle yapıyordun ki birde izinini kabul etmeyip seni sabahlara kadar karakollarda ugraştırıyorlardı. Şimdi?
         Her şey günlük gülistanlık. Okul açılmadan başladı gazetelerde çarşaf çarşaf eğitim-öğretim sıkıntıları. Bu ne yağmalamadır, bu ne yüzsüzlüktür. ‘’hiçbir şeyim kalmadı’’ diyince, ‘’donunu getir’’ oldular. Türkiye’de eğitim yıllardır enkaz altındaydı dahada çöktü. Bu yıl ilk öğretim sınıfları 40-50 kişilik sınıflarda okuyacaklarmış. Tek kişilik ilk öğretim ögrencisine sahip bir ailenin yılda o ögrencinini okuluna hercagıdı bütçe 3.131. Bu sadece ortalama. Yılda sadece okul masrafları için evine 3000 lira girecek ailenin sayısı emin olun çok değil.
 Bu masraflar bir yana, bir gerçeğe daha deyineceğim. Düz liselerin anadolu liselerine dönüştürülmesi büyük sıkıntılara yol açtı. Anadolu liselerine puanları yetmeyen ögrenciler açıkta kaldılar. Velilerin çoçuklarına okul bulamazlarken birde okul kayıt parası adı altında alınan ve yasal olmayan paralar tavan yaptı. Bu manzaranın yaşandığı yerlerden biri ise Bayrampaşa. Eğitim-sen 4 no’lu şube başkanı Mehmet SARI ‘’velilerden 2.5 bin tl ve üstünde rakam talep ettiklerini duyuruyoruz’’ dedi. Başkan, ihale yasasındaki usülsüzlükler nedeniyle bütün yaz boyunca bekleyen ve geciken ilçedeki üç düz liseden biri olan Bayrampaşa Tuna Lisesi’nin tadilatını dile getirirken, okulalrın hiçbir alt yapısı olmadan dönüştürüldüğünü ifade etti.Yani açıkca sadece okulun tabelasının değiştirildiğinin, içinde ve özünde hiçbir değişiklik yapılmadığının, çoçukların boşu boşuna sadece bir ‘’Anadolu’’ yazısı uğruna gittiklerini söyledi. Hemde 2.5 bin tl ye!
Bu durumlar, bu hallere getirildi. Bu bir strateji. Unutkan bir toplumuz. Bize zamanında neler vaad edildiğini ama bunların zerresinin yapılmadığını, yerine yeni vaadlerin eklenerek unutulmamızın saglandığını ve farklı araçlarla (tv programları, ergenekon 12345013246456954… . Davası…) aklımızı farklı yönlere çekildiğinin farkında dahi değiliz. Çete, örgüt diye dışarıya değil içeriye denilmelidir.
Urfa’da haftadır kayıt yaptırmak için sıra bekleyen Emine ADAKLI’nın sözlerine bir bakın, ‘’ evde tek çalışan eşim. O da 600 tl maaş alıyor. Ön kayıt olduk, geçen haftadan beri bekliyoruz. Kayıt parası alırlar diye korkuyorum. İsterlerse veremem’’ dedi. Bu ana bu parayı belki verir, ama nasıl verir, ‘ahlaklı’ yollarla para kazanıp onu okutabilir. Aynı Mugla’lı Soner’in olayı gibi.
Anımsatmak isterim. Annesi dershane parasını ödeyemeyince hapse atılan 18 yaşındaki Soner acıya dayanamayıp intihar etmişti. Bu olay haberlerde çalkantıya sebap olmadı referandum kadar. Olması gereken içler acısı bir olaydı. Ama kimse ne Soner’i nede Soner gibilerini görmedi. Onlar o zamanlar ‘Gemicik’ alıyorlardı, sadece Sonerden 2 yaş büyük evlatlarına. Emine Hanım’a diyelim ‘üç çoçuk’ yapsın. Belki onların kayıt paralarını büyüdüklerinde ödeyebilir. Hani birininkini ödeyemiyorya üçününkini kesin öder. Sen getir bu hale o ana kesin yapar. 
Fark ettiyseniz zaten her konuya parça parça değindim. Sonunu fazla bitirmeden bunlara cevabı 58’e bıraktım. Bunlara anlatmamdaki gaye şu: (hani soran arkadaşlarım varya ‘bunu yazmadaki gaye ne’ diye, sanki her işi yaparken gayesi varmış gibi…) bunlara değinmediyse akıllarınız, düşünmenizi, değinmenizi isterim. Kendi içinizde ufak ufak sentezler yapın en azından. Biliyorum ve anlayabiliyorum. 80 de susturmayı şimdi düşündürmemeyi ögrettiler belleklerinize. Direnin! Davadan vazgeçilmez.
(ayrıca şunuda belirtmek isterimki, yazımın başında bahsettiğim İsveç’deki konferans Türkçe yapılmıştı ve Mehdi BEKTAŞ’ın açıklamasını kimse İsveç’lilere çevirmedi!)
 
Sevgi Melek YİĞİT


23 Eylül 2010  00:03:19 - Okuma: (793)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik