Yazı

İzmir Skolastiği
İzmir Skolastiği 

İbrahim Becer

“Referandum ne getirecek ne götürecek” gibi soruları sormak için de, cevap aramak için de artık çok geç. Halkının temayüllerini üç aşağı beş yukarı bilen aklı başında her insan evladı gibi sonucu tahmin edebiliyordum. Ben daha çok mağlup cenahın sıcağı sıcağına ilk tepkilerini merak ediyordum.

Yakın çevremden başladım ve İzmir beni yanıltmadı. Canan Arıtman, mağlubiyeti “bidon kafa”, “göbeğini kaşıyan adam” bağlamında çözmüş. En azından çözmüş ona sevindim. Sorunları çözmedeki bu ilk başarısı da değildi zaten kendilerinin. Hatırlarsanız, Muazzez İlmiye Çığ’dan aşırdığı Sümeroloji bilgisiyle türban ve Sümer fahişeleri arasında ilişki kurmuş ve türbanını çıkaran kızların özgürleşeceğini muştulamıştı biz düzdeki çobanlara.
         Canan arıtman deyip geçmeyin sakın! Çünkü röfleli saçların altındaki bir İzmir Milletvekili değildir sadece Canan Arıtman. Kendi kutsalından başkasına yaşam hakkı tanımadığı gibi, saygı göstermeyi dahi kendine yediremeyen “İzmir Skolâstiği” kavramını literatüre sokan insandır benim gözümde.
         Rasim Ozan Kütahyalı “faşist” olmakla itham ettiği zaman karnından konuşabilmişti koca İzmir hatırlayın. Karnından konuşmuştu çünkü İzmir’in bir medyası yoktur. Tıpkı sanayisi, ekonomisi, kültürü, sineması, sanatçısı olmadığı gibi. Siyasi arenada kendini temsil edebilecek Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan falan ne dün, ne bugün hak getire. Daha da kötüsü istikbal de vaat etmiyor. Son elli senede çıkardığı tek ünlü Sezen Aksu’dur, Onun da adını salaş bir sokağa vermişlerdi şimdi geri almaya çalışıyorlar.
         Tek numarası Laik refleksidir. Çünkü en aciz kötürüm bile bir refleks gösterir. İzmir de gösterdi zaten, meraklısı internette araştırsın. Bir öneri getirmişler; “Anıtkabir’i İzmir’e taşıyarak Atatürk’ün ruhunu rahatlatacaklarmış”.
         Akli melekelerini kullanma bakımından kıt kanaat geçinen İzmir’in ilk vukuatı da değil bu. Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri olan ve ancak siyasi risk alarak yol kat edebileceğiniz bir mesele olan “Kürt Sorunu” hakkında mecliste oturum yapıldı, İzmir Milletvekillerini ellerinde “Atam İzindeyiz” yazılı pankartlarla gördük televizyonlarda.
         Yirmi beş yıllık bir gayri nizami harp var bu ülkenin topraklarında, yirmi beş koca yıl. Yanlış bilmiyorsam bu alanda bir rekordur bu geçen zaman ve İzmir’in milletvekillerinin bu konuda söyleyecek tek bir cümlesi yok. Üstüne üstlük süreci de sabote etmekle meşguller.
         İnternetin gücünün farkında olmayan bir şehrin elinde kalan tek medarı iftiharı konumundaki fuar açılıyor, açılışa gelen Bakanı yuhalarken yine slogan atıyor İzmir. Hakkını yemeyelim, İzmir’in CHP’li belediye Başkanı çıkıyor kürsüye ve bu ahlaksız güruhu terbiyeye davet ediyor.
         Günlük hayatta karşılaştığı hemen her soruna laik refleksle cevap veren yavan bir tarhana oldu İzmir. Kürt sorunu, ekonomik gelişmeler, Avrupa Birliği uyum süreci, Anayasa değişikliği referandumu falan sorunun içeriğinin hiç ama hiç önemi yok İzmir için. İki yüz kelimeyle konuşan bir insana cahil gözüyle bakılan bir toplumda belleğinde tek bir kelimeyi barındırıyor İzmir.
         Zihniyet bu, daha ötesini beklemeyin hayal kırıklığınız çok büyük olur. Yüz küsur sene önce ilk demiryolunun yapıldığı Güzel İzmir’in içine düştüğü durum bu. Elinden gelse demiryolunun raylarını elleriyle söker bugün. Dışa kapalı, bırakın dünyayı Türkiye’yi anlamaktan aciz, “yaşanılır kentler” sıralamasında dokuzuncu sıraya kadar inmiş, elle tutulur bir markası yok, sporda başarısız, politikada hiç yok, bağnaz bir şehir oldu İzmir.
         Birileri alenen gaz veriyor İzmir’e. “Laikliğin kalesi”, “Laikliğin teminatı” söylemleriyle kendini tatmin eden İzmirliler Godot’yu bekler gibi birilerinin gelip yaşam tarzlarına müdahale etmesini bekliyorlar. Birileri gelmeli Alsancak’ta barlara müdahale etmeli, Kordon’da kendini melteme bırakmış mini etekli kızı taciz etmeli, Ramazan’da oruç tutmayan İzmirli Üniversite öğrencisi Bornova’da dayak falan yemeli ki İzmir’in korkusu ete kemiğe bürünsün.
         En azından elinde bir kanıt olsun istiyor İzmir.
         Ne çare ki bunların hiçbiri olmuyor İzmir’de. Sadece İzmir’de değil Türkiye’nin hiçbir yerinde olmuyor böyle şeyler. Olmadığı için de İzmir’in ruh hali, kendi gölgesinden ürken bir paranoyağın deliliğe adım adım yaklaşması olarak Ülkenin geri kalanı tarafından ibretle izleniyor.
         Yazık ki çok yazık!
         Sadece Batılı yaşam tarzını benimsediği için kendine önem atfeden bu Şehir, kendi gibi olmayanı ötelediği müddetçe hak ettiği saygıyı göremeyecek. Çünkü yaşam tarzını aldığı değerler manzumesini bünyesinde barındıran Batı, güzel İzmir’e başka seçenekler de sunuyor; özgürlüklerin genişletilmesi, demokrasi, eşitlik bunlar da o değerler arasında.
         Bu değerler sayesindedir ki, bu ülkede Kayserili bir tornacının oğlu Cumhurbaşkanı, Rizeli bir kaptanın oğlu Başbakan, Batman’ın bir köyünde doğan köylü çocuğu da Maliye bakanı olabiliyor.
         Çünkü bu makamlara erişebilmek için aranan özellik “Laik” olmaları değil, “layık” olmalarıdır.
         Kimse kimseye bayrağa kalpaklı Atatürk resmi koyduğu için, hançereden “onuncu yıl marşı” söylediği için, hele hele sırf Laik olduğu için bu makamları vermez. Bu özellikler yeter şart olsaydı iyi olurdu da devir o devir değil.
         Liyakat esas alınmakta cancağızım…


18 Eylül 2010  23:41:09 - Okuma: (641)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik