Yazı

Azizabad
Azizabad 

Asil S. Tunçer

Azizabad'ı yazımıza taşıyan özellik, Aydınoğlu Yakup Bey'in kızı Hafsa Hatun'un burada yeralan türbesidir.

Çok uzak değil. Aydın Kuyucak’a bağlı Başaran Beldesi’nde bir küçük köy Azizabad. Önceleri Karia sınırları içinde kalan bu bölgenin tarihçesinin Afrodisias'ta yapılan kazılarda ortaya çıkan buluntular ışığında Geç Neolitik döneme kadar indiği bilinmektedir. Bölge, zamanla çeşitli devletlerin egemenliğine girmiş, Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla Doğu Roma (Bizans) hakimiyeti altında kalmıştır.
1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra Anadolu’da siyaseten varlıklarını pekiştiren Selçuklular zamanında buraya yapılan Türk akınları karşısında Latmos Körfezi (Bafa Gölü) ve Menderes Vadisi’ndeki keşişler söz konusu bölgeyi terk etmişler, bölge yavaş yavaş Türkleşmeye başlamıştır. Batı Anadolu’nun Türkleşmesi, aslında Türklerin buraya siyaseten hakim olmalarından daha önce, taaki M.S. 6.yy.da başlamış, azar azar dervişler ve şeyhler aracılığıyla Müslümanlığın yayılması sağlanmış, kalelerden önce kalpler fethedilmiştir. 
Türklerin Anadolu'ya ilk gelişlerinden itibaren Bizanslarla Türkler asla ne dini ne de milli herhangi bir kin duymadan birbirleriyle içiçe yaşamaya başlamışlar, kaynaşmışlardır. Komşulukla başlayan ve dostlukla süren münasebetler toplumları birbirine yaklaştırmış ve zamanla zaman içinde akrabalık ilişkileri gelişmiştir. 
1243'de Kösedağ Savaş'ında Anadolu Selçuklu Devleti'nin Moğollara yenilmesiyle uç beyleri kendilerini serbest hissederek Bizans topraklarını işgale başladılar. Kalabalık Türkmen aşiretleri Antalya, Denizli ve Kütahya'dan hareketle Muğla, Aydın, Balıkesir ve Manisa yörelerine gelip buralarda kendi başlarına birer müstakil devletçik olan beylikler kurdular. Bölgenin yoğun halkı Rumları da idarelerine aldılar. Bu yerleri Türkmen halkın çabucak iskan etmesi, şehir ve kasabalarında eski Selçuklu şehirli ve kasabalı gruplar tarafından doldurulması sayesinde tarımsal üretim artmış, kastrumlar yerini hanlara, Bizans Gimnasyonları yerini Türk hamamlarına bırakmış, çini, ipekçilik ve çanak-çömlek ile dokumacılık gibi sanatlar da ilerleyerek, gelişerek bugüne değin gelmiştir.
Aydınoğlu uç beyliği, Selçuklu’nun Karesi, Saruhan ve Menteşe Beylikleriyle birlikte Ege Denizi ile sınır olması ve açık denizlere açılması demekti. Bu yüzden hala denizciliğin piri Umur Bey kabul edilmektedir. Bugünün Ege bölgesi bu haliyle Selçuklu’dan kopan beyliklerin eserleriyle doludur. Aydınoğlu Beyliği’nden mesela, başta Ödemiş-Birgi olmak üzere, Tire, Selçuk ve İzmir gibi kentler Aydınoğlu Mehmet Bey, İsa Bey ve Cüneyd Bey’in miraslarını saklamaktadır. Menteşeoğlu’nun damadı Sasa Bey ile başlayan İzmir ve civarının fethi, Ayasuluk yani bugünkü Selçuk’un fethi ve beyliğin başkentinin Birgi’den buraya taşınmasıyla devam etmiştir. Arkasında sayısız eser bırakan Aydınoğlu’ndan ayakta kalan eserler kadar kaybolanlar vardır.
Tarih sahnesinde pek dikkat çekmeyen ve Selçuklu’dan Osmanlı’ya geçişteki kronolojik olarak medot yönüyle, 1299’la birlikte geleneksel olarak Osmanlı’ya geçiş yapıldığından bu beylikler ve önemli başarıları gözden kaçarak, tarih sahnesinde yer alamazlar. Örneğin; İzmir’in zaptı çok büyük bir hadise iken ya da Bodrum Kalesi’nin inşaası aşaması gelişme ve sonuçlarıyla Anadolu knoniklerinde önem arzederken nedense beynimiz hep Timur-Bayezit çatışmasına, Ftret Devrinde Çelebi Mehmet’in Anadolu’da dirliği sağlaması vs gibi olaylara yoğunlaşmıştır. Oysa bu dönemdeki II.Beylikler diye tabir ettiğimiz Anadolu Beylikleriyle birlikte, yöre yöre ve bölge bölge olsa bile uzantıların günümüze kadar geldiği olayların başlangıçları veya gelişmeleri yaşanmıştır. Misal, Şeyh Bedrettin İsyanı; Börklüce ve Torlak Kemal başkaldırıları…
15. yy.da Anadolu'da Oğuz boylarına ait adlar listesinde bugün de kullanılan çoğu yer adı, soyisim ve gelenekler ve hatta sözcükler hala Aydınoğlu Beyliği’nin mirasıdır. Aydın, Selçuk, Kutlubeyler, Oğuzlar, Ovaeymir, Ataeymir, Yazır vs… Osmanlı Ordusu’nun yok ettiği İpsili Hisarı savaşında Aydınoğlu Cüneyd Bey oğullarını idam edilmesi akabinde bu beylik hanedan olarak ortadan kalksa bile kendilerine tabi halk, devlet adamı ve yöneticiler Osmanlı’ya bağlanarak varlıklarını sürdürmüşler, ne kadar sağa sola dağıtılsalar bile yine de kalanlarla birlikte Aydınoğlu ruhu, kültürü, gelenekleri ve eserlerini günümüze taşımayı bilmişlerdir. Mustafa Kemal’in bile dedesi Aydın Söke’den Makedonya’ya (zorunlu) göç etmiş bir ailedir. Bugün Sinop taraflarında bile aydın ve aynı kökten türemiş soyisme sahip insanlar bulunmaktadır. Nitekim bir araştırmacı dostum da aynı bilgiyi bana teyid etmiştir. Çok sevdiğim Giresunlu bir okul arkadaşımın soyadı Aydın idi ve bana sürekli olarak bizim buraları daha çok sevdiğini, çok eskiden dedelerinin bu bölgeden göç ettiklerini büyükbabasından duyduğunu söylerdi.
Herneyse, konumuza tekrar dönersek Aydınoğlu Beyliği’nin eserlerinin ve kalıntılarının izlerini sürmeye Azizabad’dan başladık ve İpsili Hisarı’nda bitireceğiz. Aslında Karacasu Boyasın Esençay’dan başlamak lazımdı ama her nasılsa buradan başladık. Daha doğrusu İzmir ve Aydın il sınırları içinde kayıp veya unutulmaya yüz tutmuş Aydınoğlu’na ait yerleşim, eser ve kalıntılarla yoğunlaştığım şu son günlerde Afrodisyas’tan dönerken Karacasu’yu geçer geçmez 20 km. uzaklıktaki antik Antiocheia levhasına takılınca gözlerim, buradaki Başaran Kasabası ve Azizabad ile ilgili daha önceden yapmış olduğum araştırma ve notlar aklıma geldi. “Bilgi, paylaşılırsa ancak bilgidir” sözünden yola çıkarak notlarımı ve bazı araştırma sonuçlarımı sizinle paylaşmak istedim.
Daha doğrusu, son birkaç yıldır fırsat buldukça üzerinde çalıştığım Aydınoğlu Beyliği ve eserlerine ilişkin yoklamalarımdan biri olan bu ortaçağ yerleşi, Antiocheia’nın yerine bugün daha güneyde kurulan Başaran kasabası ve arka tarafta yer alan bir köy yerleşimi Azizabad’ı bu yazıya malzeme yapan şey, köyün üstüne doğru bir tepede yeralan 15.yy ilk çeyreğinden kalma Aydınoğlu Yakup Bey'in kızı Hafsa Hatun'un türbesidir. Aydınoğulları Beyliği’nin soyağaçları incelendiğinde iki “azize” ismi göze çarpar. İlki Umur Bey'in kızı “Azize Melek Hatun”, diğeri de İsa Bey'in hanımı “Azize Hatun”dur. “Abad” kelimesi ise mamurlaştırmak anlamlarına gelmekte olup Azizabad ismi “Azizeabad” kelimesinin günümüzdeki söyleniş şeklidir.
Köyün bize göre anlamlı olması Aydınoğlu beylerinden Yakup Bey’in kızı ve aynı zamanda Yıldırım Beyazıt’ın zevcesi Hafsa Hatun’un burada meftun olmasıdır. Peki, Hafsa Sultan kim ve nasıl Yıldırım’la evlendirilmiştir? Yıldırım Bayezid, Rumeli'de asayişi sağladıktan sonra, ilk iş olarak Anadolu yakasından tehlikeleri ortadan kaldırma amacıyla Aydınoğulları üzerine yönelmiştir çünkü beylikler bu sırada başkaldırmakta ve Osmanlı için tehlike teşkil etmekteydi. I. Bayezid, Alaşehir'i almış, Aydın taraflarına inmiş, mukavemet görmeksizin Aydıneli'ni zapt etmiş, İsa Bey teslim olmuştur. Yıldırım Bayezid, İsa Bey’in karşı koymadan ülkesini teslim etmesine mükafat olarak, kendisini İzmir ve civarının müstakil emiri tanımış ve İsa Beyin kızı Hafsa Hatun ile evlenerek, aradaki bağı kuvvetlendirmiştir. Yıldırım Bayezid, bir müddet sonra İsa Beyi İznik'te ikamete mecbur etmiş, böylece Aydınoğullarını en yukarıdan en aşağıya kim varsa ülke içinde farklı yerlere dağıtmaya ve etkisiz kılmaya çalışmış, otoriteyi kesin olarak Osmanlılara bağlama yoluna gitmiştir. 
Lakin, 1402’de Çubuk Ovası’nda Osmanlı Ordusunun yenilmesiyle, Timur Anadolu’da Osmanlıya tabi tüm beylikleri yeniden canlandırmış, İsa Bey’in ölümü üzerine Aydınoğullarının başına Timur’un emriyle, oğlu Musa Bey geçmiştir. Onun da erken vefatıyla II. Umur Bey geçmişse de İbrahim Bahadır Bey'in oğlu Cüneyd Bey bu duruma karşı çıkarak saltanat iddiasında bulunmuş ve II. Umur Bey’in üzerine yürüyerek Ayasluğ'u zaptetmiştir. İzmir’de valilik yaptığı için İzmiroğlu diye de anılan Cüneyd Bey, yerini sağlamlaştırmak için Fetret Devri sonrası Osmanoğulları arasındaki taht kavgalarına karışarak, kendi durumunu güçlendirmek ve fayda sağlamak, kendisine ittifak bulmak yoluna gitmiştir.
Her defasında hırs ve talihsizliğinin kurbanı olarak yenilmiş ama güçlü siyaseti sayesinde affolunmayı sağlayarak üstelik kendisine mevki bile edinmiştir. II. Murat zamanında da rahat durmayan Cüneyt Bey, sıkışınca bugünkü Doğanbey’deki İpsili Hisarı’na sığınmış ama yardım umduğu Karamanoğlularından ümidini kesince tesim olmuştur. Kendisiyle birlikte diğer üç oğlu da öldürülüp hanedana son verilmiştir.


13 Eylül 2010  00:00:55 - Okuma: (878)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik