Yazı

Büyük Hesaplaşma
Büyük Hesaplaşma 

İbrahim Becer

Hani Şair der ya: “Demagog iyi bilen nasıl avlanır gafil/ hakikati bayıltıp ırzına geçen sefil”. Demagog, yani demagoji yapan, lafı eğip büken ve gerçekleri kendine uygun dizayn eden, amiyane tabiriyle ‘laf ebesi’ diyebileceğimiz tiplerden bahsediyorum.

Kum gibi demagog kaynayan ülkemde Osman Pamukoğlu namında bir yiğidin güneş gibi doğması beni dumura uğrattı. Geçmişin tozlu raflarında fikirleri recmedilmiş Rıza Nur’dan, Şevki Yılmaz’dan, Hasan Mezarcı’dan beklerdim de ne yalan söyleyeyim bu çıkışı Osman Pamukoğlu Paşadan beklemezdim.
Buyurun Paşama kulak kabartalım:“ Hiç uzatmanın gereği yok. Dersim birkaç kere ayaklanma teşebbüsünde bulundu. Atatürk sağdı, her şeyi yaptıran Atatürk’tü. O kadar Atatürk’tür ki Trabzon’da Atatürk’ün kaldığı bir ev var. O evde Atatürk bu Dersim isyanında Karadeniz bölgesindeydi, bizzat haritaya kırmızı ve mavi, kendisi işaretlemiştir. Bizim kuvvetlerimiz ve isyancıların kuvvetleri diye. Kendi el yazısı ve farklı askeri şekiller çizmiş, oklar çizmiş ve harekâtın nasıl yapılacağını ve ortadan kaldırılacağını bizzat kendisi eli ile yazmış ve şekillendirmiştir. Harita Trabzon’dadır. Hatta doğuda görevliyken, isyanlarda bulunan çok yaşlı bir Kürt vatandaş ile sohbet ettim. O isyanları bana anlattı. Söylediği söz, ‘Mustafa Kemal Paşa başımıza taş yağdırdı’. İsyanları devletler nasıl bastırdıysa, Atatürk’te öyle bastırdı. Bundan sonra olacaksa yine aynı şekilde bastırılacaktır”.
O netameli yılların birçok kurum ve karakterine aşina olduğumu belirteyim. Üç Aliler Divanı da denilen İstiklal Mahkemelerinden tutun da bu mahkemenin en büyük kurbanlarından İskilipli Atıf’a, oradan İlk diyanet işleri başkanı Osman Nuri Çerman’a ve onun uygulamalarına kadar bir sürü doküman bu fakir tarafından hatmedilmiştir.
Çünkü intisap ettiğim zümre bu acıların bir daha yaşanmaması için kendi Yazarlarına bu ateşi her daim kor halinde tutturuyordu, bunun bilincindeydim. Sadık Albayrak denince “şeriat yolunda yürüyenler ve sürünenler, Devrimin çakıl taşları”, Hasan Hüseyin Ceylan denince “Cumhuriyet dönemi din devlet ilişkileri”, Abdurrahman Dilipak denince “Türkiye nasıl Laikleştirildi” kitaplarının akla geldiği yıllardı doksanlı yıllar.
“Hayır, ben daha entelektüel bir bakış açısı arıyorum” diyene ise Ali Bulaç ve onun ‘Nuh’un gemisine binmek’, ‘çağdaş kavramlar ve düzenler’ adlı kitaplarının tavsiye edildiği yıllardan bahsediyorum. İslami kesim o yıllarla ilgili zengin bir arşive sahiptir. Son birkaç sene içindeki kendilerine planlanan teşebbüsleri görünce ki buna e- muhtıralar ve 28 Şubatlar da dâhil uyanık olmanın ne kadar elzem olduğunu bir kez daha müşahede ediyoruz.
Yahya Kemal’in dediği gibi yani; “insana çarmıhta haz verir iman!”
Sadece bize özgü bir durum değildir bu. İtalyanlar Libya’yı kasıp kavurmasa Ömer Muhtar’ın değil filmi esamesi mi okunurdu. Şeyh Şamil ve Ruslar, Almanlar ve Yahudiler, Romalılar ve Hıristiyanlar, İlk Müslümanlar ve müşrikler... Örnekleri çoğaltabilirsiniz de bu örnekler bile meramımızı anlatmaya yeter de artar bile.
Hayatlarının bir döneminde çok ağır bir travmaya uğramış fikir ve inanç toplulukları, bir şekilde kitle iletişim araçları vasıtasıyla bu olayın müsebbiplerinin peşine düşmüşlerdir. İtiraf etmek gerekir ki Yahudiler bu konuda açık ara öndedir. Sinema sektörünü ellerinde tutan yönetmenler aracılığıyla Almanların kendilerine yaptıklarını fitil fitil burunlarından getirdiklerini sinemaya biraz ilgisi olan herkes bilir.
Bundan birkaç yıl önce “cennetin krallığı” adında bir film izlemiştim. Başrollerinde Orlando Bloom, Liam Nesson gibi oyuncuların başrollerini paylaştıkları filmde Haçlı Seferleri konu edinilmişti. Haçlıları yerin dibine batıran, buna karşın Selahaddin Eyyübi’yi yücelten bu film bende derin bir şaşkınlık bırakmıştı. Öyle ya, düğün değil bayram değilken bir Müslüman Komutan neden Hollywood tarafından takdis edilsindi?
Amin Maalouf’un konu hakkında güzel bir çalışması var: “Arapların gözünden haçlı seferleri”. Kitabı okudum ama aradığım cevabı bulamamıştım. Zeki bir arkadaşım yardım etti de bu müşkülden kurtuldum. Dostum bana; “Selahaddin Haçlıları Kudüs’ten kovarak Yahudilerin önünü açmıştır. Bu filmi de Selahaddin’e sarkıtılan bir selam olarak gör” deyince aklımın başına geldiğini hatırlıyorum.
Yahudi zekâsını duymuştum ama vefasıyla tanışmak bu filme nasiboldu.
Şimdi yine zeki bir dosta ihtiyacım var; O harita gerçekse, Osman Pamukoğlu’nun dedikleri doğruysa, Dersim namıyla maruf bölgede binlerce insan kılıçtan geçirildiyse, bir o kadarı sürgüne tabi tutulduysa, Seyit Rıza gerçek bir karakterse Alevilerden neden çıt çıkmıyor?
“güçleri sadece Güner Ümit’e yetiyor” tamlaması Alevileri anlatmaya yetmez. Hele dünün bağımsız, bugünün CHP’li milletvekili Kamer Genç’in geçende kurduğu cümleden sonra hiç yetmez. 12 Eylüldeki referandumu kastederek ne demişti hatırlayalım: “Yargıyı eskiden Dedeler yönetirdi artık İmamlara yönettirmek istiyorlar”.
Demek ki o kadar da güçsüz bir kitle değil Aleviler.
Buna rağmen gücünü CHP’nin emrine amade ettiği müddetçe bir sonuç alamayacak bir kitle Aleviler. Çünkü CHP okuma özürlüdür, daha da kötüsü okuduğunu anlama özürlüdür. “Okuma” derken Toplumun beklentilerini kastediyorum ama diğer anlamıyla da gerçekten okuma özürlüdür.
“Bunu da nereden çıkarıyorsun?” demeyin. Geçende Sayın Kılıçdaroğlu’nun Osmaniye’deki mitinginde sarf ettiği bir cümle bu fikrimi pekiştirdi. Şöyle diyor Sayın Hatip: “Orhan Kemallerin, Yaşar Kemallerin ‘bereketli toprakları üzerinde’ devrim gerçekleştireceğiz…” babında bir cümleydi.
“Bereketli Topraklar Üzerinde” namıyla maruf romanı ben de okudum ama o romanda Çukurova’nın topraklarının bereketinden bahsedilmiyor. Sivas’ın bir köyünden kalkıp Çukurova’ya çalışmaya gelen üç gencin dramı konu edilmektedir o romanda.
Bir drama zirai açıdan bakan bir çift gözden bahsediyorum.
Sizin Okutman yetmiş senedir yanlış okuyor olmasın Canlar!


5 Eylül 2010  00:16:12 - Okuma: (606)  Yazdır




İstatistik