Yazı

Takiyye İmparatorluğu...
Takiyye İmparatorluğu... 

Hüseyin Taşyakan

Takiyye bir insanın inanmadığı bir şeye inandığını savunması ya da inandığı şeyi yapmamasıdır.

Bu nu yapanlar sadece kendi çevresinde etkili olacak konumdaysa mesele yoktur, çevresi o nu dikkate almaz ve yalnız kalır. Ancak konuşması ve icraatları bir toplumu ve ülkeyi ilgilendirecek konumda olanların bu nu yapması o ülke için talihsiz bir durumdur.
 
         Bu konu da adres aramaya, karşılaştırma yapmaya hiç gerek yoktur çünki Türkiye Cumhuriyeti' nin siyasi tarihinde AKP iktidarının üzerine takiyyeci olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Askeri darbelerin dahi başaramadığı dikta anlayışlarıyla oluşturdukları korku imparatorluğu, aynı zamanda takiyyecilikle elde edilmiş bir konum olmak suretiyle tam bir takiyye imparatorluğudur.
 
         Şimdi meydanlarda sevdamız millet diye bağıran, ortaya attıkları demokratik açılım masalıyla vatandaşı aldatmak için ''Analar ağlamasın'' acitasyonu yapan bu zihniyet, dün itibariyle huzuruna gelmiş bir vatandaşa ''Al ananıda git lan'' lan diyen zihniyettir.
 
         Tekel işçilerinin yaşadığı durumu bilmeyenimiz yoktur, hakkını arayan işçilere ''ben milletimin parasını yedirmem'' diyerek sevdamız dediği milletin içinde yer alan bu işçileri polisine dövdürüp günlerce sokaklarda perişan etmiştir. Tekelin kaça satıldığı, alanın 6 ay içinde aldığı paranın 3 katına başkasına devrettiği gerçeğini bilenler; Milletin parasının nerelerde yendiğinin hesabını da yapıyorlardır mutlaka. Hele ki, bu gün kendi iktidarlarının lehine bir konuma sokmaya çalıştıkları Anayasa Mahkemesinin TÜPRAŞ ihalesinin iptaliyle milletin 4 milyar dolarını kurtarmasının hesabını da vicdanı olan herkesin yapması gerekir. Ziraa birinci ihalede 1 milyar dolara satılan TÜPRAŞ özelleştirmesi Anayasa Mahkemesine götürülmüş, mahkeme davayı haklı bulup ihaleyi iptal edince; ikinci ihalede TÜPRAŞ 4 milyar dolara satılmıştır.
 
         Yargıyla ilgili takiyyeciliklerine ise söylenecek söz bulmanın mümkünü yok. Erzincan' da bir baş savcının bir cemaatle ilgili açtığı dava için dönemin Adalet bakanı dava ile ilgili bilgi almak için (!) savcıyı telefonla arıyor, ancak 2-3 yıldır tek bir kişinin üzerine henüz suç isnat edilemediği halde, insanların aylardır tutuklu olarak hapishanelerde yattığı bir dava için, devleti temsil eden iktidardan tek bir Allah' ın kulu bilgi edinmek gereği duymuyor. Yargı kendilerini laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak gösterdiğinde o yargı tu kaka oluyor, ama o la ki; işlerine gelen bir karar alınmışsa bağımsız yargı oluyor... Yandaşları ve yanaşmaları medya grubunun yazdığı senaryolara kendileri balıklama atlayıp, ne kadar adı geçen kişi ve kurum varsa yerden yere vuruyor, ancak Almanya' daki aynı davada yargılanıp ceza bile alanların yanında, Türkiye' deki DENİZ FENERİ sanıklarıyla ilgili tek bir kelam etmiyorlar.
 
         İktidara gelmezden önce ''Öncelikle dokunulmazlığı kaldırmayı düşünüyoruz'' diyen bu zihniyet, bu gün meydanlarda fazlaca sıkıştırılınca, ben söz vermedim diyor. Öyleyse 2002' de Deniz BAYKAL' la birlikte programına çıktığı Uğur DÜNDAR, dublaj yöntemiyle  konuşmaları değiştirmiş olmalı (!) ki, bu durumda, bolca kullandıkları tazminat davası yolunu seçmeleri gerekmez mi?

Yine iktidar öncesi bir programda ülkedeki şans oyunları üzerine beyanat verirken, at yarışları ile de ilgili bir yaptırım düşünüyoruz, bu yolla nice ocaklar söndüğünü görüyoruz diyen bu zihniyet, o gün itibariyle her gün bu bahislerden devletin kasasına 1 trilyona yakın paranın girdiğini görünce, bu güne dek bir daha o konunun esamesini bile anmamıştır. (Demek ki, her şeyi bileceksin diye bir kural yok,ama bilmediğin konularda da iddia etme diye bir kural var)
 
         Demokrasiden ve özgürlükten bahseden bu zihniyet, düne kadar kafatasçı diye suçladığı kesimden, 1980 askeri darbesinin kurbanı 17 yaşındaki bir genç için bu gün ülkücü kardeşim beyanıyla sulandırılmış göz yaşı döküyor, ancak başka  bir yerde elinde taşıdığı HAYIR pankartı yüzünden üstelik polis tarafından tartaklanıp darp edilen başka bir 17 yaşındaki genç için kılını bile kıpırdatmıyor. Takiyyeciliği alışkanlık haline getiren bu cenah son marifetini geçtiğimiz günlerde Taksim meydanında göstermiştir. Adını pekte anmaya meraklı olmadıkları Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Taksim' deki heykeline evet yazılı pankart iliştirilerek; Akılları sıra vatandaşın zihninde ''Bakın ATATÜRK'te bizden'' psikolojisi yaratmak istemişlerdir.
 
         12 Eylül referandumu için bu seçim değil, Anayasayı oylayacağız diyen ve aralarında özellikle AKP yalakalığı yapmayı alışkanlık haline getirenlerin söylemlerine bakmayın siz. 12 Eylül yukarıdaki takiyye imparatorluğunu ne kadar daha taşıyabileceğinizin karar günü olacaktır. Bu cenahı taşımak size zul geliyorsa öncelikli vazifeniz sandığa gitmek olacaktır.

SELÇUK' TA TARİH TEKERRÜR EDER..
 
    1982 yılındaki referandumda, Türkiye genelinde % 98 ile kabul edilmesinin aksine, % 95' e yakın bir oyla SELÇUK' ta kabul edilmeyen Anayasa gibi, aynı mantıkla ve türlü tuzaklarla hazırlanmış bu  günki Anayasa pakedi de kabul edilmeyerek SELÇUK' ta bir kez daha demokrasi destanının yazılacağına inanıyorum.Bu arada, geçtiğimiz günlerde basın mensubu bir kardeşimin yaşadığı durumun, Selçuk' lunun dayatmacı zihniyetin aksine oy kullanacağının anlaşılmış olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.Ziraa, bu kardeşim görevini yerine getirmek üzere gittiği parti binası önünde misafir iktidar milletvekilini beklerken; Kendilerine'' Satılmış basın'' diye bir ifade kullanılıyor. Her ne kadar bu ifadeyi kullanan diğer kardeşim, bu sözü latife olsun diye söylediğini ifade etmiş olsa da, böyle sözlerin kavgada bile kullanılmayacağını bilmesi gerekir. Bu noktada kendisinin basın mensubu kardeşimden en yakın zamanda özür dileyeceğine inanıyorum...


3 Eylül 2010  14:07:20 - Okuma: (503)  Yazdır




İstatistik