Yazı

Referandum Nedir, Nasıl Olmalıdır
Referandum Nedir, Nasıl Olmalıdır 

Etem Kutsigil

Referandum “Doğrudan demokrasi”nin bir uygulama şeklidir. Buna “Halk oylaması” da denir. Şu sıralarda yurdumuzda en çok tartışılan konu da 12 Eylül 2010 tarihindeki “Anayasa değişikliği” halk oylamasıdır.

Matematikte toplama işlemi için bir kural vardır.
“ELMALARLA ARMUTLAR TOPLANAMAZ” !
Değişikliği oylanan Anayasa maddelerine bakıyoruz. Kapalı benimseyeceğimiz bir-iki madde yani, acı ilacı örten şekerler. İçi ise ZEHİR!
Hepsi de bir defada oylanacak. Doğrusu da eğrisi de… Olacak şey mi bu?
*
Demokratik rejimler sacayağı gibidir. Üç ayak üzerinde dururlar. Bu ayaklar, Yasama, Yürütme ve Yargı erkleridir. Bu erklerin birbirinden bağımsız çalışması gerekir. 
AKP, TBMM’nde çoğunluktadır. Yani Yasama AKP’nin elindedir.  Yürütme doğal olarak Hükümet olması dolayısıyla AKP’dedir. Demek ki, AKP’nin, Devletimizin tümüne egemen olması için tek engeli vardır, o da YARGI’dır.
İşte Referandumun amacı da, allaya pullaya Yargıyı kendisine bağlama ve devletin tamamını ele geçirme gayretidir.
Hangi partiden olursanız olun, bir an düşününüz. Milletvekillerini kim seçiyor? LİDERLER.
Hükümet üyelerini kim seçiyor? Doğal olarak Başbakan.
TBMM’nde milletvekilleri kimin görüşü doğrultusunda oy veriyor? Liderlerinin. İktidarda AKP olduğuna göre, Başbakanın.
Hele Gül için “beş yıl” kararı çıkarsa ve Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa…
Bir anda “İstediğini asan, istediğini kesen” adam oluverirsiniz. O zaman Demokrasiyi “istediği zaman inebileceği TRAMVAY diye niteleyen kişi bakmışsınız TEK ADAM OLUVERMİŞ. Nitekim geçen 23 Nisan’da öğrenciye söylediğini hatırlayın. “Şimdi Başbakansın. İstediğini asar, istediğini kesersin.”
Bütün bunlar nasıl olur? Bağımsız olmasının olmazsa olmazı olan Yüksek Yargının, hangi partiden olurlarsa olsun, siyasetçilerin eline geçmesiyle.
Hangi siyasetçiler mi?
Defalarca birbirini yemekten memleketi, rejimi, Atatürk Devrimlerini uçurumun kenarına kadar getiren geçmişteki siyasetçiler…
Ve çaresiz kalan Türk Ordusu “Olaydan vazife çıkararak” yönetime el koyunca gelsin “DEMOKRASİ ELDEN GİDİYOR” feryatları…
Askerin yaptığı darbelerin hiçbirisi kalıcı olmadı. Hepsi bir-iki yıl sonra seçime gidip yönetimi sivillere bıraktılar.
Ya bu darbeyi siviller yaparsa, ne zaman seçim olur? Bilinemez.
(Tarihten iki örnek Hitler ve Mussolini. Bunlar seçimle geldiler, faşist iki rejim kurdular. Sonunda da dünyayı ateşe verip milyolarca kişinin felâketine sebep oldular. Belâlarını buldular sonunda. Birisi intihar etti, diğerinin ölüsünü kendi halkı, bacaklarından balkon demirlerine astı.
*
Beyler, Efendiler, Arkadaşlar Demokrasi sadece kelle sayısı değildir. “Ben istedim oldu” hiç değildir.
Siyasetçiler bunu benimsemedikçe Türkiye’ye demokrasi gelmez! Onları bu yöne sevk edecek olan da HALK’tır. Halkın da demokrasiye alışması gerek!
Tek adamın seçtiği milletvekillerinin olduğu Meclislerde, demokrasi barınamaz!
Tek adam parmağını kaldırınca, partisinin bütün temsilcileri parmak kaldırıyorsa ona “gizli monarşi” veya “oligarşi” denir. Ama demokrasi denemez!
Halka yaz gününde dağıtılan kömürden ve İftar yemeklerinden medet umuluyorsa, o ülkede sağlıklı bir demokrasiden bahsetmek abesle iştigaldir.
Hele “İFTAR YEMEKLERİNDE SİYASİ KONUŞMALAR YAPIP OY DİLENMEK TEK KELİMEYLE İ Ğ R E N Ç T İ R !
Behey edepsizler! Allah rızası için verdiğiniz bir lokma yemeğin karşılığında EVET oyu istemek, nasıl bir densizliktir…
Bu insanlar içinde bulundukları ekonomik sıkıntı yüzünden iftarınıza geliyorlarsa, evlerinde çoluk çocuklarıyla iftar etmek varken, verdiğiniz iki kap yemeğe muhtaç iseler, onları fakir düşüren sizsiniz! Zengin olma hırsınızdır.
Siz ki, sekiz senede bu ülkenin ekonomisini berbat ettiniz. BABALAR GİBİ DEĞİL, BABANIZIN MALI GİBİ” sattınız zenginliklerini.
Bir arada yaşadığımız ve birçok şeyi paylaştığımız insanımızı bölüp yönetmek için, “İNANMIŞ- LAİK”, “TÜRK-KÜRT” SÜNNÎ-ALEVÎ diye daha da bölmeye çalıştınız. Şimdi de utanmadan EVET’çi-HAYIR’cı diye bölüyorsunuz.
Düne kadar “Biz Türkiye’den kopmak istemiyoruz. Üniter bir devlet olarak yaşamak istiyoruz” diyen Kürt vatandaşlarımızı, “Türk Bayrağının yanında Kürt Bayrağı da olsun” diyebilecek hale getirdiniz. BOP eş başkanı olmak için, Türkiye’yi bölmeye gidiyorsunuz. Kürt vatandaşların “Evet” oyu vermesi için pazarlıklar ediliyormuş İMRALI’da!
Söylenecek daha çok laf var. Fakat biz yine oylamaya dönelim.
Yaşadığım ilk Referandum 1961 Anayasasını kabulü içindi. Hatırladığım kadarıyla seviyeli bir propaganda süresi olmuştu. İtiraz edilen en önemli madde “Tabii Senatörler”in ömür boyu senatör olarak kalmasıydı.
İkincisi 12 Eylül 1982 Anayasası’ydı. Öyle bir demokrasi getiriyordu ki, Anayasa’nın lehine konuşmak serbest, aleyhine konuşmak yasaktı. Öyle berbat olduğu söyleniyordu ki, siyasetçiler otuz yılda 16 defa, beğenmedikleri her maddeyi değiştirerek, veya Özal gibi delerek Anayasayı kevgire çevirdiler. Hâlâ da adam edemiyorlar.
Üçüncüsü, 6 Eylül 1987’de, Evren zamanında siyaset yapmaları yasaklanan Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş’le, partilerinin üst düzey görevlilerine konan “SİYASETTEN 10 YIL UZAKLAŞTIRMA” cezalarının kalkıp/kalkmaması için yapılan referandumdu.   Tonton Özal çok demokrattı rahmetli (!), Eskiler kendisine rakip olmasınlar diye “HAYIR” propagandası başlattı. Her taraf turunculaştırıldı.
ŞAŞMAZ MİLLİ İRADE’NIN (!) % 49’u ASKERİ CUNTANIN PARALELİNDE OY KULLANARAK, YASAKLARIN KALKMAMASI İÇİN OY VERDİ. Neyse ki, %51’i demokratmış ki yasaklar kalktı.
Ve şimdiki Referandum…
Öncelikle Yargıyla ilgili maddeler olmasa, diğerleri için referanduma bile gerek yok. Fakat amaç o maddeler değil, amaç Yargının ele geçirilmesi. 
“Yaşadıklarımın içinde en kötü, en seviyesiz propaganda hangisi?” diye sorarsanız hiç tereddüt etmeden, 2010 referandumu derim.
Konu nedir? YAPILMAK İSTENEN DEĞİŞİKLİKLERİN HALKA ANLATILMASI değil mi?
Başbakan sıfatını taşıyan ve bu sıfatla çok daha ılımlı ve hoşgörülü olması gereken Recep T. Erdoğan’ın konuşma tarzına bakın. Ne bu şiddet bu celâl beyim. “Evet” çıkarsa Cennete, “Hayır” çıkarsa Cehenneme mi gideceğiz? Yoksa boğazına kadar borca batmış ülkemiz, sihirli değneğinizle “Batının mâmur ve müreffeh ülkesi” mi olacak? HAYIR! O halde???
“Boş teneke çok ses çıkarır.” derler. Bağırıp çağırarak, korkutarak, kimilerini tehdit ederek bizi ikna edemezsiniz. Sakin konuşun ki, dediğinizi anlayalım. Tezine güvenen bağırmaz. Sakin sakin anlatır, açıklar. Korkan bağırır. Haksız olan bağırır beyim. Sükünet…Sükünet…Sükünet.
*
Tarihi olayları anlatmayın! Bilmeden konuşuyor sapla samanı karıştırıyorsunuz. Sevmeyenlere “Türkiye’nin iktidar partisi lideri Türk Tarihini bilmiyor” dedirtmeyin. Ülkemiz adına ayıp oluyor.
VE   SAKIN İNÖNÜ ÜZERİNDEN ATATÜRK’E SATAŞMA!!! UNUTMA Kİ SEN, O MERHUMLARIN SAYESİNDE HÜR, VE DÎNİNE BAĞLI YAŞAYABİLİYORSUN VE O MAKAMDA OTURABİLİYORSUN!!!.
O RAHMETLİLER DEVLET KURDULAR!
SEN İSE NEREYEGİDİYORSUN? ? ?
 *
Bir şey daha var ki dikkat etmeniz gereken.
Anayasa değişikliğiyle ilgisi olmayan konulara değinmeyin. Ama referandumla ilgili gerçekleri söyleyin.
Örneğin, “Memurlara Toplu Sözleşme Hakkı veriyoruz, ama bütün AB ülkelerinde var olan GREV HAKKI vermiyoruz.” deyin.
“Referandumda evet çıkarsa;
Çiftçi, esnaf, işçi emeğinin karşılığını alacak. Söz veriyorum” deyin.
“Deniz Feneri üzerindeki yazma yasağını kaldıracağım” deyin.
“Dokunulmazlıkları sınırlandırıp sanıklara kendilerini savunma hakkı vereceğime söz veriyorum” deyin.
“SİLİVRİ’de olan haksızlıklara son verdireceğim” deyin.
Ama referandumla ilgisi olmayan laflarla başımızı şişirmeyin.
Bu sözlerime dikkat isterim Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve diğerleri;
Başbakanın her lafına cevap yetiştireceğim diye, dümen suyuna atlamayınız. Bırakın polemikleri. Anayasa değişikliklerinin tuzaklarını anlatın.
Ötekine alıştık ama, siz bari Partilerinizin propagandalarına, şu mübarek Ramazan Günlerinde sakın YÜCE DİNİMİZİ ALET ETMEYİN. ZİRA YÜCELER YÜCESİ ALLAH ÖYLE BİR VURUR Kİ, NEYE UĞRADIĞINIZI BİLEMEZSİNİZ.
Bir sözüm de Aydın Menderes’e. Babanı kullanarak siyaset yapma! Hele “goygoycu” denen eski dilenciler gibi, baban için Fatiha dilenme! Zira senin bu vesileyle istediğin Fatiha, eminim ki merhum babanın ruhuna değen birer ok olur, onu incitir.
Gelelim “tercüman ı âli” (Başbakanın tercümanlığından Bakan olana),
Beyefendi (!) , HAYIR diyecekler akılsızdır dememiş. Ya ne demiş; “Ben akılsız kelimesini kullanmadım. Paketin içeriğini, okumadan evet ya da hayır vermenin mantıklı olmadığını söyledim”
Peki a benim tonton kardeşim, bu yasaya oy verecek vatandaşlar Hukuk Fakültesini mi bitirdiler? Köylü, çiftçi, esnaf ve hatta okuryazar bile olmayan milyonlarca kişi, acaba anlayacak mı sepetin, özür dilerim PAKETİN içindeki kurulan tuzakları?
Kaldı ki, Hukuk Profesörleri bile tartışırken anlaşamıyorlar.
Bu yüzden bu ağızları geç beyim geç. Sen herkesi kör, alemi salak mı zannediyorsun…
Sön söz; Geçen zamanın altın madeninden daha değerli olduğu günümüzde, bu abuk sabuk konularla Türkiyemizi meşgul edenlere, şu Ramazan gününde Yüce Allah’tan dileğim;
 “ALLAH ONLARI BİLDİĞİ GİBİ YAPSIN!”

29 Ağustos 2010  00:55:51 - Okuma: (534)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik