Yazı

Spor’da İnsan Organizmasının Sınırları!
Spor’da İnsan Organizmasının Sınırları! 

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

Sporda başarılı olmanın mutluluğu son derece etkileyicidir, hem de sporu uygulayan kadar seyredenleri de etkiler.

Şayet bu böyle olmasaydı her hangi bir takıma ya da ünlü bir sporcuya olan tutkularımız olmazdı. Fan yanı taraftar kavramı ortadan kalkardı. Ağustos ayının sıcak bir Pazar sabahıydı kahvaltımı yaptıktan sonra, çok güzel bir günün başlangıcını müjdeleyen güneşin ışınlarını sırtımda hissederek evimin terasında otururken; Bir yandan kahvemi yudumluyor bir yandan da gazetelere göz atıyordum. Birden; Frankfurter Algemeine (FAZ) gazetesinin spor sayfasındaki bir habere odaklandım ve bu haber beni son derece etkiledi! İşte bu yazımda bu haberi yorumlayarak siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum!
Gazetedeki başlık aynen şöyleydi ‘Göklerden, Cehennem Çukuruna’ FAZ’ın bu yazısında konu edilen kişi; Almanların Efsane Bisikletçisi Jan ULLRİCH ile ilgiliydi; ‘Gökyüzünden Cehenneme’ evet yanlış duymadınız; 1997 yılında hiç bir Alman sporcunun (Bisikletçinin) başaramadığı bir başarıya imza atan Jan Ullrich o gencecik yaşında Fransa Bisiklet Turunu Kazanarak gerçekten tarihe adını yazdırdı. Ancak Jan şu günlerde adeta toplumdan soyutlanmış bir şekilde İsviçre de Hasta Adam olarak ve çok kötü bir durumda yaşam mücadelesi vermekte olduğundan bahsediyordu.
Jan Ullrichin’in herkesin bildiği gibi suçu Doping kullanmaktı. Doğu Almanya’da dünyaya gelen ve alkolik bir babanın oğlu olan Jan,  özelliklede iki Almanya’nın birleşmesinden sonra başlangıçta kötü giden yaşam çizgisini, yeteneklerinin ön plana çıkarması sonucunda Bisiklet sporunda adeta bir sembol, bir ilah olma yolunda hızla ilerliyordu. Bu spor dalı onun yaşamını da birçok şeyi değiştirmişti. Dünyanın en önemli bisiklet turu olan Fransa bisiklet turunu kazandıktan sonra, Almanya’da yılın sporcusu ve ardından Olimpiyatlarda Altın madalyayı alan bu sporcu maalesef daha sonraki yıllarda Doping kullanımı yüzünden, yıllarca süren bir mücadeleden yenik çıktı ve böylece, belki de dönüşü olmayan çıkmaz bir sokağa girmiş oldu.
Bu hikâye bana adeta bizim ünlü atlet kızımız ‘Süreyya Ayhan’ı anımsattı. Bu iki sporcu (Jan ve Süreyya) belki de birer örnek; ancak bunlara benzer onlarca örnek gösterilebilir.
Başarılı olduklarında bütün otoriteleri adeta peşlerinden koşturan, kendileri ile röportaj yapabilmek için milyonları vermeye göze alan medya sürüsünü peşlerinden sürükleyen, arkalarında; şampiyonalara katılmak için hazırlık dönemlerinde, özel antrenör, özel masör ve özel yerlerde, lüks olanaklar içerisinde sonsuz desteğini koyan Devlet varken! Yaşadıkları kötü bu durum sonucunda adeta terk edilen, kendi başlarına bırakılan bu ve benzeri başarılı sporculara buradan seslenmek istiyorum.
Hani hep deriz ya; başarılı atletleri başarılı yapan bazı önemli parametreler vardır diye, bunun başında kuşkusuz Fizyolojik ve Psikolojik parametreler gelir; burada hiç kuşkusuz başta yetenek önemli bir parametredir. Bunun ardından yeteneklerini geliştirebilmelerine hizmet eden antrenörleri ve kendi arzu ve istekleri (yani çaba ve çalışmaları) gelmektedir! 
Peki bu atletler neden bu durumları ile yetinmezler de dışarıdan yabancı bir maddeyi de alarak adil ve etik olmayan bir biçimde yarışma arzusu içerisine girerler! Bu durum (altını çizerek söylüyorum) sporcuların gerek gelişim, gerek hazırlık ve gerekse yarışma dönemlerinde yeteri kadar Psikolojik destek alamamalarından kaynaklanmaktadır.
Sporcuların bu duruma gelmelerine; kim bilir acaba çok zeki olan antrenörlerinin etkisi mi? yoksa daha da ünlü olabilmenin psikolojik baskısı mı?, yoksa ilaç firmalarının rolümü daha çok etkilenmiştir?  Ban kalırsa bu soruların tümünün cevabı bu olayları yaşayan bu sporcularımızda saklıdır ve öyle sanıyorum ki! bu insanlar bir takım duygusal arzuları uğruna tüm bu yaşanan gerçekleri gizlemektedirler, ve bu gerçeği söylemekten de adeta korkuyorlar. İşte bu durum; bu tip sporcuların en büyük eksiği ve bu sporcularında ortak yönleri olsa gerek!
Tüm bu eğilim içerisindeki sporculara verilebilecek en güzel öğüt şudur; Kesinlikle Dopingten uzak durun ve kendi yeteneklerinize güvenin, adil ortamda yarışmalar yapın ve her şeye rağmen doğruyu söyleyin. Hani ne demişler atalarımız; Taşıyamayacağınız yükün altına kesinlikle girmeyin.
 
Saygılarımla
Prof.Dr.Seyhan Hasırcı


27 Ağustos 2010  23:45:15 - Okuma: (707)  Yazdır




İstatistik