Yazı

Kişilik Gelişiminde Oral Dönem
Kişilik Gelişiminde Oral Dönem 

Pınar Kandemir

Büyümekte olan bir insan çeşitli dönemlerden geçer.

Bu dönemlerin günlük hayatımızda bebeklik, çocukluk, oyun çağı çocuğu, okul çağı çocuğu, ergenlik gibi basamaklarının altında daha öze yönelik psikososyal gelişimsel basamakları vardır. İçinde bulunulan her gelişimsel dönem salt büyüme ve gelişmeyi içeren uzama, kilo artışı, konuşma, okula başlama gibi yeterliliklerden değil, aynı zaman da insanın kişilik gelişiminin basamaklarıdır aslında. Kişiliğimizin temel özellikleri 0-6 yaş dönemi dediğimiz okul öncesini kapsayan yıllarda atılır. Kişilik gelişiminde, her dönemin kendine özgü ve çözülmesi gereken krizleri, çatışmaları vardır. Bu krizleri sağlıklı bir şekilde atlatabilen çocuk sağlıklı bir kişilik geliştirebilir. Eğer dönemin krizi sağlıklı bir şekilde atlatılmazsa oluşan problem kişinin yaşamı boyunca problem olarak ortaya çıkacaktır.
         Bu dönemlerden ilki, oral dönemdir. Çözülmesi gereken temel krizde güven duyma ya da güvensizlik krizidir.
Oral dönem çocuğumuzun doğması ile başlayıp psikolojik açıdan 1 yılı kapsayan, bir gelişim dönem dönemidir. Bu dönem de yeni doğan bebeğin dünyayı tanıma, haz alma bölgesi ağızdır. Anneyi emer, ellerini, ayaklarını, tanımak istediği nesneleri ağzına alır, ağzıyla tanımaya ya da haz almaya çalışır. Bebek anneye tam bağımlı durumdadır. Anne bebeğin ihtiyaçlarını giderir, altını temizler ve besler. Anneyi emerken dudaklarından ve ağzından haz aldığından, ağlayan bebeğe anne göğsünü değil de emzik verirse bebek yine susacaktır. Yine bildiğiniz gibi anne annelerimiz bebeği memeden ayırmak için, ağzın haz değil de acı alması çin anne göğsüne acı sürme eğilimindedirler. Genel olarak görülen istek; anlaşılacağı gibi ağza almadan yola çıkarak içe alma, içselleştirmedir.
 Anneyi bir yıl boyunca emen, sevgi, ilgi gören, ağladığında ihtiyaçları karşılanan bebek kendini dünyanın hâkimi olarak görür annenin bütün ihtiyaçlarını karşılayacağına emin olarak anneye güven duymaya başlar, bu daha sonra kendine ve bütün insanlara güven duyma olarak genellenir. Her ihtiyacının anında karşılaştığını bilen bebek, kendini bilinçdışı olarak dünyanın hâkimi gibi yani biraz narsistik biçimde algılasa da aslında sağlıklı bir özgüven geliştirmektedir. Yaşam boyu türlü olumsuz durumlara, yıkımlara, engellenmelere karşı birey arkasında herhangi bir desteğe ihtiyaç duymaz, kendine güvendiğinden hayatındaki yıkımlara karşı ayakta kalmayı başarır. Dönemin karakteristik özelliklerinden biri sağlıklı bir alma- verme ilişkisi kurmayı öğrenmektir. Çocuğun bütün uğraşı dış dünyadan bir şey alma üzerinedir. Anne tarafından verilen şeyleri alan çocuk toplumsallaşma sürecinde de bilgi almaya istekli, sevgisini vermeye hazır bir birey olarak gelişir.
         Doğum ile birlikte bir yıl boyunca İhtiyaçları zamanında karşılanmayan ağladığında yanında bulunulmayan, anne sevgisinden, temas ve ilgisinden mahrum kalan bebekte ise güven duygusu yeterince gelişemez. (Aşırı korumacı bir yaklaşım, karnı tok olduğu halde aşırı doyurulma da aynı etkiye sahiptir.) Yaşamı boyunca arkasında destek arar, kendi kendine karar verme becerisi gelişemez, güvensiz, uyumsuz bir birey haline gelebilir. Doğumdan itibaren birkaç ay anneden uzak kalan, geçirdiği hastalık vb. sebebi ile anne sıcaklığını tam olarak alamayan bir bebeğin sosyal ve bilişsel gelişiminde de yetersizlikler ortaya çıkabilir. Çözülmeyen bu sorun ilerleyen yaşlarda her türlü bağımlılık sorunlarına;  içki bağımlılığı, sigara bağımlılığı, birine bağlanmak ya da birine bağlanamamak, kaygılı, umutsuz bir birey olmak gibi davranış problemlerine sebep olur. Anneden kopamama, okula geldiğinde ağlama, tırnak yemek, çok konuşmak, çok kitap okumak, oburluk, ağız saldırganlığı dediğimiz; alay etme, küfürlü konuşma, tükürme, ısırma, dudak içlerini yeme hep bu dönemin özelliğidir. Ağızla ilgili bütün bitmemiş işler bu dönemin sağlıklı olarak atlatılmadığını ve bu dönemin çözülmemiş problemlerini işaret eder.
Kişiliğin sağlıklı gelişiminde, kişinin kendine güven duyması, umutlu bir birey olması için; anne ile çocuk arasındaki bağda samimilik, süreklilik, tutarlılık ve aynılık olması gereklidir.
Pınar Kandemir

26 Ağustos 2010  19:13:43 - Okuma: (720)  Yazdır




İstatistik