Yazı

Bafa Bataklığın Eşiğinde
Bafa Bataklığın Eşiğinde 

Asil S. Tunçer

Bafa Gölü, yaklaşık 9 yıl öncesine kadar daha temiz ve berrak görünümlüydü…

Bu haliyle ziyaretçilerin ilgi odağı ve köylünün de geçim kaynağıydı. Gölün suyu daha tatlıydı ve bu sebeple içerisindeki canlılar; kurbağa, ulubat (en ağırı 100 gr.a kadar çıkabilen küçük balık), sazan veya sarıbalık türleri de yaşamaktaydı. Kasım ayı gibi sular yükselmeye başlar, yayla mevkiindeki evler neredeyse sular altında kalır, kıyıdaki tarlalar suya doyar, sığlıktaki çalı diplerine erişen kurbağa ve balıklar buralara yumurtlar ve dolayısıyla çoğalırlardı. Buralara büyük dalgalardan erişemediklerinden de yumurta ve larvalar olumsuz etkilenmez, yaşam bulurdu. Böylece gölün balığı hiç bitmezdi.
 
Bahar aylarında Nisan ve Mayıs gibi su seviyesi en üst seviyeye çıkar ve daha sonra da azalmaya başlardı. Bu azalma yaz ortasında en üst düzeye erişirdi. Bu da ekim yapılacak tarlaların hazır olması demekti. Göle verilen az su ve tarlalara çekilen su arasındaki oran korunduğundan da su seviyesi istenilen seviyede ve doğal oluşumuna uygundu. Bu doğallık su beslemesi, prizleme ve balon gibi suni birtakım uygulamalarla bozuldu. Daha Türkçesi; gölün suyuyla ve gölle oynandı.
 
Fırsat buldukça Bafa’ya gidip geliyor, su seviyesini, kıyı ve tarlaların durumunu, göle akan çay ve derelerin temiz olup olmadığını yakından takip etmeye çalışıyorum. Ayrıca göldeki canlı hayatı ve bilhassa kuşları gözlemliyorum.
 
Balonlama deniz ile gölün ilişkisini kesti. Sanki yatakta karı-kocanın arasına yastık kondu. Yani bir nevi doğum kontrol görevi gördü… Balon, denizden göle yumurta bırakmaya gelen balıkları engellediğinden gölde şuan balık hemen hemen yok gibi. Onun yerine kesif bir yosun var. Gölün içi akvaryum gibi yemyeşil ot dolu. Kıyılar ise yeşil pelte görünümünde ölü otlarla kaplı. Çürükler o kadar pis kokuyor ki göl kenarında oturmak vs hiç de çekici değil. Bu yeşil renkte yaprak yaprak yosunlar genelde balıkların yiyip bitirmesi gerekli olan yiyeceklerini de barındırıyor. Balık olmayınca bu yemleri tüketen de yok; doğal olarak gölü ot basıyor.
 
Bafa Beldesi’nin Değirmen Deresi ile Karahayıt Köyü'nün Usuluk Çayı, Bafa Gölü’ne çöp, atık ve pislik getirmeye devam ediyor. O kadar ki en son gittiğimde son nefesini veren bir balıkçılın gözümün önünde ölmesine şahit oldum. Belki daha erken gidebileydim kurtarabilirdim ama herhalde son nefesine yetişmiştim. Gözümün önünden gitmiyor o zavallı kuşun ölmesi. Bu, Gölmarmara taraflarında can çekişen bir kaplumbağadan sonra gördüğüm kahredici diğer bir sahneydi.
 
Serçin’deki Kılıç Yem A.Ş.’nin gölün suyunun yukarıda olmasını bilhassa istediği, bu sayede atıklarını göle daha kolay boşalttıklarını söylüyor köylüler. Ne derece doğru bir sav bilmiyorum; yetkililerin bu iddiaları incelemeleri lazım.
 
Yine köylülerin anlattıklarına göre eskiden göl suyu şimdikinden yaklaşık 50 m daha aşağıya çekilir, tarlalar daha açıkta kalırmış. Bu kıyastan Kapıkırılılar, eski doğal dengenin bozulduğunu ve bu yüzden bu felaketlerin yaşandığını anlattılar bana.
 
Göl ve adalarını gezmek için kiralamaya gittiğim tekne sahibi ve kıyıda toplanmış çiftçilerle balıkçıların da söyledikleri bunlara yakın şeylerdi; suların yavaş çekilmesiyle şuan kıyıda biriken ve de çamurlaşan pis kokulu bu jölemsi ot çürükleri aslında eskiden güneş altında kalarak hızla kurur, bu şekilde doğa kendi kendine temizlik yaparmış. İşte şimdi bu denge alt üst olmuş. Aklıma şu meşhur söz geldi: bir çiçeği hem susuzluk hem de su öldürür; yaşatmak istiyorsan şayet, kararını bileceksin. Bizim Bafa’nın su seviyesi de bu çiçek örneğine benziyor. 
 
Göl seviyesi örneğin önceki yıllarda Kahve Asarı’nı bayağı açıkta bırakırmış. Hatta bazen de aşırı çekilme yaşanır ve Karahayıt’ta misal herkes göl kuruyor diye birbirine şaka yollu laf atarmış.  
 
Menet Adası’nda kuş sayısı azalmış. İkizce’de hiçbir canlı ibaresi yok. Mesela hiç kurbağa görmedim ama bol bol sinek vardı. Zaten kurbağa ve sinek sayısı birbiriyle ters orantılı. Ondan başka yılan da göremedim. Nereye gitsem karşıma bir tane bile bozerik yılanı çıkmadı… Yılanbalığı zaten ona keza; Bafa’nın yılanbalıkları gölden Menderes yoluyla açık denizlere ulaşarak taa Meksika Körfezi’ne kadar gidiyorlarmış. İnanılır gibi değil, değil mi? Tabi ki eskiden; mesela 1990lardan önceleri filan bu söylediğimiz... Bilhassa 1985’de yapılan setlemeyle beraber doğa ananın burada çok kızdığı belli. Tuzluluk arttığından da zaten Sazan artık hiç yok.
 
Sobran (Zobran) Kumsalı’na zaman yetersizliğinden gidemedim sadece dürbünle izledim. Gördüklerim hiç hoşuma gitmedi. Orası çok sahipsiz. Buraların sürekli jandarma tarafından denetlenmesi lazım.
 
İlgililere sesleniyorum! Bafa, resmen bataklığın eşiğinde; hem göl hem de göle bağlı yaşam…


24 Ağustos 2010  11:14:14 - Okuma: (497)  Yazdır




İstatistik