Yazı

YUGO-SLAVYA
YUGO-SLAVYA 

Asil S. Tunçer

1974 Anayasası Yugoslavya’ya ne getirdi?

Yovan Yovanoviç-Zmay’ın anılarından alıntı: “-Yoldaş Tito, Yugoslavya’ya ne yaptık?”. Tito’nun cevabı; “Hangi Yugoslavya, Yovo?”. Bu diyalog 1974 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra Tito, Yovan Yovanoviç-Zmay arasında geçen bir konuşmadır. Tito’yu az çok bize kadar olan kuşak bilir ama diğer kişiyi pek tanımıyor olabilirsiniz.

Yugoslavya Sosyalist Cumhuriyeti’nin kuruluşunda en etkili beş kişiden biri olan Yovan Yovanoviç-Zmay Sırp milletini temsil ederdi. Sırasıyla Slovenleri Edvard Kardelj, Boşnakları Cemal Bijediç ve Makedonları ise Lazar Kolişevski temsil etmekteydi. 1974 Anayasasına göre Yugoslavya, artık Sosyalist Cumhuriyet yerine Sosyalist ‘Federatif’ Cumhuriyet olmuş ve bu haliyle her federasyona istedikleri anda, diğerlerinin de onayıyla self determinasyon ve ayrılıp kendi başlarına cumhuriyet olma hakkı tanınmaktaydı.

20 yıl içinde o günkü yapılan oylama sonucu Srebrenitsa’da 9.000 kişinin katliamına neden oldu. Peki neden? Nasıl bu noktaya gelindi? Çok geriye gitmeye gerek yok; bizim tarihten çok iyi bildiğimiz bir döneme geri dönüp bakmak yeterli olacaktır. Kosova Savaşı’nda Sırplar neredeyse Osmanlı’ya karşı savaşı kazanmak üzereler ama Boşnaklar ve Hırvatlar savaş alanından geri çekilerek Türkler lehine bir durum ortaya çıkmasına sebebiyet verdiklerinden Sırplar savaşı kaybederler. Bu Sırplar ile Boşnaklar ve Hırvatlar arasındaki ilk nifak tohumlarının atılmasına neden olur.

Osmanlının idaresi altında halkın bir kısmının Müslümanlığı kabul etmesiyle sayı olarak Osmanlıya yakın nüfusta bir artış meydana gelir. Öte yandan hâlihazırda var olan Ortodoks-Katolik çatışmasına bu sefer üçüncü bir taraf eklenir. Bu tarafgirlik ve karşıtlık asırlar boyu sürecek ve bugünlere gelinecektir. Bugünün olaylarını incelerken tarihteki hadiseler ne gibi gelişmelere nasıl gebe ona iyi bakmak lazım. Sadece 50 yıl önce II. Dünya Savaşı sırasında Almanların toplamda öldürdüğü Sırp, Hırvat, Boşnak ve Makedon sayısı -bir olay hariç tutulursa- bini geçmez. Lakin Hırvatların Yasenovac kampında öldürdüğü Sırp sayısı 1,5 milyondur.

Söz konusu katliam toplam 3 yılda yapılmış ve Papa’dan izin bile alınmıştı. Yani, papalık Katolik sayısının Ortodoks sayısından çok olması pahasına 1,5 milyon insanın katledilmesine ferman vermişti. Kampın komutanı Dinko Şakiç, 20 yıl hapis cezasına çarptırılmış nihayetinde Zagrep Dubrava hastanesinde 1987’de ölmüştü. Yasenovac ve benzeri kamplarda çok sayıda Ortodoks Sırp öldürülmüştü. Hatta Hırvatistan’ın Knin bölgesinde 8 bine yakın Sırp kör edilerek memleketlerine gönderilmişti. Bu kör etme işlemi değişik bir uygulamaydı. Yüzer kişilik grupların başındaki bir kişinin sadece tek gözü bırakılmış ki o kişi yolu bulsun ve ötekilere kılavuzluk etsindi.

Yasenovac Kampı, kadınlar ve çocuklar için oluşturulmuş alt birimlerin yer aldığı bir kompleks olarak Sava Nehri kıyısında, Zagrep’in 100 km güneyinde toplam 240 km.lik bir alanı kapsamaktaydı. Kamp ve alınan nihai kararlar, Nazi Almanyası ile Faşist İtalya hükümetlerinin kararlarına da yansımış, hatta Hırvat Devleti’nin ilerideki Anayasal düzenlemelerinde ölüm cezasını haklı kılan kanuni düzenlemeye de temel teşkil etmiştir.

Söz konusu kamp USTAŞ’lar (Hırvat Ordusu) tarafından Ağustos 1941’de, Ante Pavelić’e karşı gelen kişileri yok etmek amacıyla UNS’nin (Ustaş Halk Birliği) 3. koluna verilmişti. Başına da Viyekoslaf Lubriç getirilmişti. Sadece bu kampta 600.000 kişi öldürülmüştü. Bunlardan 20–25 bini Yahudi 2–3 bin arası Çingene diğerleriyse Ortodoks Sırplardı. Kampta sadece 19.544 çocuk ya fırınlarda ya da gaz odalarında öldürüldü. Nisan 1945’te Partizanların bölgeye gelmesiyle boşaltıldı. Yasenovac kampında işlenen cinayetleri gizlemek için USTAŞ’lar tüm kampı havaya uçurmuşlar, hayat kalan tanık kim varsa öldürmüşler ama buna rağmen 5–6 kişinin kurtulmasının önüne geçememişlerdi.

Olaylardan 20 yıl sonra bu kampta ölenlerin aileleri tarafından yapılan baskılar sonucunda Yasenovac’da ölenler için bir anıt dikilmiştir. 1991 yılında Hırvat askeri, Yasanevoc anma parkına zorla girerek uluslararası anlaşmayı da hiçe saymış, bir anlamda Sırp toprağını işgal etmişti. 8 Ekim 1991’de Sırplar bu yeri tekrar geri aldılarsa da Hırvat güçlerinin geri çekilmeleri esnasında bu anıtı tahrip ettikleri bilinmektedir.

Gelelim 1974 Anayasası’nın federatif bölünmenin yanında getirdiği en büyük köklü diğer değişikliğe… Bu anayasada ordunun yetkileri kısılmış, gücü azaltılmış ve dolayısıyla siyasilerin ordu üzerindeki söz hakkı artmıştı. Daha doğrusu ordu siyasetin içine çekilmişti. Öte yandan dini özgürlükler genişletilmiş, düşünce özgürlüğü adı altında kurumlar ve devlet teşkilatlarına saldırılar başlamıştı. Etnik kimliklerin mozaik olmaktan çıkarılıp farklılıklara ve ayrılıklara dönüştürüldüğü bir ilk anayasa olup daha sonraki birçok olaya temel teşkil etmişti.

Sonuçta Yugoslavya, Yugo-Slavya olarak parsellenmiş ve bölünmüştür. Bu bölünme üzerinde bir de Batı’nın çıkarları eklenince bölünme kaçınılmaz olmuştur. İleriki yıllarda Türkiye, Yunanistan, Makedonya, Karadağ, Hırvatistan, Slovenya üzerinden geçecek, doğal gaz ve petrol boru hattının Rusya’nın etkisinden kurtarılıp A.B.D.’nin güdümüne verilmesi amaçlanmıştır. Bu projeye her geçen gün yeni stratejiler ve başka başka politik oyunlar eklenmektedir. Bu kirli ve pis oyunun daha birçok yeni bölünmelere sebebiyet vereceği ve kardeş kardeşin, komşu komşunun gırtlağına sarılacağı günlerin yakın olduğu açıktır.

Büyük federatif devletler yerine küçük ulusal devletçikler planın ana kriteridir. Yugo-Slavya’dan arta kalan ülkelerden Makedonya’da Arnavut-Makedon çatışması, Hırvatistan’da Germen (Kuzey) ve İtalyan (Güney) yanlılarının birbirlerini çekememezlikleri, Bosna’da Sırp, Hırvat ve Müslüman (ayrı bir milliyet kabul edilir) sürtüşmesi önümüzdeki yılların potansiyel bölünmelere sebep olabilecek unsurlarıdır. Emperyalizm bunları bilir ve not eder. İstihbarat birimleri bu noktalarda cirit atar.

Ülkemize gelirsek 1915 olaylarının 100.yılına yaklaşıldığı şu yıllarda, Ermenilerin 2015’i bir milat kabul edip rövanş almak niyetleri ortadadır. Ermeni lobisinin intikam amaçlı faaliyetlerine ek olarak PKK terörüne endekslenen Kürt milliyetçiliğinin son yıllarda hortlatılmaya çalışılması bir tesadüf olamaz.

PKK’yla mücadele malum güçlü bir ordu ile olur. Anayasa bir ülkeyi ve bir devleti ayakta tutan ana direktir. Doğrusu; sağlam bir anayasa ve güçlü bir ordu; sağlam ve güçlü bir Türkiye demektir. Yugo-slavya olmamak için, bölmekten çok bütünleyen bir yapılanma…

Bu da zaten her Türk vatandaşının en çok istediği şey…


17 Ağustos 2010  22:13:44 - Okuma: (588)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik