Yazı

Vesayet Tiryakileri
Vesayet Tiryakileri 

İbrahim Becer

Skandal aslında 2007 yılına uzanıyor

         Teröristlere “kendi adamımız” diyen Üsteğmen ile yarbayın telefon görüşmesinden bahsediyorum. Üsteğmen, “ heronların “kendi adamlarına” çok fazla zayiat verdirdiği için düşürülmesi veya koordinatlarının değiştirilmesi” talebini dile getiriyor. Karşıdan gelen cevap daha ilginç: “bakacağız bir çaresine”.
         Peki, yüreğimize su serpecek, Anaların endişelerini giderecek, “bu yalandır, iftiradır” diyecek açıklama nereden geliyor tahmin edin: Pkk’dan! Her ne hikmetse bu haberi yalanlayan Pkk oluyor.
         On bir askerin şehit edildiği Gediktepe Saldırısı öncesi Emniyet İstihbaratı sadece otuz saatlik bir sapmayla saldırıyı bildiriyor; yetmiyor, intikal anındaki teröristlerin uydu görüntüleri servis ediliyor.  Sonuç bir facia…
         Daha çekecek çilemiz varmış ki ardından Hantepe Karakolu basılıyor. Genelkurmaya ait otuz ayrı birim çatışmayı saniye saniye izliyor. Askerlerimizin üzerine çapraz ateş açılıyor bakıyorlar, el bombasıyla mevzileri havaya uçuruluyor bakıyorlar, el bombasından sağ kurtulanlar kendilerini dışarı atıyorlar bakıyorlar, kendilerini dışarı atanlar açılan ateş sonucu öldürülüyor bakıyorlar…
         Yapabildikleri tek şey, heron görüntülerinin, haberi yapan Mehmet Baransu’nun eline nasıl geçtiğini araştırmak. Yaptıklarının bu çağda ne kadar beyhude bir çaba olduğunu evvelki tecrübelerden sınamış olmaları gerekir ama maalesef bu konuda dirhem ilerleme yok.
         O havayı teneffüs edenler bilir. O anda Devletinin yardımına koşacağını bilirsin. Ama o gece ne bir ses ne bir nefes var. Bölgeye uzaklıkları yedi ila on beş dakika mesafede kobra tipi helikopterlerimiz var. Gel gör ki kimse yardımına gitmiyor bu naçar, kimsesiz Askerlerimizin.
         Bakın bunu birinin izah etmesi lazım. Sorumluluğu alsın ve mertçe ortaya çıksın demiyorum. Çünkü kendi döşediği mayına yedi askerini şehit verdikten sonra “olur böyle vakalar” diyen bir komuta kademesine sahibiz artık; Taburu basılıp on altı şehit verdikten sonra, henüz elli ikisi bile çıkmadan boynuna davulu takıp yılbaşı kutlayan Binbaşılarımız var bizim; pimi çekilmiş el bombasını Askerinin eline veren ve bir mevzi Askeri havaya uçuran Teğmenlere sahibiz unutmayın.
         Ben görüntüleri izledikten sonra değişik bir şey yaptım. Aralarında üs bölgesi komutanlığı da yapmış olan değişik rütbelerdeki iki arkadaşıma bu görüntüleri gönderdim ve yorum yapmalarını istedim. Onlar birebir bu hayatın kopyasını yaşamış, tacize uğramış, yüzlerce geceyi yıldız yorgan altında geçirmiş insanlar olarak farklı şeyler söyleyebilirlerdi.
         Sonuç ne biliyor musunuz; hiçbir anlam veremediler. Türkiye’de ilk defa üs bölgesi basılmıyor. Ama ilk defa bu kadar rahat üs bölgesi basılıyor, aradaki fark bu. İşin teknik kısmı bir yana, otuz ayrı birim tarafından naklen izlenen bir çatışmaya neden destek gitmemesi koskocaman bir soru işareti.
         Yanılmıyorsam Galula’nın bir tezi vardı daha önce dillendirdiğim: “Bir gerilla hareketi stratejisini üç evre üzerinde inşa eder; stratejik savunma, stratejik denge, stratejik saldırı”. Geçen 26 yılda gelinen nokta maalesef gözler önünde. Tepeden tırnağa siyasete bulaşmış, sınırları delik deşik olmuş, kendi heronunu düşürecek kadar gözü karartmış, içinde sayısız kutsalı bulunmasına rağmen cımbızla çeker gibi sadece “şahadet müesseseni” İslam dairesinden devşirmiş, üçyüz küsur tane generale sahip olmasına rağmen bir terör örgütüne altı tane esir vermiş bir yapı kendini sorgulamaz mı?
         Hadi o sorgulamadı diyelim, bir sorgulayan çıkmaz mı?
         Elbette çıkar. Kanunun köşe bucak sorgulamak için aradığı bir isim terfi için kuyruğa girerse “dur” diyecek bir iradenin olması mukadderdir. Türkiye Cumhuriyetinde belki de ilk defa Askeri atamalarda liyakat esas alınıyor. Yani olması gereken oluyor ama kromozomlarına kadar vesayete tabi olan bir sivil problemimiz de olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmak zorundayız.
         Normalleşmek için çok daha fazlası gerekir çünkü. Tüm bu aymazlıkların hesabını soracak bir siyaset, akademi, aydın, medya dünyasının ısrarla sorularına cevap beklediği bir gün bu ülkede işler rayına oturacaktır. Gel gör ki sadece saman alevi gibi parlayan bir tepki ve “geçti gitti, birkaç günlük fasıldı” tadında bir vefayla ancak bu kadar oluyor.
         Muhalefetin her türlüsünden hiçbir umudum yok; onların durumu İrlanda Barlarındaki cücelerin durumu gibi biraz da. 19. yy da İrlanda Barlarında bir gelenek varmış. Parasını ödemek koşuluyla isteyen, gözüne kestirdiği bir cüceyi, rızası dâhilinde duvara fırlatıp eğlenebiliyormuş. Sonraki yıllarda bunun insan haklarına aykırı olduğu fikri hâsıl olunca yasaklanma yoluna gidilmiş. İlk karşı çıkanlar tahmin edeceğiniz gibi ekmek paralarının ellerinden alındığı fikrine kapılan cüceler olmuş.
         Bizim akıldan cüce, fikirden güdükler adları gibi biliyorlar ki, üzerlerindeki bu vesayet kalkarsa varlık sebepleri ortadan kalkacak.
         Haklı oldukları tek nokta bu olmasına rağmen yine de çözüm bu değil; ürünün son kullanma tarihi geçmiş olabilir.
         Bence oradan başlasınlar…


7 Ağustos 2010  01:05:59 - Okuma: (685)  Yazdır




İstatistik