Yazı

EDİRNE
EDİRNE 

Asil S. Tunçer

ETUR ve Tarihi Kent Müzesi

ETUR; Edirne El Sanatları Merkezi ve Vali Fahri Yücel Kent Tarihi Müzesi. Rahmetli Vali Fahri Yücel’in katkılarıyla kurulan bu iki önemli kurum şimdi yok. Neden? Çünkü kapandı, kapatıldı.
 
2004–2005 yıllarındaki iki ziyaretimde var olan ama bu sene yaptığım turda göremediğim, Edirne’nin iki kazanımı veya şuan ki kaybı… Önce ETUR. Edirne El Sanatları Merkezi. El sanatları ve hediyelik eşya pazarının geliştirilmesi amacıyla yine Rahmetli Vali Fahri Yücel tarafından kurulmuştu. Vali Miroğlu zamanında, Saraçlar Caddesi’ndeki bu çok güzel merkezi kapatıp müze içerisine küçücük odaya taşındı ve dolayısıyla önemini kaybetti. ETUR’un satış mağazası, Edirne’ye gelen yerli ve yabancı turistlere satış yapılan küçük bir hediyelik eşya reyonuydu. Böyle bir yere ihtiyaç vardı çünkü mis sabunculuğu neredeyse bitmek üzereydi. ETUR bu amaçla önemli bir rol üstlendi. Kısa sürede Edirne’nin en merkezi yerinde mağaza oluştu. Edirne’ye ait her türlü hediyelik eşya bu mağazanın raflarını doldurmaya başladı. Birçok işsiz gence kurs verilen, sertifika dağıtılan ve iş kazandırılan bu mümtaz yer şimdi yok.
 
Söz konusu merkezde başta mis sabun ve Edirne’yi anlatan seramikler olmak üzere, tablolar, kitaplar, kartpostallar, kalemler, anahtarlıklar ve küçük biblolar satışa sunuldu. Bir de burada yapılan eşyaların büyük bir bölümü Toplum Merkezi’ndeki kadınlara yaptırılıyordu. Örneğin; Edirne bebeği üretiliyordu ve çok ta ilgi çekiyordu. Son zamanlarda bebek mebek görmüyorum. Ya bana denk gelmiyor ya da sanırım piyasadan silinip gitti.
 
Ziyaretçiler bu mağazada Edirne’yi anlatan kaliteli, hediyelik bir iki parça eşya bulabiliyorlardı. Burada mağazanın kurulmasının iki amacı vardı. Birincisi; elbette Edirne’de olmayan hediyelik eşya pazarı yaratmaktı ve bu kısmen de olsa bir sonuç verdi. Alipaşa ve Arasta’da bu amaca yönelik dükkânların açılmasına ön ayak oldu. Özellikle mis sabunculuğun tekrar Edirne’ye kazandırılmasındaki en büyük başarı ETUR’undur. İkincisi; Toplum Merkezi’ndeki bayanları üretime sokarak bu alanda bir istihdam yaratmak ve Edirneli çoğu istihdam dışı kalan kadınlara iş olanağı sağlamaktı. Bunda da başarılı olundu. Peki, ya sonrası?
 
Fahri Yücel, rahmetli olunca sonraki vali aynı çizgiyi takip etmedi. İcraatlardan ilki ETUR’un kapanması oldu. Saraçlar Caddesi’nde bulunan büyük mağaza kapatılarak, ziyaretçisi henüz oluşmaya başlamış olan Fahri Yücel Kent Müzesi’ne küçücük bir odaya taşındı. Böylece ana caddelerden birinde çok sayıda müşteriyle teması olan bu küçük işletme adeta küçültülerek hapsolundu. Gerçi zaten müze de gözden çıkarılmıştı ve Edirne’nin iki önemli değeri, üvey evlat muamelesi görmeye başladılar. Henüz daha çok ziyaretçisi olmayan müzede elbette istenilen oranda satış yapılamazdı ve zarar ettiği gerekçesiyle de geçtiğimiz yıllarda kapandı. ETUR’un ve Müze’nin kapanmasına en çok üzülenlerden biri de benim. Bir şeyi kurmak çok zor ama onu yıkmak kolay. Buna benzer örnekler çok ülkemizde.
 
Birkaç sene öncesinde hatırlıyorum; gazetenin birinde bir habere gözüm kaymıştı: “ETUR mağazası kapandıktan sonra elde kalan ürünler yok pahasına satılıyor. Satışlar şimdilik sadece İl Genel Meclisi üyelerine yönelik”… Bu başlığın üzerine ayrı bir yorum yapmaya gerek yok sanırım. Bir kente atanan vali önce orayı benimseyecek, sevecek ve yıkıcı olmaktan çok yapıcı olacak. Rahmetli Fahri Yücel adına düzenlenen anma töreninde eşi Perihan Yücel, “Edirne benim kumamdı, Fahri en az benim kadar bu kenti de çok sevmişti” diyerek Rahmetlinin kente verdiği değeri, yaptıklarını ve sevgisini dile getirmişti. Gerçekten de Fahri Bey görevde kaldığı 4 yıl süresinde Edirne’ye çok şey kazandırmış, evinden çok zamanını makamında ve kentte geçirmişti.
 
Edirne Vali Fahri Yücel Kent Tarihi Müzesi ise, maddi kültür öğelerini toplayan ve izleyiciye gösteren müzelerden farklı olarak; soyut tarihi aksine somut ifadelere dönüştüren ve halkı izleyici olmaktan çok müze kullanıcısı olmaya yönlendiren çağdaş bir deneyimdi. Kent Müzesi’nin yer aldığı Hafızağa Konağı gerçekte çok harap bir durumdaydı ve zaten o binanın restore edilerek Edirne’ye kazandırılması başlı başına bir mucizeydi. Öncelikle binanın kurtarılmasına yönelik korumacılık anlayışı ile bu tarihi konak müzeye çevrilerek adeta bir taşla iki kuş vurulmuştu.
 
Başlı başına bir kültür mirası olan Hafızağa Konağı, Edirne’nin tarihsel ve kültürel yaşamında özel bir yere sahip. Anıtsal mimari eserlerin bulunduğu tarihi kent dokusu içinde yer alan konağın ilk sahibi Hafız Ağa dönemin siyasi olayları içinde yer almış bir kişiydi. Osmanlının son döneminde siyasi gelişmelere de tanık olan Hafızağa Konağı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gizli toplantılarına ev sahipliği yapmıştı. Hafız Ağa’dan sonra konağın mülkü oğlu Bekir Kovankaya’ya, 1940 yılında, onun çocukları Mehmet ve Fatma Derviş’e, 1967’de de Fatma Naciye Kovankaya’ya geçmişti. Varislerince 1989 yılında Abdurrahman Akgün’e satılan Hafızağa Konağı, 2000 yılının Kasım ayında Edirne Valiliği ve T.B.M.M. Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı’nın ödeneğiyle satın alınmıştı.
 
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayladığı Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon projeleri ÇEKÜL Vakfı tarafından yaptırılmış, Edirne Valiliği, binanın yenilenmesi ve diğer tüm mimari öğeleri aslına uygun olmak üzere büyük bir titizlikle 14 ayda tamamlamıştı. Bundan sonra da diğer bir akıllı iş yapılmış, bu bina müzeye çevrilmişti.  
 
Kent Müzesi, Edirne’nin yaşadığı tarihi serüveni canlandıran, geçmişin kültürel birikimini bugünle buluşturan, Edirnelinin kentle bütünleşmesini ve yaşadığı şehre daha çok bağlanmasını sağlayan bir merkezdi. Edirne Kent Tarihi Müzesi, kentin geleneklerinden ve ülkeyle olan ortak tarihten yola çıkarak zaman ve mekân duygusunu geliştirmeyi amaçlamış, ziyaretçiye görsel somut bir şeyler sunan yerdi.
 
Burayı ilk ziyaretimde, kentle ilgili belge niteliğinde fotoğraf ve önemli bilgiler görmüş, grubumla müze gezimizi gerçekleştirmiştik. O zaman yanlış hatırlamıyorsam kent arşivi ve bilgi işlem merkezi kurulma aşamasındaydı. İlgimi çeken en önemli taraf ise çalışanların sıcaklığı ve yardımseverliğiydi. Müze bir ülke ve milletin tarihi ve kültürel geçmişini en iyi anlatan yerdir. Bu topraklar üzerinde yaşayan insanların yarattıkları uygarlık birikimi, kültürel miras, yaşam tarzı ve bugüne gelişi çok güzel verilir bilhassa yabancı konuklara. Müze fakiri ülkemizde, pek müze gezme alışkanlığı olmayan insanımıza, müzelere çekmek ve de bizi ziyarete gelen yabancı konuklarımıza kendimizi ve ülkemizi en iyi tanıtmak için süratle müzeciliği teşvik etmek, var olanları yaşatmak, eksik olanları ise tamamlamak zorundayız. Bu milli bir vazifedir.
 
Sonraki Vali Mustafa Büyük ki daha kültür ve turizmin içinden gelmeydi, onun döneminde de bu sefer Vali Fahri Yücel Kent Tarihi Müzesi kapandı. Tüm Edirneli şaşırmıştı, kültür ve turizm altyapısı olan bir valilik idaresinde böyle bir yerin kapanmasına… Şuan yeni Vali Gökhan Sezer Mayıs 2010’da görevine başladı. Kendisine başarılar diliyoruz. Beklentimiz ETUR’un ve Kent Müzesi’nin yeniden diriltilmesi ve Edirneliden zorla alınan çok önemli iki merkezin tekrardan Edirnelilere geri iade edilmesidir. Bu girişim Rahmetli Vali Fahri Yücel’i de yattığı yerde rahat ettirecektir.

6 Ağustos 2010  14:20:53 - Okuma: (726)  Yazdır




İstatistik