Yazı

İğneada
İğneada 

Asil S. Tunçer

Longoz Ormanları

Longoz, denize çok yaklaşan ve kıyıya doğru akan çay ve derelerin getirerek biriktirdiği kumların kıyı şeridiyle akarsu ağzında bir set oluşturarak denizle kesişmesini engelleyen farklı bir coğrafik olaydır. Aynı zamanda bir ekosistemdir. Özellikle belli ağaç ve bitkilerden oluşan ormanlık alanda çeşitli hayvanlarda yaşam bulur. Dişbudak, kızılağaç, göl soğanı, sarmaşık, su menekşesi, orkide, su yılanı, kertenkele, tosbağa, karatavuk, balıkçıl, su kuşu, sincap ve kurbağa bu yerleri tercih eden türlerdendir. Ayrıca cırcır böcekleri ve arılar da bu yaşam alanlarına dâhildirler.
 
Bağlı ekosistem, varlığını ancak suyun devamlılığıyla sağlamaktadır. Zemindeki killi toprak suyun uzun süre yüzeyde kalmasına yardımcı olur. Bu haliyle bu sulu ormanlar bende yağmur ormanları intibaını bırakıyor. Tek farkları yağmurdan çok taban suyuna bağlı olmaları herhalde. Gruptan, “mangrove” benzetmesi geliyor. Doğrudur… Gerçi rizofora tarzı daha çok bataklık çalıların yetiştiği tropikal ormanlardan bir nebze farklı olan bu orman bence endemik bir karaktere haiz. Benzemesinden çok benzememesi değerlendirilmeli aslına bakarsan… 
 
Türkiye’de en çok bilinen ve bulunan yöre Kırklareli’nde Demirköy-İğneada arasındadır. Daha sonra Gökova Körfezi’ndeki Bördübet’i, Sakarya’nın Acarlar’ı ve Sinop’un Sarıkum’u ile Kızılırmak Deltası’nda Samsun’u sayabiliriz. İğneada’da farklı olan şey daha bakir ve daha serin olması. Ne de olsa Karadeniz sahili. Bir de en kuzeydeki kumsalımız herhalde. Buranın çekim gücü farklı.
 
Ha sahi; çekim dedim de aklıma geldi; unutmadan bahsedeyim: Burada bir ‘manyetik alan’ var. Araçlar yokuş yukarı kendi çıkıyor veya tam tersi yokuş aşağıya kaymıyor. Bu yer İğneada’dan Yenice’ye girerken; Yenice’ye birkaç km kala. Göz yanılsaması vs deniliyor gerçi ama olsun sonuçta eğlenceli ve ilginç bir doğa olayı. Bunu denemek için Manyetik Alan Alabalık Tesisleri’ni az geçer geçmez aracınızı durdurup ve vitesi boşa alıyorsunuz. Ayağınız frende ama dokunmuyor, aracınızın kendi kendine yokuş yukarı çıktığına şahit oluyorsunuz ve bir zaman sonra araç zaten kendiliğinden duruyor. Sanırım burası denge noktası ya da kör nokta diye tabir edebileceğimiz yer.
 
İğneada ve Longoz ormanlarını en güzel Haziran sonu ve Temmuz başında gezebilirsiniz eğer gelmişken denize de girelim derseniz. Bundan önce sular henüz tam çekilmediği için Longozu daha çok ama denizi daha az, yaz ortası ve sonuna doğru ise hemen hemen deniz ölçekli bir tatil seçeneği önünüze gelir, longozdan çok. Kuruyan su birikintilerinden dolayı ortaya çıkan biraz da ürkütücü ağaç kökleri, garip şekilli ağaç kütüklerine bakarken birden yanınızdan hızla geçen bir kuş veya kertenkelenin çıkardığı hışırtıyla sıçrarsınız.
 
Subasar(n) ormanları olarak da adlandırılan bu ekosistemler, derelerin önlerinde sürükledikleri kumulları denize aktıkları yerlere toplayıp yarı akarsu, yarı göl ve deniz kenarı şeklinde oluşan fakat daha çok yazları kuruyan veya suyu iyice çekilen yarı bataklık alanlarda oluşur. Doğanın bir lütfu: Istıranca Dağları ve Longoz Ormanları yanı sıra Mert ve Saka gölleri, 165 çeşit bitki ile 1o km.yi geçen kumsalı.  Erikli Gölü bu eşsiz kumsala teğet. Tam çadır kurmalık.
 
Söz konusu akarsu göletleri denizle tam buluşamamaları yüzünden bilhassa su debisi bahar aylarında artan ülkemizde, su taşkınları ve kıyılarda yaşanan taşımların sık olduğu yöreler bu tarz ormanlık alanlara en uygun coğrafyalardır. Zaten orman da olunca, biriken alüvyonlar sayesinde söz konusu bu longoz alanları organik madde bakımından da çok zenginleşirler. Neticede içine girilip yürüyüş yapıldığında tıpkı bir tropikal orman hissi yaşanır.
 
Burada ev pansiyonculuğu çok revaçta. Hemen her ev bu işe soyunmuş. Beldenin çok yıldızlı tek oteli ateş pahası bu yüzden herkes ev-pansiyonlara yöneliyor. Çok farklı fiyat ve tarzda ev otelciliğine alternatif sadece temiz yatak ve bir kap sıcak yemek diyenlere Akkuş Otel tercih edilebilir. Merkezde olmamasından dolayı sessizlik avantajını da ekleyerek…
 
20 km daha giderseniz bu sefer Beğendik köyü ve sahili karşılar sizi. Yol üstünde serinlemek için çamura batmış mandaları görecekseniz; fotoğraf makinenizi yanınıza almayı unutmayın sakın. Trakya’da 13.yy.dan beridir bilhassa çeki gücünden yararlanılan ve Fatih’in toplarını İstanbul önlerine getiren bu harika hayvanları ülkemizdeki azalan sayılarına rağmen burada görmek mümkün. Beğendik, az bilinen ama yakın zamanda sanırım herkesçe bilinen bir yer olmaya aday. Özellikle ben gibilerin… İğneada’ya nazaran kumu çok olmamasına karşın Beğendik daha sakin ve dinlendirici bir yer. Tam bana göre yani; al kitapları bütün gün sahilde kitap oku. “İşte hayat bu!” dedirten bir yer. Beyninizi resetlemek istiyorsanız şayet, burası tam sizlik.   
 
Gruptan bazıları belli ki bu sebeple orman dışında kalmayı yeğliyorlar. Çok ilginç hiç su veya ağaç yılanına filan rastlamıyoruz. Öte yandan grup aslında ormana da ağaca da doydu bugün. Çukurpınar ve Beypınar köyleriyle yoğunlaşan orman dokusu Demirköy’e gelindiğinde daha da çoğalıyor. Fatih’in İstanbul’u almak için döktürdüğü devasa toplar, demir madeni olan bu küçük Osmanlı yerleşimini bugün doğal güzelliği ve tarihi önemiyle değerli kılıyor.
 
Trak kabilelerinden sonra Roma ve Bizans’a ev sahipliği yapan bölge Osmanlı ile İstanbul’un fethi öncesi tanışmış. Eski adı Samakocuk olan Demirköy’ün demiri İğneada’dan gemilere yüklenip İstanbul’a getirilmekteymiş ve bu yüzden bölgenin demiri ‘İğneada Demiri’ diye adlandırılırmış. 93 Harbi’nde Rusların tahrip ettiği dökümhane daha sonra 99 yıllığına İngilizlere verilmiş ama cumhuriyetin en büyük icraatlarından millileştirme sürecinde bu imtiyaz iptal edilmiş ama nedense işletilmemiş de. 10.000 m2lik bir alana yayılan dökümhanede su enerjisi ve kalorisi yüksek meşe ağaçlarından yararlanılmış. Bu ağaçların kesilmesi yasakmış Fatih döneminde bu amaçla.
 
Bugün Demirköy Dökümhanesi, ilk savunma sanayi tesisi olması nedeniyle çok önemli bir kültürel varlığımız, Türk Silah Sanayi Müzesi şekline dönüştürülecek. Çok iyi bir proje ve gerçekleşmesi diliyoruz. Ülke büyük bir kültürel varlığa kavuşacak; daha doğrusu korunacak ve yaşatılacak.

30 Temmuz 2010  01:35:38 - Okuma: (520)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik