Yazı

Hasan Âli GÖKSOY
Hasan Âli GÖKSOY 

Asil S. Tunçer

Bir Gönül Adamı, HÂG

23 Aralık 1939 günü, babasının memuriyetle bulunduğu Tokat’ta doğdu. Fakat nüfusu“15 Haziran 1940 Eskişehir” olarak çıkarıldı. İstanbul Alemdar İlkokulu’ndan sonra Saint-Benoit Fransız Lisesi ile Vefa Lisesi’nde okudu. Erken yaşta fotoğrafçılık mesleğine girdi (1953), Babıâli’de foto muhabiri olarak çalıştı (1957–1959). İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıbbî fotoğraf laboratuarlarını kurdu ve yönetti (1959–1971); Türkiye Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren Sendikası (Tabgis)’nda genel sekreterlik yaptı (1976–1992); Selçuk Yayınları, İlgi Dergisi, Lâle Dergisi gibi yayın hizmetlerine katıldı. 1992 yılından sonra hayatının sonuna kadar Türk Petrol Holding’de danışmanlık görevini sürdürdü. Yakalandığı melun hastalık kolon kanserine karşı sürdürdüğü amansız mücadeleyi kaybederek 24 Temmuz 2010 tarihinde 71 yaşında yaşama gözlerini yumdu. Ya da kendi deyimiyle “Hak’ka yürüdü”.
 
Kanser dedik de onunki aslında ihmale uğramış bir rahatsızlıktı. Doktora giderken de ne çıkacağını tahmin ediyordu. 65 yaşına gelmişliğin olgunluğuyla karşıladı dostlarının ısrarıyla gittiği doktorunun verdiği kötü haberi. “İdare ederim” diyordu, kendince. Geçirdiği ameliyat sonrası kalınbağırsağından 38 cm çıkarıldı ve kolostomi yapıldı. Kemoterapi dönemi başladı. On beşer günlük dönemler halinde yürütülen tedavi sırasında zaman zaman kan değerleri düştü; sonraki tedavi bazen bir, bazen iki dönem atlıyordu. Çünkü vücudunun bağışıklık düzeni bozulmuş yani immün sistemi zayıflamıştı. Buna rağmen yazmaya, araştırmaya devam etti. Onca çalışma ve eserin arasına yenilerini eklemek için uğraştı. Hastalıkla adeta kavga ediyor, kocaman kütüphanesine ve zengin arşivine kendini her geçen gün daha fazla hapsediyordu.
 
Bu arada, tedaviye karşı koymağa çalışan kanserin oyunu başlamıştı: Şeker ve tatlı oburluğu... Şekerin kanseri beslediğini gayet iyi biliyordu ama tatlılardan uzak durmak o kadar da kolay değildi. Denediği bitki çayları da tam bir netice vermedi. Et-obur kedinin, hastalandığı zaman kendisini iyileştirecek otları bulup yemesi gibi… Ne yazık ki bir kedi hayatının geri kalan kısmını ot yiyerek geçiremezdi, bunun da bilincindeydi.
 
Sık sık ziyaret edemesem de telefonla hatırını sormayı pek ihmal etmediğim Hasan Âli Bey’i veya Hocamı (ki akademik çevre dışında “Hocam” diye hitap ettiğim tek dostum) son zamanlarda tedavisi sebebiyle göremez olmuştum. Hocamı arayıp şayet müsaitse yanına gitmeyi düşünüyordum. Sanki yine “estağfurullah Üstadım” deyişini duyar gibiyim. Eğer kabul ettirebilirsem, onun kalbini kıranları arayıp gönlünü almalarını telkin etmeyi planlıyordum. Son günlerde sık sık tedavi için kâh İstanbul’da kâh evinde istirahattaydı ve ben de turlarımla yoğundum. Nasip değilmiş… Çok üzgünüm. Ölüm yine aramızdan bir dostu, bir gönül adamını aldı. Saatlerce konuştuğum, sohbetinden keyif aldığım, kendisinden çok şey öğrendiğim bir dostum artık aramızda değil. Selçuk, çok dolu ve üretken bir beyni, bir beyefendiyi kaybetti. İnsanlık onu çok arayacak. En başta ben…
 
Çoğu insan gibi bende de çok emeğin var Hocam! Hakkını Helal Et! Mekân-ı Cennetin daim olsun.  


26 Temmuz 2010  09:53:53 - Okuma: (852)  Yazdır




İstatistik