Yazı

Eski hal muhal
Eski hal muhal 

İbrahim Becer

Öyle denir Osmanlıcada; “eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal”.

En azından büyük dedesinin mezar taşını okuyacak kadar Osmanlıca bilenler cümleyi üç aşağı beş yukarı çıkarmışlardır. Sisteme 1923’ den sonra dahil olanlar ve o günden bu yana hiç format attırmayan, epi topu iki yüz kelimeyle konuşmayı Türk olmak sananlar için sadeleştirelim: “eski hal imkansız, ya yeni duruma ayak uyduracaksın ya da yok olup gideceksin”.
Türkiye Cumhuriyetinin ilgi alanına neler girebilir; Gazze, Somali açıklarındaki korsanlar, Afganistan’da kalıcı barışın tesisi, İran’ın elindeki uranyum miktarı, Avrupa Birliğinde baş gösteren ve bir mikrop gibi hızla yayılan ekonomik kriz, Rusya’nın Gürcistan’la olan ilişkileri vs.
Büyük Devlet olabilmek için çabalamak da bunu gerektirir zaten. Oyun bitmeden masadan kalkmak yok yani. Poker diliyle konuşursak; rest çekemiyorsan bile en azından rölans diyebilmek için masada oturmak zorundasın. Siz hiç poker oyununda köşecinin (bilmeyenler için köşeci: Dört kişi oynarken, bir çay içmek için oyuncuların herhangi birinin yanına yılışan, tek görevi gözleriyle oyunu takip etmek olan etkisiz eleman- oynadık, biliyoruz!) rölans dediğini duydunuz mu?
Oyunculardan biri kafanıza sandalyeyi geçirir, kalırsınız orada. En başta racona ters bir durum; cesur ve risk alan Adamların sahasıdır orası. Bu oyunun oyuncusu olamayacak korkak, pasif adamlar kendilerine lütfedilen çaylarını içecekler ve sesini çıkarmadan, gözleriyle oyunu takip edecekler.
Bu mudur Abi? Budur Abi!
Dünyayı takip etmez ve kendinizi Türkiye’nin içine hapsederseniz malzeme belli çünkü. Kılıçdaroğlu’nun gömleğinin markası, Kılıçdaroğlu döver biçeri nasıl kullandı, Kılıçdaroğlu’nun sağ kolunu nasıl İstanbul’dan şutladılar, Şarkıcı Ceylan’ın Umre dönüşü izlenimleri vs. ( bu arada Sayın Kılıçdaroğlu’nun soy ismi çok uzunmuş. Quaresma da uzun olduğu için Q7 diyorsak, Sayın Kılıçdaroğlu’na da Q8 diyebilir miyiz acaba?)
Bu konuyu daha iyi anlatmak için çok öyle tarihin derinliklerine inmeye gerek yok. Ne Kanuni’nin Fransa’ya ithafen yazdığı ve “  Ben ki, Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Karaman'ın ve Rum'un ve Dulkadir Vilayeti'nin ve Diyarbakır'ın ve Kürdistan'ın ve Acem'in ve Şam'ın ve Halep'in ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen'in ve daha nice memleketlerin-ki yüce atalarımın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dahi ateş saçan zafer kılıçımla fetheylediğim nice diyarın-sultanı ve padişahı Sultan Beyazid Han oğlu, Sultan Selim Han oğlu…” diye başlayıp da “ Sen ki Fransua diye” biten mektubunu örnek vermeye gerek var ne de İkinci Dünya savaşında tırsıp kaçan o yılların Türkiyesini emsal göstermeye gerek var.
Şu yazıyı okuduktan sonra herhangi bir gazetenin spor ekini okuyun veya en iyisi herhangi bir spor gazetesine göz gezdirin yeter. Güney Afrika’da Dünya Kupası var, bizim Spor Medyasının umurunda bile değil. Üçü de şampiyon olamamış, üçü de herhangi bir kupa alamamış, Üç Büyükler denilen başarısızlar taifesinin yalan dolanıyla zaman geçirmece.
Arada hiçbir fark yok. Tercih hakkı da tamamen senin inisiyatifine kalmış. Ya vuvuzella denen ve insanın maç izleme zevkinin içine ettiği yetmezmiş gibi kulaklarının da ırzına geçen o zurnanın oyuncular üzerindeki negatif etkisine kafa yoracaksın, ya da gırtlağa kadar borca batmış Beşiktaş’ın yeni Hocası Schuster’i omuzlara alacaksın.
Kazanacak veya kaybedeceksin ama oyuna oturacaksın. Belki de vakti zamanında büyük devlet olduğunu ve genlerinin de buna müsait olduğunu hatırlarsın. Mehmet Akif’i okumanı tavsiye ederim; geçende geçti elime öztürkçesi ‘!’ de küçük dilimi yutacaktım. Kemalettin Tuğcu kadar basit anlatmışlar o canım mısraları. Tek ki tüm tarihlerini inkılâp Tarihinden ibaret sayanlar okuyup anlasınlar diye.
“bir zamanlar biz de millet hem de ne milletmişiz,
Dünyaya gelmişiz de milliyet nedir öğretmişiz”
Der ya Şair, şimdi ancak gıptayla yad ediyoruz o kadar. Şu anda bu Ülkede öyle insanlar var ki, bir önceki Cumhurbaşkanı’nın dış ülkelere gezi yapmamasıyla övünüyorlar. Bugün küfür ettikleri Özal gelene kadar cebinde dolar taşıyamıyordu bu Ülke. Şimdi düğünlerde havaya dolar saçıyor aynı Ülke.
Dünyayı Ankara’dan ibaret sayan bu zihniyetin, Ankara’nın seksen yıl önce bir bozkır kasabası olduğunu unutup dünyaya buradan nizamat vermeye kalkması ne kadar komik. Dünyayı gezmeyeceksin ama Dünyanın senin ayağına gelmeni bekleyeceksin ve buna gerçekten inanacaksın öyle mi?
Hadi itiraf edin! İstanbul size debdebeyi, saltanatı, ihtişamı ve büyük olduğunuzu hatırlattığı için kompleks yapıyorsunuz değil mi? Kompleks yapmayın gerçek bu; İstanbul’dan Zeki Müren, Ankara’dan da Angaralı Turgut çıkar. Büyük oranda çap meselesidir bu.
Fakat Biraz da yeterlilik meselesi olsa gerek. B sınıfı ehliyetle biçerdöver kullanamazsan bu kafayla da Dünyayı anlayamazsın.
Kosa neyine yetmiyor cancağızım…

17 Haziran 2010  23:02:00 - Okuma: (701)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik