Yazı

“TÜRK ARAPSIZ OLMAZ”… MIŞ (!)
“TÜRK ARAPSIZ OLMAZ”… MIŞ (!) 

Etem Kutsigil

Son zamanlarda “Bugün hangi acı olayların haberlerini dinleyeceğim…” diye düşünmekten, bu bültenleri dinlemekten korkuyorum.

Ekonomik haberler şöyle dursun, her gün “şehit”li, her gün “yaralı”lı haberler…
Ne zamana kadar sürecek bu olaylar… Düşünen çare arayan yok!
Ama AKP’nin yaptığı sözde “açılım”larla, havanda su dövmek olduğunu izliyorum.
Sonu ne oldu bu “açılımların”? Sıfıra sıfır, elde var sıfır!
….
Beyefendiye gelince, onun hedefi başka. Onun hedefi, şimdi de Arapları ve kendisine bile hayrı olmayan İslâm dünyasını etkilemek…
Beyefendinin hayali, her sözünden de anlaşılan, Arap dünyasını etkisi altına alarak Osmanlılığı diriltip “Yeni Osmanlılığı” yaratmak.
O Arap dünyası ki, Padişahı ve Halife i Rui zemin Mehmet Reşat Efendimizin(!) “İslâm adına” savaşa davet ettiği Araplar, İngiliz casusu “Arabistanlı Lawrence”’ın peşine takılarak (1916-1918), bizi İngilizlere sattılar. Yani, arkamızdan vurmak için arkamızdaydılar.
Filistinlilere gelince;
Filistinliler, kurdukları Filistin Kurtuluş Örgütü ile 1980 öncesinde, Türkiye’den giden anarşistlere kucak açıp, onları yetiştirerek Türkiye’ye yollayanlar, onlar değil miydi?
İsrail Devleti onlara bomba yağdırırken, aynı ırktan olanlar, aynı dili konuşanlar, aynı dinden olanlar, Filistinliler için ne yaptı? HİÇ BİR ŞEY!
 
Sorarım size, Kıbrıs Türk Cumhuriyetini hangi Arap Devleti tanıdı?
 
Gelelim İran hayranlığına…
İran kendi güvenliği için, bütün dünyayı karşısına aldı. Haklıdır!
Bir yandan İsrail’e dünya atom bombası, hatta bombaları yapması için “yeşil ışık”lar yakarken, İran’a neden “kırmızı ışık”?
Ne var ki bu onların sorunu. Onlar için bütün dünyayı karşısına almak ve Türkiye için, “Radikal İslâm’ın yolunda…” dedirtmeye değer mi?
 
Türkiye’nin yazgısı mı;
1950’li yıllarda Kore karışır, “Gel Türkiye”
Afganistan karışır “Gel Türkiye”
Lübnan karışır. “Gel Türkiye”
Bosna karışır, “Gel Türkiye”
Somali karışır, “Gel Türkiye”
Bir fıkra;
Bir gün Bektaşi yolda iki kıza rastlamış. Kızlardan birisi çok güzel, birisi çirkinmiş. Bektaşi güzele sormuş;
“Adın ne kızım?
“Ayşe Bektaşi baba.”
“Aman ne güzel, Ayşe anamızın adı. Gel seni öpeyim.”
Çirkine dönmüş bu defa aynı soruyu ona sormuş.
“Fatma” demiş kız.
Bektaşi bu defa;
“Fatma Anamızın adı. Ama dünyada tek Müslüman ben değilim ya. Seni de başkası öpsün.” deyip yürümüş…
Acaba dünya bizi, pavyon koruması mı zannediyor?
Onların pis işlerini temizleyecek, bizden başka ülke yok mu?
Namık Kemal bir şiirinde,
“Köpektir zevk alan sayyad ı bî insafa hizmetten.” der.
(Zalim avcıya hizmet eden köpektir.)
ABD’nin, Batı’nın, işgal ettikleri halklara ettikleri zulümler meydandayken, bize düşen görev hep, zalimlerin rahatsız edilmemesini sağlamak mı olmalı?
Biz yine Araplara gelelim.
Filistinlilerin, İsrail’den çektiklerine insan olarak yüreğimiz yanıyor. Tamam.
Fakat “Türk Arapsız olmaz” sözüne itirazım var.
Türkiye Arapsız olmazmış…
Bunu Mehmet Akif 1913 yılında yazmış. Eminim I. Dünya Savaşında Arapların yaptıklarını gördükten sonra bunu yazdığına pişman olmuştur.
Türkiye Başbakanına yakışır laf mı bu? Sırf bu sözü bile Atatürk’ü anlamadığına örnektir.
Namık Kemal yine Hürriyet Kasidesinde şöyle seslenir beyefendi gibilerine;
“Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten”
Beyefendiye, Sokollu Mehmet Paşanın şu sözünü hatırlatırım.
"Paşa! Paşa! Sen bu Devlet-i Aliyye-i tanımamışsın. Bu Devlet-i Aliye'nin kuvvet ve kudreti ol mertebededir ki, bütün donanmanın lengerleri (demirleri) gümüşten, resenleri (ipleri) ibrişimden, yelkenleri ise atlastan etmek ferman buyrulsa, yapılır. Hangi geminin mühimmatı yetişmezse, şu söylediğim üzere bunları benden al."
İşte Türk olmak budur.
Sosyal ilişkiler kurmak… Tamam.
Ekonomik ilişkileri geliştirmek… Tamam.
Fakat onlar mı getirdi Türkiye’yi 1923’ten 2002’deki başarılı düzeyine?
Anlaşılıyor ki, beyimiz “cihanşumul” bir lider olduğunu kanıtlamaya çalışıyor ki dünyadaki her siyasal olayda rol almak istiyor…
Fakat bana göre esas “lider”, yönettiği halkını her yönüyle refah içinde yaşatan kişidir. Kendisini değil…
Açılım diye yola çıkıp, her gün Şehit cenazelerine bizi koşturan kişi, “cihanşumul” lider olamaz!
Bu konuda da bir beyit var. O da Ziya Paşadan.
Onlar ki laf ile verirler dünyaya nizamat,
Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde”.
(Onlar ki dünyaya lafla düzen vermeye çalışırlar ama kendi evleri, bin türlü düzensizlik ve pislikle doludur.)”
Buradaki “hane” den maksadım yurdumuzdur.
Çok merak ettiğim bir şey de şu;
Irak’a demokrasi götüren (!) ABD bir milyon Müslümanı öldürürken, beyimiz değil miydi ABD’ye Kuzey Irak’a yol vermek için 1. Mart tezkeresini TBMM’ne gönderen?


17 Haziran 2010  00:51:00 - Okuma: (751)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik