Yazı

Yeşil Marmara Olayının Düşündürdükleri
Yeşil Marmara Olayının Düşündürdükleri 

Etem Kutsigil

Üzücü olayı duyduğumdan bu yana, gözüm gazete haber ve köşe yazarlarının yorumlarında, kulağım televizyon haberlerinde ve açık oturumlarında.

Ölenlere rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.
Yeşil Marmara olayını irdelediğimde,
“İki yanlıştan bir doğru çıkar mı?” diye de düşünmekten kendimi alamıyorum.
Kaba da olsa bir söz vardır. “Katırlarla atların tepişmesinden eşekler zarar görür.” derler.
Bir yandan Hamas ve El Fetih, diğer yandan İsrail’in arasında kalan Filistinli ve İsrailli sivillerinin durumu, bu atazözümüze uydu gibi geliyor bana.
Ve işin kötüsü, asıl büyük eziyeti çekenler de onlar.
Bir yanda, kanlarıyla, canlarıyla, mal varlıkları ve korkularıyla yaşayan sivil Filistinliler…
Diğer yanda, her an başlarına düşebilecek olan, tedavisi imkânsız kinleriyle, köktendincilerin atacağı füzelerle, her an ölümü bekleyen sivil İsrailliler...
Onlara uygulanan “ambargo” da bu eziyetlerin üstüne tüy dikiyor adeta...
Bu insanlara “insanî yardım” ulaştırmak, her vicdan sahibinin kaçınılmaz görevi.
Eyvallah!…
Fakat yanlış nerede?...
Sözün burasında aklıma bir fıkra geldi.
Adamın biri sevgilisiyle, tenha bir sokaktaki kamyonun altında girmişler… İş pişiriyorlarmış.
Kendilerine geldiklerinde bakmışlar ki başlarında bir polis, “Ne yapıyorsunuz orada?” diye soruyor. Adam hazırcevap:
“Kamyonu tamir ediyorum.” diye cevap vermiş.
Polis: “Bu sözünüzde üç yanlış var:
  1. Kamyon tamir ederken ceket çıkarılır, pantolon değil,
  2. Kamyon tamir ederken sırtüstü yatılır, yüzükoyun değil.
  3. Ve en büyük yanlış, kamyon gideli on dakika oldu.”
Bu olayda da İHH’nın “insanî yardım” götürmesindeki yöntem tartışılabilir. Bence yanlışlarını şöyle sıralayabiliriz;
  1. İnsanî yardım götürürken, Kır gezisine çıkan “Karagözün Yalova seferi” gibi, kadın-erkek, çoluk-çocuk 600 kişiyle yardım götürülmez. Gerekli birkaç personelle götürülür.
  2. Yola çıkılırken, “Cihad’a gidiyoruz” avazlarıyla götürülmez. Çünkü bu söz, “Allah için fetih” anlamına gelir. “İnsanî yardım götürme” anlamına değil.
  3. Gidenler, yiyecek, ilaç, sağlık malzemesi götürürler. Sapanlar değil.
  4. Ve en önemlisi de, “İslâmiyetin çok güzel bir kuralı da var ki, o da “Sağ elin verdiğini, sol elin bilmemesi.” İHH’nın reklamı değil.
İrail’in yaptığı yanlışları saymak için bu yer az gelir.
…….
Gelelim Hükümet Başkanının şu sözüne:
“Bizi başkalarına benzetmeyin!!!”
Bir fıkra da Hoca’dan;
Nasrettin Hoca bir handa gecelerken, bakmış ki, heğbesi yerinde yok. Aramalarına rağmen bulamayınca, kıyameti koparmış. “Heğbemi bulun, yoksa ben size gösteririm.” diye.
Adamları bir korku almış. Onlar da aramışlar ve heğbeyi bulmuşlar. Adamın biri sormuş:
“Hocam heğbeni bulamasaydık, ne yapacaktın?”
Cevap vermiş Hoca “Ne mi yapacaktım? Evde eski bir kilim var, onu kestirip-diktirip, heğbe yapacaktım.”
Sözü Can Yücel’in çevirdiği bir şiirle sonlandıralım:
“Taş var, köpek yok.
Köpek var, taş yok.
Taş da var, köpek de var.
Sıkıysa at taşı, köpek padişahın köpeği.”
…....
“Bir musibet, bin nasihattan iyidir” derler.
Ümidim şu ki, İsrail de bu olaydan dersini almış olsun ve Ortadoğu’da bir çıban durumunda olan “Ambargo”dan vazgeçsin. Hiç olmazsa ölenler de boşuna ölmemiş olsun.
Ve dileğim o ki, trajedilerle biten bu insanî yardım, ne İHH’nın, ne de AKP’nin siyasî propagandalarına malzeme olup, iğdiş edilmesin.

8 Haziran 2010  16:12:52 - Okuma: (536)  Yazdır




İstatistik