Yazı

Rehberce -2-
Rehberce -2- 

Asil S. Tunçer

Camiye Girerken Ayakkabı Çıkarma Kültürü…

Sultanahmet Camii’ne geldiğimde gözüme ilk takılan, camii şadırvanının faal olmayışı ve insanların lavabolarda, tuvalet musluklarında abdest alamaya çalışmaları oluyor. Öyle ki çorabını çıkarmış ayakkabısına basarak abdest almaya çalışan erkeklerin yanı sıra özellikle soğuk ve yağmurlu günlerde burada ortaya çıkan nahoş görüntülere şahit olduktan sonra çocukluğumdan beridir bildik benzeri sahnelerin asırlar öncesinde de mevcut olup olmadığını hep merak etmişimdir.
 
Daha sonra kapılardaki karmaşa… Kimi önden kimi yandan kimiyse çıkış kapısından yani tersten girmeye çalışıyor. Biz turistik ziyaret yaptığımızdan yan taraftan camiye giriyoruz. Eskiden içeri girerken saçlar örtülürdü; şimdi buna pek dikkat edilmiyor. Önümdeki grupta yer alan bir hanımın omuzları açık ve başıkabak içeri giriyor ama yan tarafta tek başlarına ziyaret etmek için ayakkabılarını poşete koyan adamın şortu yüzünden beline dolaması için örtü veriyor görevli. Bunun pek bir standardı olmadığına çok kereler farklı farklı yerlerde şahit oldum. Ülkemizin elişi ustalıklarından çok zarif bir iğne oyası örtü yerine uçuk mavi veya gri renkteki Amerikan bezlerini hanım ziyaretçilerin başlarını örtüp Katolik rahibelerine benzeterek içeri alıyorduk bir ara. Şimdiler de oda yok artık gördüğüm kadarıyla.
 
Diğer bir noktaysa ayakkabıları betonda çıkartıp örtü üstüne basarak, ayaktan çıkan ayakkabıları bir naylon poşete koyup ziyaret boyunca elde taşımak. Bu çok pratik bir uygulama ama işin ilginç yanı; ayakkabıyı usulünce çıkarıp yere basmadan örtüye geçmek ve ayakkabıların altlarına dokunmadan bunları alt kısımları iç içe gelecek şekilde birbirlerine çatıp naylon poşete yerleştirmek. Yani ayağın ve elin mümkün olan en az seviyede toz ve kirle temas etmesinin sağlanması dolayısıyla hem vücut hem de cami içi temizliğin muhafaza edilmesi.
  
Ben bunca rehberlik hayatımda çok az rastlaşmışımdır ki bir turist, ayakkabısını çıkarırken usulünce sekiye bassın. Çok nadiren Asya ve Ortadoğu geleneklerine aşina gruplarda olmuştur bu ama çoğunluğu mutlaka çorapla veya çıplak ayakla önce yere basar hatta sağa sola bir iki adım atar ve daha sonra sekiye geçer. Bu yüzden de oradaki seki genelde renk ve şekil itibariyle gayet kötü ve çirkin durumdadır. Dikkat edin hiçbir camide ziyaretçiye yanlarda oturarak ayakkabısını çıkartacak bir düzen yoktur. Onca kalabalığın ortasında eğilerek veya çömelerek bu işi yapmak zorundasın. Benim turistlerim genelde ABD’li olduğundan ki dünyada oturma-kalkma ve eğilme-çömelme özürlü milletlerdendir, buradaki yaşanan kaotik ortamı varın siz gözünüzde canlandırın.  
 
Daha sonra da ayakkabılarının altını üstünü elleyerek torbaya yerleştiren turistimiz, deyim yerindeyse Sultanahmet Meydanı’nın tüm pislik ve mikrobunu Sultanahmet Camii’ne taşır. O zaman nerde kaldı, abdestteki gereklilik ve hadesten ile necasetten taharetin özünde yatan amaç. Sayı bir iki olsa neyse ama bu hadise her gün binlerle ifade edilen bir vakıa. Bu şekilde ayakkabısını çıkarmadan camiye girmiş gibi nerdeyse bir vahim sonuç ortaya çıkıyor. Dışarıdaki ve ayakkabıların çıkarıldığı yerde birikmiş toz olduğu gibi içeriye taşınıyor. Ayakkabılara asgari temasla poşete koymasını bilmeyen turist kirli elleriyle sonra gidiyor, halılara oturuyor ve sağa sola dokunuyor. Daha sonra da insanlarımız gelip o tozlu halılara secde ediyor, yüz sürüyor, nefes alıyor.
 
Turiste ayakkabısını çıkartırken yere basmadan direk sekiye nasıl basacağını anlatmak gerçekten Sultanahmet Camii’ni anlatmak kadar uzundur, zordur hatta belki de daha zordur diyebilirim. Çoğu, onlara göre karmaşık gelen bu işlemi anlamakta zorluk çekerler; biraz da kızarlar ve bazen de alınganlık bile gösterirler. Bu işin üstüne daha fazla düşmek istemeyen veya bıkkınlık getiren görevliler ve rehberler de sonunda pes edip turisti kendi haline bırakmayı yeğlerler.
 
Zordur bir Avrupalı veya Amerikalıya usulünce ayakkabısını çıkartıp camiye sokmak. Neden mi? Dediğim gibi; adamı bu yaşından sonra alışık olmadığı bir şeyi yaptırtıyorsun da ondan… O kendi mabedine girer gibi ayakkabısıyla girme alışkanlığını bırakıp girişte ayakkabı çıkarma âdetiyle ilk kez karşılaşıyor çok büyük olasılıkla. Kulaktan dolma, Müslümanların daha Türkçesi Türklerin evlerine ve ibadethanelerine girerken ayakkabılarını çıkardıklarını duymuştur belki ama bunun bir usul ve nizam çerçevesinde nasıl yapıldığını görmemiştir, bilmiyordur. Gerçi Makedonya’da Hıristiyanlar da çoğunlukla ayakkabılarını eve girerken çıkarıyorlar ve buna karşın Ürdün’de yerleşik düzene geçmiş, kasabalı Müslüman Bedeviler evlere ayakkabılarla girip çıkıyorlar.   
 
Babam rahmetli anlatırdı: Hocanın biri oradan başka yere tayini çıkan arkadaşının yerine bir köye imam atanmış. Bir bakmış ki herkes ayakkabısına mes alıyor. Şaşırmış duruma ve sormuş cemaate: “Ey cemaat, n’apıyorsunuz? Ayakkabıya mes alınır mı hiç?” Oradakiler cevap vermişler: “Bunu bize giden hoca söylediydi, biz de onun sözünden sonra ayakkabıya mes almaya başladık”.
 
Bunun üstüne Hoca, kendinden evvel burada görev yapab ve sonra tayini çıkan hocaya, yani arkadaşına bir mektupla bunun doğru olup olmadığını ve şayet doğruysa da nedenini sormuş. Gelen mektupta aynen şunlar yazılıymış: “Aziz kardeşim! Köye ilk geldiğimde kimse camiye girmiyordu. Ben de cemaate bunun nedenini sorduğumda; “ayakkabı çıkarmaktan üşeniriz de ondan” yanıtını aldım. Bunun üzerine cemaatsiz olan camiye cemaat kazandırabilmek ve işimi hak etmek için üşengeç cemaate “ayakkabıya mes alınır, yani ayakkabı çıkarmadan camiye girilir” deyiverdim. Napayım? Bu kadarcık aklımla bu namaz bilmez adamları ancak böyle ikna edebildim. Sen de kafayı çalıştır, adamları ayakkabılarını çıkarmaları hususunda ikna et. Ben kafayı kullandım ve buldum bir yolunu, adamları ayakkabıyla da olsa camiye soktum. Sen de kullan kafayı ve bul bir yolunu ayakkabılarını çıkart!”.     
 
Yeni gelen hoca bu mektuba bir cevap bulabildi mi, bulamadı mı bilmiyorum. Yalnız bizim turistik ziyaretlerde camilerimize girerken, usulünce ayakkabı çıkarma ve adabınca örtünme işine kafa yorup çözüm bulmamız şart.
 
Sürecek…

21 Mayıs 2010  00:17:07 - Okuma: (688)  Yazdır




İstatistik