Yazı

Rehberce -1-
Rehberce -1- 

Asil S. Tunçer

“Tuvalet sorununu henüz çözememiş bir ülke gelişmiş ülke sayılamaz”.

Akdeniz çanağında Alanya’dan Fethiye’ye kadar olan otellerin büyük bir kısmında ‘her şey dâhil’ turizminin yapılması ve bu tarz turizmden sadece ve sadece söz konusu otellerin yararlanmasının önüne geçilmesi için yapılacak öncelikli işlerden biri ülkede kültür turizmini canlandırmaktır. Bunda hem ülke tanıtımı söz konusu olacak hem de turizmin farklı sektörlerinin turistik gelirden pay alması sağlanacaktır. Pasta eşit dağılacaktır.
 
Bunun için ülkesel anlamda bir tanıtım atağı, yurt dışında tüm liman ve şehir merkezlerine afiş, ilan ve reklam panoları yerleştirilmesi, yine yurtdışı TV ve radyolarda ülkemiz turistik değerlerini tanıtan ve anlatan reklamların yapılması gereklidir. Ben gittiğim birçok ülkede Türkiye ile ilgili pek reklam görmedim. Buraya gelen turiste broşür vermekten çok oradaki potansiyel turiste bunu sağlayarak hazırcılığın önüne geçilmiş olunur. Gelen turiste tabii ki hizmet verilecektir ama daha çok turistin gelmesi için tanıtım kampanyalarını turistik talep üreten ülkede yoğunlaştırmak daha akılcı değil midir? Bu çok mu zor? Hayır, değil.  
 
İtalya, Fransa ve İspanya’ya oranla daha fazla turistik değere sahip olduğumuz halde kültür turizminde bu ülkelerin ardına düşmek hele Mısır gibi bir ülkenin bile reel turistik gelirlerinin altına inmek, açıkçası insanı düşündürmektedir. Oysa Türkiye, turistik arz yönüyle gerek Akdeniz çanağında ve gerekse kuzey yarıkürede rakipleriyle çok rahat boy ölçüşebilecek güç ve zenginliktedir. Değilse bile bunu sağlamak hiçte zor değildir. Yeter ki doğal kaynak ve varlıklarımızı doğru ve rasyonel kullanmayı bilelim. Yeter ki biraz kafayı çalıştıralım.
 
Turistik altyapı konusuna gelince ülkemizin hala bu konuda yol alması gerektiği açıktır. Yollarımızın düzgün ve rahatlığı ile turizmde taşıma konusunu çözdükten sonra mola yerlerinin azlığını ve bayanlar tuvaletlerinin erkekler tuvaletlerine nazaran pisuar dezavantajını daha çok klozet koyarak çözümlemek, uzun kuyruklardan kurtulmak ve bekleyişlerin önüne geçmek lazımdır. Topkapı Sarayı bayanlar tuvaletinden tutun da Sultanhanı bayanlar tuvaletine kadar her yerde manzara aynı. Bana göre tuvalet sorununu henüz çözememiş bir ülke gelişmiş ülke sayılamaz.
 
Hani şu meşhur hikâye; sultan camisini yaptıracağı mimarı seçmek için yaptığı küçük bir sınamayla, önce işçisinin beşeri ihtiyaçlarını gidermeye yönelik çalışma içine girişen mimarına ihaleyi vermesi… Bu da aynısı işte. Bu ülkede hiçbir akıllı kalmadı mı da bu sorunu 21.yy.a taşımız bulunuyoruz. Erkekler tuvaleti yaparken kaç tane toplam klozet ve pisuar yapıyorsanız o kadar sayıda bayanlar tuvaletine klozet koyarak sorun kökünden çözümlenecektir. Hatta hanımlara jest olsun ve seyahat eden kadın/erkek sayısı ve pisuar/klozet pratikliği göz önünde bulundurularak bayanlar tuvaletlerine daha fazla klozet monte edilebilir. Bu da çok zor olmasa gerek.
 
Bakıyorsunuz ülkemizde hemen tüm festivaller yazın yapılıyor: Antalya Film Festivali… Ekim ayında Antalya’nın festivale mi ihtiyacı var Allah aşkına? Aynı şey Foça’da söz konusu: Ağustos’ta Foça’da zaten adım atacak yer yok. Adana’da Haziranda, Altın Koza. Isı 35 C. Çukurova zaten bu sezonda çok hareketli. Bunu kışın yapsanız daha iyi olmaz mı? Cevabı biliyorum: “Kiminle yapacaksın?”. Sorun burada yatıyor zaten… Festival yapmak için hazır insan kalabalığını beklemek yerine sen bir şeyler yap insanları getir, kalabalık yarat. Yoksa toplanmış kalabalığa iş yapmak marifet değil. ‘Hazırcılık’ diye ben buna diyorum.
 
Mayıs’ta müzeler haftası kutlanıyor. Keşke kışın olsa! Mayıs ayı zaten kültür turları için en ideal aydır ve her program ağzına kadar müze gezileriyle doludur; sen gel bu dönemde müzeleri bedava yap. Tam para kazanacakken... Ocakta, Şubatta yap, insan gelsin, hareket olsun.
 
Didim’de tapınağın önündeki yolu kapamışlar. Neden? Gelen geçen araç tapınağa zarar veriyormuş? Alternatif ne peki? “Turist 100 m yürüsün!” Benim grubumun yaş ortalaması 70. Üstelik katılımcıların yarısı ya bastonlu ya da zor-zor yürüyor. Burada yanlış karar veren tüm yöneticilerimize seslenmek istiyorum. Kararlarınızı lütfen dikkatli veriniz. Özellikle turistik kasaba ve kentlerimizdeki idarecilerimizin turizm mantalitesi çerçevesinde kararlar almaları gerekmektedir. “Bize turist murist lazım değil, gelmesinler!” diyorsanız o zaman size de gerek yok demektir. Çünkü yönettiğiniz il, ilçe ya da beldenin gelirlerinin çoğunun turizm girdilerinden elde edildiğini ve dolayısıyla maaşınızı bu gelirlerden hak ettiğinizi unutmamanız lazımdır. Ayrıca sorumluluklarınız arasında halkın gelirlerini arttırmak ta var…
 
Didim'e geri dönelim: Barikatı kurmuşsunuz asfaltın ortasına… Turist ister gelsin ister gelmesin. Peki, kendinizi mi yatıracaksınız onca otelde, kendiniz mi yiyeceksiniz onca restoranda ve kendiniz mi gezeceksiniz Apollon’u her gün tek başınıza? Onlarca araçtaki yüzlerce insan gülüyor durumunuza… Ne diyebilirim ki? Ben de ağlıyorum içimden düştüğümüz durumumuza…
 
Öte yandan Bergama Akropolü’ne teleferik kuruyorlar. Otobüsler alttaki kalıntılara zarar veriyor diye? Teleferik ayaklarının ve dikilen binaların alttaki kalıntılara zarar verip vermediğini göreceğiz… Ben bir şeyi anlamıyorum. Bu ülkeyi yönetenlerin amacı turizmde atılım yapmak mı yoksa turizmi baltalamak mı? Neden yukarıdan aşağısı bizim baktığımız gibi görünmüyor? Şimdi var mısın, Didim’e de teleferik yapsınlar! Olur mu? Olur valla…
 
Kural ve düzenlemeler, sektörleri disiplinize eder ve başarı getirir. Demre’de Noel Baba Kilisesi’nde bilhassa Rus turistler plajdan kiliseye gelme veya kiliseden plaja gitme alışkanlıklarını aynen bildiğimiz gibi sürdürüyorlar. Kadın kafasına bir tül koymuş ama nerdeyse altına bir şey giymeyi unutuyormuş az kalsın. Bilhassa Temmuz ve Ağustos aylarında burası deyim yerindeyse plaj kilisesi gibi olur. Aynı şey Selçuk Meryemana Evi’nde de yaşanır her yaz sıcak aylarda. Özellikle Rumen, Sırp ve yine Rus turistlerde. İrlandalılar gibi gece yarılarına kadar içen gruplarda da görülebiliyor benzeri alışkanlıklar. Sabah hala alkol kokan yüksek promilli turistlerle böylesi yerlerin ziyaret zorluğunu hele bir düşünün…   
 
Hâlbuki birçok ülkede ibadet alanlarına, özellikli binalara ve kutsal yerlere girme adabı mevcut olup uygulana gelmektedir. Bu bizim dinlere saygımızı gösterirken kendimize olan saygımızın da bir ifadesidir aynı zamanda. Örneğin; Tayland’da Kral Sarayı’na çıplak ayakla girmek mecburiyeti; Şam’da Emeviye Camii’nin avlusundan itibaren ayakkabısız girilmesi; kıyafet konusunda da şort yerine uzun pantolon aranması gibi… Haksız da değiller hani…
 
Son yaptığım dini turların birinde Ortodoks Rum Patrikhanesi’ne girişte yanlışlıkla kafamda şapkayla içeri girmiştim ve oradaki görevliden zılgıt yedim. Adam şapkamı çıkarmadım diye öyle bir bağırdı ki, diğer ziyaretçiler de dönüp arkalarına baktılar. Söyleyiş tarzına kızdım ama hak da vermedim değil. Daha sonra Sultanahmet Camii’ne geldim. Durum nasıldı? Siz tahmin edin… Rahmetli babam söylerdi: “Kendini saydırırsan ancak sana saygı duyarlar”.
 
Sürecek…

17 Mayıs 2010  23:59:57 - Okuma: (512)  Yazdır




İstatistik