Yazı

Manastır -2-
Manastır -2- 

Asil S. Tunçer

Askeri İdadi

Alınlıkta yer alan Osmanlı arması muhteşem görünüyor. Büyük oğlum Ali Rıza bizdeki armanın yan taraflarındaki çiçek motiflerinin olmayışına dikkat çekiyor. Çocuklar ne kadar dikkatli!
 
Bilgilendirme levhasında Manastır Fahri Konsolosu’nun yardım ettiği yazılı. Askeri İdadi’nin önünde resim faslını tamamladıktan sonra içeri giriyoruz. Karmaşık bir düzenleme dikkatimizi çekiyor. Duvarda birbirinden farklı ve değişik temada resimler gözümüze çarpıyor. Yukarıya çıkan merdivenlerin başında bizi Rehber Bilyana Hanım karşılıyor. (Doğrusu ilk duyduğumda aklımda kalması için Bellona’dan çağrışım alıyorum). Rehber olduğumuzu söylüyoruz ama giriş biletleri açısından bir fayda sağlamıyor. Üst kata çıkıyoruz. Şimdiye kadar olan gezi modundan daha farklı ve tarifsiz bir heyecan içimizi kaplıyor.
 
Anı Odası’nda bizi ilk “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” yazısı ve Atatürk’ün büstü karşılıyor; önünde fotoğraf çekiliyoruz. Rehber Bilyana, hanımla daha merdivenlerde neredeyse akraba çıktığından bana pek fırsat kalmıyor. Zaten iki hanımın arasına girmeye pek de niyetim yok açıkçası. Fırsattan istifade salonun her köşesini görüntülüyorum. Yayınlanmamış veya daha doğrusu daha önce görmediğimiz fotoğraflar var anı odasında. Derken özel bir CD ekranda. Çok özel görüntüler eşliğinde Rutkay Aziz’in ‘Davudi’ sesiyleMustafa Kemal Atatürk’ü anlatımı bizi kendimizden geçirmeye yetiyor. Duygulanmamak, açıkçası gözyaşlarımıza hâkim olmak mümkün değil. Çanakkale, Balkan Şehitliği, Anıtkabir ve derken burası da ağladığımız yerler listesine dâhil oluyor. 
 
Bitola yani Manastır’da gezilecek ve görülecek çok yer var ama özellikle Askeri İdadi ve Mustafa Kemal’le ilgili anılar daha çok ilgimizi çekiyor. Ne müdavimlerin Tumbe Kâffe’si ne de altlarında en güzel pikniklerin yapıldığı Molika ağaçları… Şık giyimli insanların ve güzel hanımların kenti Manastır, gerçekten güzel bir kent ama özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra Makedonlaştırma ve bilhassa Bulgarlaştırma sürecinde çok Türk eseri yitmiş. Kentin gerek demografik ve gerekse sosyal değişim süreci onun ekonomik ve kültürel yaşamına da yansımış. Bulgar okulları ve Bulgarca gazeteler ekseriyetle nüfusun Bulgarlaşmasında ne derece etkili olduğunu anlamak açısından gayet ortada.
 
Osmanlı’da 3. Ordunun komuta merkezi, Manastır’da bundan başka daha iki kışla daha varmış. Diğer kışlaların adları Kızıl ve ak Kışlalar. Önce burayı Ak Kışla diye tasarlamıştık kafamızda ama sonradan diğerlerinden farklı bir kışla ve de askeri idadi olarak görev yapan askeri bina olduğunu öğreniyoruz. Mustafa Kemal Atatürk Anı Odası’nın kapısında duruyoruz. Biraz sonra yüzyılın dâhisi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kere daha yâd edeceğiz. Mustafa Kemal, 1898 yılında bu Askeri İdadi’den mezun olmuş. Tam yüz sene sonra da dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından açılmış. Salonda her yazı ve fotoğraf çok güzel ve özenle seçilmiş.
 
Sağda köşede duran mum heykel ki Yılmaz Büyükerşen Hoca’nın elinden çıktığını sanıyorum, zaten kendisi tek mum heykel sanatçısı, biraz yaşlı bir yüz ifadesi vermiş genç Mustafa Kemal’e. Bence bu heykelin yerine yenisi yapılmalı. Salonda Ulu Önder’e ait daha önce görmediğim fotoğraflar var. Hepsi de yüreklerimizi pırpır ettirmeye yetecek derecede anlam ve heyecan dolu. Üç açılı değişen Mustafa Kemal Atatürk portesi de gayet güzel olmuş. Ata’nın gençlerle çektirdiği fotoğrafın birinde bakıyorum tüm bayanlar açık saç ve gayet şık giyimli. Ayrıca gazete okurken ki çekilen fotoğrafında Atatürk yine çok ciddi ve dikkatli görünüyor.
 
Birinci sınıfa ilişkin notlarına ait bilgi mevcut değil ama ikinci sınıftan üçüncü sınıfa 3.lükle geçen Mustafa Kemal, Kitabet ve Fransızca derslerinden sadece birer puan düşük alarak diğerlerini pekiyi yani 45 puanla geçmiş. Son sınıfı 2.likle bitirerek (aslında 1.yle notları aynı, hepsi pekiyi; belki de öğretmen kanaati!) mezun olan Mustafa kemal, eğitimin ortasında gönüllü olarak askere de katılmayı istemiş ama yaşı küçük olduğundan kabul edilmemiş. Burada 7348 apolet numarası alan Mustafa Kemal, 1899 yılında İstanbul’ gelerek Harbiye Mektebi’ne 1283 apolet numarasıyla kaydolur.
 
Salondan ayrılmak ve bu fotoğraflardan gözlerimizi ayırmak istemiyoruz. Çoğunu ziyaret ettiğim Atatürk Evleri ve Anıtkabir’deki müze gözümün önünden film şeridi gibi geçiyor. Buradakilerle onları karşılaştırıyor, benzeştirip kıyaslıyorum. Atatürk’ün İnönü ve diğer erkânla bir askeri tatbikat esnasında çekilmiş fotoğrafları da çok etkiliyor beni. Hele o az bilinen sözü: “Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir”.  İşte savaşın içinden gelen gerçek bir barış adamının sözleri…
 
O fotoğraftaki neferlerden biri olmayı çok isterdim mesela; onun emrinde çalışmak, onun askeri olmak ve hatta onu tanımış bile olmak kâfi bence. O kuşak çok şanslı bana göre çünkü Mustafa Kemal’i görüp tanıdılar. Onun Cumhuriyetinde yaşadılar. Onunla doğdular, büyüdüler ve yine onunla öldüler… Bunları düşünürken Rehberimiz Bilyana’nın uzaklaşarak bizleri yalnız bıraktığını fark ediyoruz. Saatlerdir burada olduğumuzu, zamanın su gibi akıp gittiğini ve neredeyse Müzenin kapanma saatinin yaklaştığını anlıyoruz; Bilyana tekrar merdivenlerde gözükünce… Manastır programımız sadece Askeri İdadi ve Atatürk Anı Odası’yla son buluyor. Yalnız bu seferlik. Buraya tekrar geleceğiz ve bir dahaki sefere daha erken ve daha heyecan dolu olarak.
 
Çünkü bizim için Manastır’ı gezmek demek Mustafa Kemal’i bir kez daha yaşamak ve onu daha da iyi anlamak demek…
 
 
Sürecek…

11 Mayıs 2010  00:07:04 - Okuma: (738)  Yazdır




İstatistik