Yazı

Zorla Dayatılarak, Vekilimiz Diye Seçtiğimiz Milletvekillerimiz
Zorla Dayatılarak, Vekilimiz Diye Seçtiğimiz Milletvekillerimiz 

Etem Kutsigil

Bir inatlaşma ile başlayıp son aşamaya gelen Anayasa değişikliklerinin görüşmelerini, seyretmeye dayanabildiğim kadarını izledim.

Üzülerek ifade edeyim ki, gördüklerimden, işittiklerimden utandım. Bu beyler gerçekte bizlerin temsilcisi iseler, ölmüşüz de ağlayanımız yok…
Fakat biliyorum ki bunlar, seçmemiz için Genel Başkanlarca önümüze konanlar. Bu açıdan bakınca onlar, parti başkanların vekilleri. Onların kopyası. Birçoğu, TBMM’nde mi konuşuyor, berduşların kahvesinde mi belli değil. Biraz edep, biraz terbiye yahu! Yakışır mı bu kutsal kuruma bu küfürler, itişip kakışmalar, yumruklaşmalar?
İlkokuldayken biz TBMM’ne “Kamutay” derdik. Saygıyla anardık. Son yıllarda artan olumsuzluklarla, saygınlığını yok ettiler. Gün günden berbat sahneler görüyoruz. Aslında yitirilen Meclisin saygınlığı değil, kendi saygınlıkları!
Recep Tayyip Bey bir başka âlem. Kavga etmesine o kadar alıştık ki, gülümsediğini, espiri yaptığını gördüğümüzde yadırgıyoruz…
Bir seferinde oyuncak verdiği çocuğun sevincini anlatıyordu. Ne lirik anlatıştı o. Beş liralık oyuncak değil de, uzaktan kumandalı oyuncak vermiş sanki…
Hediye ettiğiniz oyuncağı siz almayacaktınız da, zat ı âlinizin sayesinde işsiz, meteliksiz ümitsiz kalan, evine bir lokma ekmek götürmekten başka mutluluk tanımayan babası mı alacaktı? Bu zavallı baba, kimin sayesinde bu hallere düştü? Onu anlatın!
 
Son zamanlarda bir İsmet Paşa düşmanlığı modası çıktı. Atatürk’e saldıramayıp, İnönü’nün üzerinden saldıranlar, bir de cehalet üniversitesinden diploma almışlarsa, mecliste, televizyonlarda abuk-sabuk şeyler söyleyebilirler.
Fakat kendisini siyasetçi, devlet adamı sınıfına koyarsa, önce söylediklerinde dürüst olmalı. Bektaşinin “Kur’anda namaz kılma! yazılı” diye iddia ettiğinde; cümlenin devamı okununca, “Benim okumam yazmam fazla değil.” deyip, çark etmesine benzer.
Hatırlayacaksınız Aziz Nesin’i çok seven,(!) engin edebî bilgisi olan bir beyefendi, Aziz Nesin’in 1948 yılında Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini, değiştirerek yazdığı, Gençliğe Hitabe uyarlamasını okudu. 
1948 yılının Türkiye’deki siyasal koşullarına göre çok güzel yazılmış, bir taşlama. Bugünün değerleriyle çelişen çok işleri vardır o zamanki CHP’nin. Fakat o günler, günahı sevabıyla tarihe intikal etti.
Ne var ki, bu hitabeyi okuyan mert bir adam olsaydı, yazılanın tamamını okurdu. Aynısını okurdu. Eksik okumazdı! İçinden işine gelmeyen cümleleri çıkarmazdı!
Meselâ şunları;
“Bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanı başında bulacaksın.” (Tekel işçileri için söylemiyor)
“Meydanlarda, kitaplarını yaktığın, namuslu insanlar, (Biz kitaplarını değil, kendilerini Madımak Otelinde yaktık) bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabi tutulabilirler. Emniyet müdürlüğümüzde dövülebilir. Demir Ahmet tarafından sövülebilir. Bütün malları mülkleri zaptedilmiş, matbaaları yakılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş, çoluk-çocuğu dağıtılmış, haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir. (Sabahın bir vaktinde apar-topar, suçunun ne olduğunu öğrenemeden gözaltına alınan Emekli Generalleri, Üniversite Rektör ve Dekanlarını, gazetecileri vs.yi kastetmiyor.)
Bütün bu şartlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere, Amerika´dan borç dahi alınabilir. Hatta bu borç alınan paralar ziyafetlerde yenebilir. (Yedi yılda iki misline çıkan dış borçları, rekor üstüne rekor kıran ticaret açığımızı, her zaman idareciler tarafından emeği sömürülüp parasının har vurup harman savrulduğu halkımızı kastetmiyor.)
O beyin okuryazalığı bektaşininki gibi mi acaba?

O bey kendi yaptıklarını yazmadığı için, yatıp kalksın Aziz Nesin’in vefat ettiğine dua etsin.
Ve benden bir ağabey öğüdü; İsmet İnönü’nün hayatını, özellikle seçilmiş birkaç sayfa ile değil, tamamını okuyarak yorumlasın! Çünkü sözlerinin tarihe geçmesi, onun için övünç kaynağı olmayacaktır.


6 Mayıs 2010  20:49:04 - Okuma: (477)  Yazdır




İstatistik