Yazı

İşte Öyle Bir şey
İşte Öyle Bir şey 

Pınar Kandemir

Gülmek ...sık ve çok ve ağız dolusu gülmek., bir güzele gülüvermek, tanıdığa tanımadığa gülümsemek, bir çocuğu gülümsetmek..

Hiç durmadan hiç engel tanımadan yürümek... yürüyemediğinde bile içinde filiz filiz hazırda bekleyen yürüme isteği...yürürken birden bire gelen durma isteği.. Yaşlı bir ağaca ya da dost bir omuza sırtını verme... ve temiz de olsa hafif sisli de koca bir nefes çekme dünyadan… Yürürken birden bünyede amansız bir telaş... Koşarak, uçarak devam etmek yola...
Yolda eşe dosta selam vermek, tanrı misafiri oluvermek iki serçenin ekmek didikleyişine, bir filizin hayatını kurtarabilmek tam kırılacakken,
 sevdiceğinin saçlarını salmak rüzgâra ve toplamak bir gülün tomurcuğuyla.
Ağaçların hışırtısını duyduğuna şükretmek, kuşlara dağıtacak kadar bol ekmeğin olduğuna... Yırtık ayakkabılarını bir bahar sabahı kaldığı yerde bırakıp çırılçıplak ve arınmış basmak toprağa, yakınmadan, küçücük yırtığın hayatını aksatmasına izin vermeden... Tek ayağı olduğu için kullanmadığı diğer tekinde çiçek yetiştirenleri düşünmek…
Bir yavru kediyi kovalamak araba altından, bir köpeğe avuçlarınla su vermek...
Bir çocuğa el vermek tam düşerken, bir çocuğun sevgisini kazanmak, bunu sadece onu güldürerek yapmak ama…
Bir omuz olmak tam düşecekken gözyaşı ve hissetmek o yaşı, o ılığı...
Bir insana yüreğini vermek, dostluğunu, dürüstlüğünü hediye vermek, arkasını aramadan... Aynı yerde bakıp aynı şeyi görebilmenin güzelliğini keşfetmek...
Yazmak zor geldiğinde ya da çalışmak... Bir parmağın yokluğunu duyan ve yazı yazmak için ayaklarını kullanan insanları getirmek akla... İşsizleri...
Çimenlerin denizlerin güneşin ve güneşsiz günlerin varlığı...
Bir yamaçtayken yukarıda iken, sağlamken yere basan ayakların, el vermek aşağıdakine, kayıp gideceğe el vermek ve çekmek onu hayat eşiğine...
kurtulmak ne varsa seni yavaşlatan, ele ayağa takılan ne kadar şey varsa...salıvermek hepsini..
Olduğu gibi bırakıvermek dertleri, değişmeyenleri, ev dağınıklığını, günlük bulaşıkları...
başını alıp ellerinin arasına bırakıvermek sık sık...o stresli bedeni çayı çimene..
Sırf ‘Sen’ yaşıyorsun diye hayatın hayat olduğunu hücrelerinde hissetmek...
Kurtlu tarafını kendine ayırmak da sağlamını vermek ona...
Bir günde tıka basa doymadan kalkıvermek en sütlü sofradan... azla yetinmek de ...çoğu başkasına iletmek..
Hürmet etmek emek vermiş sevgi vermiş ders vermiş bir öğretmenin artık bastonlu haline...
Önce kendini sevmek, kendine sarılmak... çok zaman da kendine benzeyenlere...hem de sımsıkı..
Eleştirilere kucak açmak büyümek gelişmek için...
Küçük ama önemli, basit ama değerli, az ama yeterli, kötü de olsa bir tarafı iyi olanı görmek, bilmek, hissetmek...
Çiçek tohumlarını sevmek, umutla beklemek çiçeğin meyve halini… Büyümeye hazır bebeği izlemek...
Bazen çokça yorulup ta kahvenin nasıl tatlı bir oh çektirdiğini duyumsamak içinde...
Güzel şeyleri toplamak, boş şeyleri güzel şeyler haline getirme çabaları duymak hep...
kana kana su içmek de kanamamak anne sevgisine, yar sevgisine, insan dost sevgisine...
Güzel şeylere güzel günlere yürekten inanmak ve de inandırmak çocukları güzel geleceğe...
Öylece hayatı izlemek değil de uzaktan; kendi filmini çekmek gün be gün… Konuyu, ışığı, bakışı, açıyı, kendin biçmek…
İhanetlere katlanmak, sahtekârlıklara boyun eğmemek, acılara alışmak...
Bir çiçekli bahçe oluşturmak ya da bir çocuk ya da bir kurtuluş ya da bir yol ya da bir dünya en aydınlık olanından…
Sırf sen yaşıyorsun diye birinin rahat nefes aldığını bilmek... Sırf sen yaşıyorsun diye birilerinin gülümsediğini bilmek...
Sırf sen yaşıyorsun diye çevrendeki insanların mutluluğunu görmek…
İşte başarmış olmak budur... İşte yaşamak budur… En mutlu en başarılı en keyifli hayat budur işte…
 
Pınar Kandemir
 


5 Mayıs 2010  11:46:13 - Okuma: (619)  Yazdır




İstatistik