Yazı

Manastır -1-
Manastır -1- 

Asil S. Tunçer

Bitola

Tarih 2 Şubat 2010 ve saat 13.00; Manastır’dayız. Makedoncadaki adıyla Bitola. Bu adın da aslında Türklerle bağlantılı olduğu da söyleniyor ama tam emin değilim ve bu yüzden bu konuyla ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Yalnız şehre Toli Manastırı’nın bu adı verdiği yönünde güçlü görüş var. Türkler buraya Manastır demişler. Şehrin içinde ve çevresinde sayıları 70’i bulan manastırların sayısı buna neden. Kentin asıl ünü daha sonra konsolosluklar şehri olmasıyla ortaya şıkmış. Uzunca bir süre Türk ordusuna direnen Manastır, Evrenos Bey kuvvetlerince fethedilmiş. Bey’in bu yüzden surları yıktırdığı, güçlü direnişte etkili olan manastırların çoğunu kapattığı söylenir.
 
Osmanlı döneminde Manastır’da 20 konsolosluk varmış. Osmanlı’nın çöküşüyle ve Karagorgeviç Hanedanı’nın başa geçmesiyle ve biraz da komünizmin etkisiyle konsolosluk sayısı oldukça azalmış. Makedonya bağımsızlığını kazandıktan sonra Manastır tekrar eski günlerine dönmeye, şehirde yeniden yabancı ülke temsilcilikleri açılmaya başlamış. Bugün Bulgaristan ve Yunanistan’ın kendi konsoloslukları yanı sıra, Türkiye’ninse İngiltere, Fransa, Rusya, Romanya, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan ve Karadağ gibi birer fahri konsoloslukları bulunmakta.
 
Şehrin girişinde anayolu iki tarafa ayıran Pena Nehri boyunca şehir merkezine doğru yönleniyoruz. Araç trafiği yönüyle oldukça kalabalık meydanda 3–4 tur attıktan sonra ancak park yeri bulabiliyoruz. O da 2 aracın arasına zor zahmet girerek. Plaka TR olunca yardıma koşan çok oluyor, oranın ağzıyla Türkçe konuşarak bize “hoş geldiniz” diyorlar ve ardından “İstanbul’dan mı geldiniz?” diye soruyorlar. Park izni için konuştuğum polis gezimizin sonuna kadar burada aracımızı park edebileceğimizi söylüyor. Bizde olsa bilmiyorum nasıl olurdu? Meydan tek araç değil insan yönüyle de kalabalık. Saat Kulesi’nin önünde bir Türk grubu fotoğraf çekiyor.
 
Balkan Savaşları’ndan önce yaklaşık 9 yıl önce şehrin girişinde Rus Konsolosu Alexandar Arkadyeviç Rostovski idam edilmiştir. 23 Temmuz 1903’de idam edildiği yerde büyük bir Rus haçı bulunmakta.
 
2002 yılı nüfus sayımı rakamlarına göre Manastır’da 75.550 kişi yaşamakta. Bu rakamın % 89’u Makedon, % 3’ü Arnavut, % 3’ü Çingene, % 2’si Türk, % 1’i Ulah, % 1’i Sırp ve % 1’i de diğer milliyetlerden oluşmakta.
 
Tepesinde haç bulunan saat kulesinin yapım tarih tam bilinmemekle, 16. ve 17.yy.a ait yazıtlarda saat kulesinin varlığından söz edilmekte ama saat kulesi olarak 1830 tarihi telaffuz edilmekte. Efsaneye göre kule, Osmanlı askerinin civardaki köylerden 60.000 yumurta toplayarak oluşturduğu harçla inşa edilmiş. İlginçtir ki saat kulesinin duvarlarında dün bugün hiçbir hasar yok. Kulenin temeli kare şeklinde ve yüksekliği 30 metre. Kule 3 seviyeden oluşmuş. En üst yani 3. katı makine dairesine ayrılmış. Asıl orijinal saatin yerine II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar, I.Dünya Savaşı sırasında ölen Alman askerlerini özel bir mezarlığa defneden ve hatırasına sahip çıkan kardeş Manastır halkına teşekkür etmek için değiştirivermiş ve bugünkü saati takmışlar. Eski gerçek saatin nerde olduğu ne yazık ki bilinmemekte. 
 
Kadı Haydar Camii, 1561–1562 tarihinde Mimar Sinan’ın projesi olarak Manastır Kadısı Haydar bey tarafından inşa edilmiş. Zaman içinde tahribata uğramış olsa da son yıllardaki restorasyonlarla eski haline döndürülmeye çalışılmakta. Yeni Camii, şehrin merkezinde olup, alt kısmı kare şeklinde büyükçe bir kubbeyle örtülü. Minaresi 40 metre yükseklikte. Günümüzde maalesef sergi salonu olarak kullanılmakta olup ibadete ve müze anlamında bile olsa ziyarete kapalı. Bazı Makedon kaynaklarına göre eski bir kilise üzerine yapıldığı iddia edilse de bu son yıllardaki bildik anti-Türk ve İslami fobi savlarından olmalı. İshak Camii ise, İshak Çelebi tarafından yaptırılmış, avlusunda banisine ait kabir bulunmakta.   
 
Bedesten, kaynaklarda 16. ve 17.yy.dan itibaren adı geçmekte ve anlaşıldığına göre bugünkü haline çok yakın görünümde. Yani aslından pek değişime uğramamış. 4 demir kapıdan girilen yapıda toplam 86 dükkân mevcut. Zamanında dükkânlarda tekstil ürünleri satıldığından Bedesten olarak hizmet veren eser, bugün daha çok turistik alışverişe yönelik çarşı niteliğinde.
 
Deboy, yani Türk hamamının buradaki bilinen adı olup kesin olarak ne zaman yapıldığı bilinmemekte. Zamana yenik düşen yapı uğradığı onca tahribattan sonra günümüzde ayakta kalmaya çalışmakta. 2 büyük kubbe etrafında küçük kubbelerle destelenen yapı tekrar eski mimari özelliklerine kavuşturulmayı beklemekte.
 
Hamidiye Caddesi veya bilinen adıyla Geniş (Şirok) Sokak’a yürüyoruz. Buranın kayıtlardaki resmi adı Mareşal Tito Caddesi. Hava burada daha ılık. Bu yüzden kâffelerin önleri ana-baba günü. Etraf eski Osmanlı yapılarıyla dolu. Nereye göz atsak bir yüzyıl öncesine gidiyoruz. İstiklal Caddesi’nin gündüz ki sakin halini gözünüzün önüne getirin. Sadece yapılar daha mütevazı ve alçak; insanı boğmuyor.
 
Caddede ilerledikçe içimizi garip bir duygu kaplıyor. Bu caddede Mustafa Kemal kaç volta attı kim bilir sevgilisi Elena’yı görebilmek için? Ya da tam tersi, Elena’nın gözleri caddeyi kaç kez boydan boya turladı yakışıklı genç Türk subayını görebilmek uğruna? Mustafa Kemal’in ilk aşkı olarak bilinen Elena’nın evi, gayet şık bir sarı bina. Balkona ve pencerelere bakarken ister istemez daha önce dinlediğimiz, “Eleno Kerko” şarkısını anımsıyoruz. Hanıma sorduğumda sözlerinin anlamını tercüme ediyor bana:
 
Elena kızım Elena,
Sen annenin bir tanesi.
Ne ağlarsın kızım ne yazarsın,
Ne ağlarsın kızım, ne gizlersin.
Yazarım annem yazarım,
Edirne şehrine yazarım.
Edirne’ye annem Edirne’ye,
Benim sevdiğime.
Alsın annem bana alsın,
Üç kuruşluk bir şapka”.
 
Şarkıyı araştırdığımda, bunu o zamanlar bir Çingene müzisyenin yazdığı bilgisine ulaşıyorum. Söz konusu bestekâr, sonraları halk tarafından hikâyeleştirilen Mustafa Kemal ile Makedon Kızı Elena arasındaki büyük aşkı şarkı yapmış.
 
Solumuza doğru bahçe içindeki Tito’nun heykelini görüntülüyoruz. Yosip Broz Tito, 1892’de doğan bu ihtiyar kurt 1980’de arkasında barış içinde yaşayan ferah bir Yugoslavya bırakmıştı. Hırvat liderin, Atatürk’ü sağlığında gizlice ziyaret edip, görüş alışverişinde bulunduğu söylenir. Yalnız, yönetimi süresince kendi milleti olan Hırvatları daha fazla kolladığı biliniyor. Durum bugünde ortada zaten…
 
Stevan Stiv Naumov, 22 yaşında Prespa’da ölmüş Manastırlı bir halk kahramanı. Duvarları sokak serserileri tarafından spreyle boyanmış yuvarlak havuzun soluna doğru Mustafa Kemal’in bitirdiği Manastır Askeri İdadisi, diğer adıyla Ak Kışla’nın önüne geliyoruz…
 
 
Sürecek…

13 Nisan 2010  00:28:00 - Okuma: (898)  Yazdır




İstatistik