Yazı

Of'lu haklı galiba
Of'lu haklı galiba 

İbrahim Becer

Bu Meclis Anayasa değişikliği yapamaz mı?

Yapar, hem de bal gibi yapar. İstediği ülkeye savaş açma yetkisi verdiğiniz bir meclis, pek de suya sabuna dokunmadan da olsa anayasa değişikliğini yapar ve sen de seyredersin.
Peki, bir ülkeye savaş açtık diyelim, bu savaşı yönetecek Başkomutan kim olabilir sizce? Kim olacak, elbette ki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül. Yasaların kendilerine verdiği yetkiye dayanarak savaş da açar, Başbakanı da atar, Uluslar arası antlaşmaları da onaylar ve sen yine hariçten gazel okuduğunla kalırsın.
O yüzden hiç kimse bu iki kurum hakkında konuşurken neyi yapıp, neyi yapamayacağı konusunda papatya falları açmasın, daha da ötesi saçmalamasın.
İstersen savaş açabileceksin ama Anayasanın birkaç maddesini değiştiremeyeceksin. Gerekçe ne? Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olması falan filan bir sürü zırva. Tezadın büyüklüğüne bakar mısınız lütfen: Laiklik karşıtı eylemlerin odağısın ama Başbakansın, Cumhurbaşkanısın ve Türkiye’de her iki kişiden biri sana oy veriyor.
Cumhurbaşkanlığı Makamını işe dâhil etmemin sebebi, seçim aşamasında yapılan rezillikleri hatırlamanız içindir. ‘411 el kaosa kalktı’ manşetini atmıştı Hürriyet Gazetesi ve onun şu anki müstafi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök.
Oysa ki Cumhurbaşkanı seçilme kriterini belirlemek ne onun haddine düşerdi, ne 367 saçmalığının mucitlerine ne de kerameti kendinden menkul, kifayetsiz muhteris taraftar taifesine. Kanunda açıkça belirtilmişti zaten; kırk yaşını dolduran, yüksek öğrenim görmüş, milletvekili seçilebilme kriterlerine sahip her Türk vatandaşına bu makam anasının ak sütü gibi helaldir.
Yani bazı fikir kabızlarının sandığı gibi, Türkiye’de kendi halinde, işinde gücünde Kayserili bir tornacının oğlu olmak, bu Ülkeye Cumhurbaşkanı olmaya engel değildir.
Demokrasinin de iyi tarafı budur zaten. Halkın teveccühüne mazhar olabilirsen ne mutlu sana. Aksi halde çamura yatmayacaksın, sudan sebepler yaratmayacaksın. Hazmedeceksin Arkadaşım, hazmedeceksin…
Yasaları bilmemek de mazeret sayılmaz, bu da ‘Kara Kaplı’ da altı çizilmiş bir maddedir. Tevatürler, ayık kafayla gündüz gözünde görülen rüyalar, her türlü halüsinasyon, dar alanda kısa paslaşmalar, zırlak politikalar hesaba dahil değildir.
Dünya kültür mirasına bıraktığı en büyük eser ‘367’ olan ve UNESCO tarafından korunulası, değerli Türk büyüğü Sabih Kanadoğlu ne buyurmuşlar: “Anayasa değişiklikleri ciddi ve samimi bir iktidar ihtiyacı gerektirir. Değişiklik daha çağdaş, demokrat ve millete yeni ufuklar açacak şekilde olmalıdır. Öncelikle uzlaşma gereklidir...” 
Dikkat ettim bir tane bile objektif kriter yok. “Ciddi, samimi, daha çağdaş, yeni ufuklar…”bunların hepsi sübjektif öğelerdir ve hukukta yeri olmadığını da zatı alileri benden çok daha iyi bilir. Çünkü bunları ölçemezsiniz. Karşınızdaki adam tek bir soru sorar, kalırsınız: “Neye göre?”
 Eğer ki kemale ermiş o yaşa, o bilgiye, o tecrübeye rağmen bu beyanda ısrarlı tavrını sürdürürse, ben gibi sade vatandaşa düşen Anıtlar Yüksek Kurulunu göreve davet etmek olur.
Anıtlar Yüksek Kurulu gelmeli, ölçüp biçmeli ve Sayın Sabih Kanadoğlu’nu merkez almak kaydıyla en az bir milyon kilometre kare çapında araziyi birinci derece sit alanı ilan etmeli. Korkum Sayın Kanadoğlu’nun nevi şahsına münhasır fikirleri değil; korkum ondan özenip de bu fikirleri dallandırıp budaklandıranların onun etrafında oluşturdukları ‘gecekondu’ fikirleridir. Hiçbir temele dayanmayan bu gecekondu fikirlerin ve sahiplerinin normal şartlar altında ciddiye alınmaması gerekirken tapular dağıtıldığını ne çabuk unuttunuz bu ülkede (bkz. 367).
Fıkrayı bilirsiniz;
Bayburtlu camide dua ediyor: “Allah’ım kollarıma güç ver, bacaklarıma derman ver, bana akıl ver…” diye. Yanında da Oflu oturuyor ve dinliyor bir müddet. En sonunda dayanamıyor ve Bayburtluya dönerek: “Hiç işi gücü yok Seninle uğraşacak; yapar yenisini”.
Dünya standartlarını yakalamak konusunda iddianız var ve elinizde dermanı olmayan bir statüko varsa Ofluya kulak vermek zorundasınız…

29 Mart 2010  09:04:37 - Okuma: (789)  Yazdır




İstatistik