Yazı

OHRİ
OHRİ 

Asil S. Tunçer

Kale

Nasreddin Hoca bir gün Debre’ye gelir. Her gittiği yerde insanları ve özellikle çocukları sınayan Hoca bu alışkanlığından Debre’de de vazgeçmez. Yol kenarında oynayan çocuklara 1 lira verir ve onunla kendisine bir şey almalarını ama aldıkları şeyin içini yiyip, dışını satınca yine 1 lirasını geri kazanmak isteğini belirtir. Çocuklar Hoca’ya getire getire kasaptan koca bir işkembe getirir. Hoca çocuklara şaşkın şaşkın sorar ama çok kurnaz ve kıvrak bir cevap alır. Hoca, kendisini bile alt eden insanların olduğu bu köyden biran önce uzaklaşmak ister ve eşeğini “deh bre, deh bre” diye hızla sürer. O köyün adı o gündür bu gündür ‘Debre’ kalır.  Masalın Arnavut versiyonunda “dih bre, dih bre” diye geçer ki zaten Debre, Arnavutların ağzında Dibre’dir.
 
Struga-Ohri arası hemen hemen Selçuk-Kuşadası kadar. Ohri Gölü 348 km2.lik yüzölçümüyle Makedonya’nın en büyük gölü. Bu alan suların çok olduğu dönemde 358 km2.ye kadar artabilmekteymiş. Deniz seviyesinden yüksekliği 695 m. En derin yeri 288 m olup yaklaşık kıyılarının yaklaşık 31,5 km.lik kısmı Arnavutluk, 56 km.lik kısmı da Makedonya sınırları içerisinde olan tektonik bir göl. Göl Arnavutluk’tan 23, Makedonya’dan ise 17 akarsu ile beslenmektedir. Ohri’nin kaynaklarından biri Biljanini İzvori’dir. Efsaneye göre sofraya su getirmeyi unutan gelin, kaynanasından zılgıtı yiyince soluğu doğruca kaynakta alır ama utancından orada yığılır ve ölür. Ertesi gün gelinin ölmüş bedenini yerinden kaldırmaya çalışan köylüler, tam başının altından su fışkırmaya başladığına şahit olurlar. Defnin ertesinde de sabahleyin koca bir gölle karşılaşırlar.
 
Göl kıyısı Ohrililerin nefes aldığı, biz İzmirliler gibi Kordon yaptığı bir yer. Çok enteresan bir şey; şehirde camii yok tabi ki dergâhları saymazsak. Biz de göle ineceğiz ama önce kaleye çıkmak ve oradaki yapıları görmek istiyoruz. Aracımızla kalenin önüne kadar gelebiliyoruz. Samuil Kalesi, bir Ortaçağ kalesi olup Bulgar Kralı Samuil tarafından yaptırılmış. Aslında Makedon olan kral, kilise tarafından Makedon Kralı olarak tanınmayınca Bulgar Kralı daha doğrusu çarı unvanıyla taç giymiş. Yapının, daha önce İskender’in babası Filip dönemine değin uzanan daha eski bir kale temelleri üzerine inşa edildiği tahmin edilmektedir.
 
Orman içinden aşağıya doğru yürüyoruz. Bir sonraki ziyaretgâhımız Panteleymon Kilisesi. Ohri Gölü’ne nazır Plaoşnik’te Aziz Kiril ve Metodi’nin öğrencisi Aziz Keliment’e ithaf edilmiştir. Kilisede, İncil Makedonya’nın bugün kullandığı alfabeye çevrilmiştir. Bu gibi sebeplerden dolayı olacak ki Panteleymon Kilisesi Makedonlar için çok önemli yere sahiptir. Kilise ilk kez Bulgar I. Boris tarafından davet üzerine Ohri’ye gelen Kliment tarafından eski bir kilisenin restore edilmesiyle yapılmış ama bundan tatmin olmayan aziz, tekrardan üzerine daha büyük bir yeni kilise inşa etmiş. 916 yılında vefat eden azizin mezarı da aynı kilise içinde yer almaktadır. 16.yy sonu ve 17.yy başında çok yıpranan kilise Osmanlı Türkleri tarafından yeniden onarılarak İmaret Camii olarak ibadete açılmış.
 
Bugünkü kurtarma kazıları ve restorasyon daha çok Hıristiyanlık dönemini korumaya yönelik. Ne adamlar ne de UNESCO, Türk ve İslami dönemi tarihten ve kültürden saymıyorlar. Bu sebeple ki öyle sanıyorum; Osmanlı dönemi azar azar yok edilerek, buradaki Türk izi silinmeye çalışılıyor gibi geldi bana. Her nedense, cami ve Osmanlı kısımlarıyla ilgili kazı ve onarım çalışmaları sırasında bizden ya da Makedonya’dan herhangi bir uzmanın bulunmadığını öğreniyoruz. Ne acı…
 
Kril alfabesi olarak da bilinen Makedon alfabesi aslında Kril’in bulduğu ilk alfabe değildir. Lagolitza denilen ilk alfabe 41 harfli olup Kril’in iki öğrencisi bu alfabeden esinlenerek, Kliment Makedon ve Sırpların, Naum ise Bulgar ve Rusların alfabesini yaratırlar. Buldukları bu çok benzer alfabelere de hocalarına saygıdan onun adını verirler. Kril alfabesi işte bu şekilde ortaya çıkar. Preslavlı Naum tarafından ilk burada kullanılmaya ve öğretilmeye başlandığından bir yönüyle de okul işlevi görmüş ve hala da bu özelliğini muhafaza etmektedir. Slav Makedon halkı için Ortodoks kiliseler arasında en değerlisi kabul edilir.
 
Dikdörtgen planda ve haç şeklinde inşa edilen kilisenin mimarı kesin olarak bilinmemekle beraber Ermeni kilise yapılarına çok benzediği açıkça görülmektedir. Kilise içindeki ahşap ikonalar mevcut olup 20.yy.da Meryem Ana dâhil çok sayıda aziz freski apsisteki yerini almıştır. Merkezi kubbede tanrısal İsa freski bulunur. Aziz Kliment’in freski Ohrili Aziz Erasmus’la yan yana durmaktadır.
 
İç kalenin etrafı hem manzarası hem de yapıların çokluğuyla dikkat çekiyor. Ahşap tabelaların bizi yönlendirdiği bir diğer tarihi yapı ise Kaneo, Sveti Yovan Kilisesi. ‘Jovan’ yazlıyor ama herkes nedense ‘J’ yazıp ‘Y’ okuyor. Ben düz okunduğu gibi yazıyorum. Hadi Makedonyalıları anladım da biz neden böyle okuruz onu anlamam bir türlü. Sırf bu süregelen alışkanlık yüzünden eşimin adı bir tercüme faciası olarak “Rukije” oluverdi evlendikten sonra. Kaneo, Aziz Yuhanna Kilisesi; Ohri Gölü’nü yukarıdan görür konumda, İncil yazarı Yuhanna’ya atfedilmiş. Kesin inşa tarihi bilinmemekle beraber yapım tarihinin 13.yy.a, tamiratının ise Osmanlı Türkleri henüz bölgeye gelmeden az önceye, yani 1440lara rast geldiği tahmin edilmekte. 1964’te yapılan restoresinde kubbe freskleri gün ışığına çıkarılmış.
 
Tiyatro daha aşağıda yer alıyor. Çocukları zorla basamaklara dikip fotoğraf çekiyorum; istemiyorlar çünkü Anadolu’da fazlasıyla var Allah’a şükür. Anı filan dinlemiyorlar çünkü tek dertleri ‘Elveda Rumeli’nin çekildiği mekânları görmek. Bunun için yukarı yürüyor, Meryem Ana Kilisesi’nin yanındaki büyükçe binanın önünde herkes boy boy poz veriyoruz. Filmdeki diğer bir mekân ise aslında göründüğünden ne kadar küçükmüş, onu fark ediyoruz. Çekim hileleriyle kandırıyorlar izleyiciyi açıkça.
 
Şanssızlık bu yana günlerden Pazartesi ve haliyle müze, galeri kapalı. Dedim ya Yunanistan’daki grev ve otobanların çiftçiler tarafından işgal edilip, ulaşıma kapanması ve gümrük kapıların kapatılması bizim Yunanistan ve Makedonya programımızı alt üst etti. Mecburen günleri kaydırınca da bu sefer müzeleri kaçırır olduk. Gerçi kaçırdıklarımız ve pas geçtiklerimizi de içine koyarsak 1 haftalık bir süre Makedonya’yı gezip görmek için hayatta yetmiyor. Zaten bu turu daha ayrıntılı ve tadını çıkara çıkara tekrarlamak istiyoruz yoksa Makedonya gezimiz çok havada kalacak. Eğer Makedonya sindire sindire gezilecekse rahat bir 9 gün lazım. Bunu çok iyi belledik.
 
Ben de zaten gayet özetle sürdürdüğüm şu anlatımımı burada kesip asıl şehirdeki macera dolu turumuza götürmek istiyorum ama onu da gelecek haftaya bıraksak hiç fena olmayacak sanırım. Ohri, bizim için Bacom ve Baldızımla Üsküp’te geçirdiğimiz unutulmaz günlerden sonra belki de ailecek şu ana kadar en keyif aldığımız yer oldu diyebilirim.
 
Haftaya Ohri’ye devam...

25 Mart 2010  00:25:44 - Okuma: (627)  Yazdır




İstatistik