Yazı

Başbakana yakışmadı
Başbakana yakışmadı 

İbrahim Becer

“Gerekirse sınırlarımız dâhilinde kaçak işçi olarak çalışan yüz bin kaçak Ermeni’yi sınır dışı ederiz”. İmza: Bu ülkede siyasi kimliği yüzünden yıllarca itilip kakılan Başbakan.

         Başbakan bu cümleyi ağzından kaçırmadı. Bu cümle, bir bilinçaltının beklenmedik bir andaki tezahürü falan da değildir. Kasıtlı olarak söylenmiş, son derece bilinçli bir cümledir.
         Canan Arıtman geçen sene Cumhurbaşkanı için “Kökleri araştırılsın, Ermeni çıkabilir” deyince müstehzi bir ifadeyle: “İttihatçı damarı depreşti” demiştik. Meğer bu damarın sağcısı solcusu yokmuş. Bütün Dünyanın ısrarla soykırım olarak okuduğu bir tehcir meselesini gidip de ekmek parası için fırınlarda, ev işlerinde, deri atölyelerinde it gibi üç kuruş paraya çalışan insanlara bağlamak için Başbakan olmaya gerek yok.
         Tarihçileriniz ne güne duruyor?
         Türk Dili ve Edebiyatı bölümü ilk dönem Osmanlıca dersi alan her öğrenci, Yirminci yüzyıl tarihli bir Osmanlıca metni okuyabilir. Üniversitelerde istihdam edilen her profesör de bu metni okuyup birkaç dilde muhataplarına anlatabilir.
         Şayet anlatmaya istekliyseniz ve daha da önemlisi anlatabilecek bir şeyiniz varsa bunu başarabilirsiniz. Aksi halde ne Tarihin vereceği hükme ihtiyacınız var, ne de bir şeyi ispat etmek zorundasınızdır.
         Ama yüz sene önce olan bir olayın günah keçisi olarak, ekmek parası için gurbete çıkmış Gariban Ermeniye vurmak bir ülkenin Başbakanına yakışmaz; hele Tayyip Erdoğan’a hiç yakışmaz. İspanya’dan kaçan Yahudilere kucak açan, Saddam’ın zulmünden yaka silken Kürtlere kapılarını açan bir Türkiye, depremden sonra sıcak bir somun için kendisine sığınan Ermenileri tehdit mi etmeliydi?
         “Çırpınırdı Karadeniz” geldi aklıma. Ne de güzel söyler Hüner Coşkuner bu türküyü. Kutsal, kadim günlerimizden kalma bir hasletimizi de işaret eder o türkü: Vefa!
         “Çırpınırdın Karadeniz bakıp Türkün bayrağına,
         Ah! Ölmeden bir görseydim düşebilsem toprağına!
         Ayrı düştüm dost Elinden yıllar var ki çarpar sinem
         Vefalı Türk geldi yine, selam Türkün bayrağına…”
         Vefa, İstanbul’da bozasıyla meşhur bir semt adı olmadan önce bizim en önemli hasletlerimizden biriydi. Anlaşılan o ki, her şeyi bozduğumuz gibi onu da bozmuşuz. Çok değil daha geçen hafta sonu Roman Açılımı vesilesiyle bir araya geldiği İnsanımıza gülen gözlerle bakan Tayyip Erdoğan vicdanını sorgulamalıdır.
         Gazze’de yaşanan insanlık dramına seyirci kalamayarak gözyaşları döken bir Başbakan’ın, fakir bir ülkenin vatandaşlarıyla yaşadığı itiş kakışı nasıl okumamız gerekir bilemiyorum. Her şeyden öte Tayyip Erdoğan İttihatçı gelenekle en üst düzeyde peşrev çeken adamdır bu ülkede. Aynı Erdoğan’ın İttihatçı geleneğin bu en büyük günahını sahiplenmesi başlı başına bir tezattır.
         Başbakan’ın geçmişinde Canan Arıtman ya da Onur Öymen’le bir mesaisi olduğunu bilsek, “her şey aslına rücu eder” der geçerdik ama durum öyle değil.
         Ben yine de eski vefalı günlerimize özlem duyan bir mürteci olarak Başbakanımıza soruyorum: Hani ölçümüz doksan dokuzun karşısındaki birin hakkını korumaktı?      
         Her şey bir yana, hani yol haritamızı Mehmet Akif çizmişti:
         “Kanayan bir yara gördüm mü kanar ta ciğerim,
            Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
            Adam! Aldırma da geç git diyemem aldırırım,
            Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.
            Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu,
            Şu Sizin lehçede irticaın manası bu mu?”
 
                                                                                   Hani biz mürteciydik…

20 Mart 2010  02:15:45 - Okuma: (508)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik