Yazı

Mutluluk Dediğin
Mutluluk Dediğin 

Pınar Kandemir

Yaşlı bir aynanın sökülen sırrı gibi..

Büyüdükçe yıllandıkça azalıyor mutluluğun tadı…yer yer aksi var, seçiliyor ama siluetten isim koymak zor.Büyüdükçe fark ediyor insan ve soruyor kendine: Kim koyuyordu o renkli cam şekerleri cebine mutluluk niyetine? O zamanlar pembeydi de şimdi mi en ışık günlerde göz gözü görmez? Mutsuzum,mutsuzsun, mutsuzlar; giderek de çoğalıyorlar. Bize öğretilen dünya bu değildi. Hayat bana hep yalan söyledi.Bana kaderin bir oyunu mu bu?…D) şıkkı hepsi arabesk kültürü!
    Bahane bulma,yansıtma,inkar etme; en sağlam sur duvarları, savunma mekanizmaları. Baktık bulamadık kaçış yolu,mutsuzluktan kaçış yok, dağıtıveriyoruz kendi mutsuzluğumuzun paylarını çevremize. Anneler babalara yükleniliveriyor en çıkmaz anların en mutsuz anların vebali.Analarda suç, yüzyıllardır tahtı yapan analık kavramı bahtlı taht yapmayı inatla öğrenemedi! Benim hayatımı var ya o lisedeki matematikçi işte o mahvetti! Ve giden, gitmeyen, gelen sevgili(ler) de alıyor kendine düşen payı.. çıkmaz sokakmış umutla yürünen yollar…yıkılan arkadaşlıklar bitemeyen okullar..çalınan kapılara bakan kimse mi yok? Geri dönüşler.. hep en uzak yarınlara ertelenen düşler…Hayatın temel şartı gibi, her gelenin gideni aratması, her gidenin illa ki çalıp kaçması.
    Ama insan sorar ,hırsızı suçlamak kolay, ya ev sahibi?
    Büyüyoruz.. büyüdükçe çikolata bile kesmiyor artık,bırak şekeri...Sen büyüyorsun, dünya büyüyor .Şaşarak fark ediliyor daha yeni doğanın gençliği dışarıdan. Başın öyle hızlı dönüyor. Babadan harçlık isteme devri bitiyor, artık sinemaya gidiş bileti annelerden alınmıyor. Çocuk değilsin artık ,bu değil miydi istediğin? ‘özgür, kendi ayakları üzerinde durabilen,iş güç sahibi’ gömleği tam üzerine denk geliyor. Tam bir oh çekip yetişkin insan vasfından baş kemale eriyor…gazeteler iş güç sahibi insanların mutsuzluklarını hep manşetten veriyor.
   Ve insan kendine soruyor, mutluluk için daha ne gerekiyor? Çoluk çocuk, iş güç, konu komşu.. ‘ iş güç sahibi insanım, çoluk çocuk rahat etsin diye ev de aldık. Arabayı daha yeni sıfırladık. Hadi dedim oradan oraya sürüklenip durmayalım bir de yazlığımız var bilmem hangi popüler tatil cennetinde, yine de mutlu olamıyorum. Bu mutluluk acaba nerede satılıyor?’ gibi, eşdeğer, benzer cümleler iki merhabadan sonra hemen hemen çağımız insanının ağzından dökülüveriyor.
   ‘Mutluluğu uzaklarda arama’ mesajı veriyor bir kola reklamı; mutluluk bu kapağın altında duruyor! Bir nevi Browni; mutlu et kendini! Kadına alınan bileziğin sınırını komşunun kolundakiler belirliyor. Değerinden çok ederi öne çıkıyor çamsakızı çoban armağanın. Bazı insanlar çatıya razı iken, büsbüyük evlerde aranıyor mutluluk ve o evinde en pahalı en süslü odasına misafirsiz giriş yasaklanıp, kültürün misafirperverliğine bir artı puan kazandırılıyor. Orta halli ekrandaki film geniş ekrandakine göre daha az mutluluk veriyor. Yine bazı insanlar ‘bugünlük’ doyacak ekmeğe emek harcarken, olası bir savaşa, kıtlığa hazırlık çalışması sanırım, çift kapaklı buzdolapları alınıyor. Neredeyse yılın yarıdan fazlasının güneşli geçtiği ülkemizde çamaşır kurutma makinesi bile bizim hanımı mutlu etmeye yetmiyor. ‘Ne kadar fazla alırsanız mutluluk şansı o kadar yakın’ önermesi ispata da mutluluğa da çıkmıyor.
    Özgürleşiyoruz, açık denizde yol almak gibi…mutluluk ‘karası’ görünüyor… ama üzgünüm, bu kadar alınmışlıkla,evler dolusu eşyayla, pahalı ayakkabılar, etiket ağırlığınca kaliteli giysiler, en modalı saat kolda takılı, birken iki…kara görünüyor ama üzgünüm, bu yükle karaya ulaşmanı ne fizik ne matematik, ne inanç desteklemiyor.
    Mutluluk şöyle dursun, özgürlük sandığımız almak,alabilmek,aldıklarımız elimizi kolumuzu bağlıyor.Her alınan, taşınmaz mallar listesine kayıtlı, öldüm bittim kuralına tabii.İhtiyaç olmasa da (o sahiplik duygusu var ya,çoğu zaman mutluluğa araç sanılan) bırakılamıyor.
   İnsan soruyor: Ta beş yaşında gelişen zekanın ‘tersine çevrilebilirlik’ özelliği neden hep göz ardı ediliyor? Almak eyleminin tersi(dersi); vermek ..Daha ilk öğrendiklerimiz ne çabuk unutuluyor?
  Alınan şeylerin toplamı verilen örneklerde ve örneklemde görüldüğü gibi mutluluk etmiyor. Ama inanın; birine selam vermek; yapılan işe önem vermek; tanıdık tanımadık bütün insanlığa, yeşeren bahar dallarına, ayaklarınıza dolanan kediye, o küçücük bebeğe sevgi vermek; aşka, arkadaşlığa emek vermek; cahile bilgi.. büyüğe saygı.. gidene yol.. bir yamaçta senden alttakine el..ağlayana omuz..kurumuşa su..olmayana fazla olan eşya.. hüzne destek..yare gül..yalnıza ses…Dünyayı cennet bahçelerinden farksız yapmaya, mutlu olmaya yetiyor.
 
Pınar Kandemir


18 Mart 2010  10:19:31 - Okuma: (942)  Yazdır




İstatistik