Yazı

Tezekten terazinin...
Tezekten terazinin... 

İbrahim Becer

Jean Paul Satre ismini duymuşsunuzdur.

         Fransız Düşünür ve kuramcısı kendileri. Fransa’nın en büyük devlet nişanı olan “Legion d’onheur” veriliyor elinin tersiyle itiyor, Nobel veriliyor, verdiği cevap müthiş: “Bu ödülü bana teklif etme fikri Kapitalistlerin benden intikam alma isteğinden başka bir şey değil”. Nobel de gerisin geri gönderiliyor…
         Sartre, öyle böyle tutarlı bir adam değil. Fransa’nın Cezayir’i işgal altında tuttuğu yıllardır ve Sartre sokaklarda Fransa’nın bu haksız işgalini kınayan bildiriler dağıtmaktadır. Anlaşılmadıysa tekrar edeyim, bir Fransız bunu Fransa’da yapmaktadır. Tabi çok göze batınca o zamanki Devlet Başkanı olan De Gaulle’a baskılar gelir “kulağının çekilmesi” konusunda. De Gaulle kendisi hakkında da atıp tutan ve düşünceleri kendiyle taban tabana zıt olan Sartre’ın arkasında durarak şu veciz sözü söyler: “Sartre’a dokundurmam! Çünkü Sartre Fransa’nın ta kendisidir.”
         Sartre olmak bir hüner kuşkusuz ama De Gaulle olabilmek de yürek ister.
         Şimdiki Liselerde okutulan Edebiyat Kitaplarında ya da müfredatlarda var mı bilmiyorum, Bizim zamanımızda Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Necip Fazıl, Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Cevat Şakir gibi İsimler pek anılmazdı. Geri kalanlar da Benim mi ilgimi çekmemişti bilmem kendimi Fransız, Rus klasiklerinin arasında bulmuştum. Hatırlıyorum da o yıllarda, bu isimler Türk Toplumunun kafasından kerpetenle sökülmüş gibiydi.
         Sonraki yılların bana “beterin beteri var” dedirteceğini nereden bilebilirdim? Kitap satış listelerini incelerim uzun zamandır. İki yıl kadar önce, “bin bir gece masalları” adlı kitabın listelere girmesi şaşırtmıştı beni. Şehrazat’ın hikâyeleri neden tavan yapsındı ki bir anda? Gerçek sonradan ortaya çıktı; aynı adla televizyonlarda oynayan dizinin sonunu merak edenler kitapçılara hücum etmişler. Ne kadar utanç verici bir Toplum için…
         Demek bir toplumun bilincini köreltenler sadece kerpeten değil asit de kullanmışlar.
         Mesela Cevat Şakir’i ya da bilinen adıyla Halikarnas Balıkçısını anlayabilirim. Bir Aile kavgası sırasında babasını vurup öldürdüğünü biliyorum.
         Fakat diğerlerini araştırınca bu sansürün sebebini anlayabiliyorsunuz. Hadi hiç lafı eğip bükmeden söyleyelim alenen haksızlık yapılmış bu Edebiyatçılara.
         Sabahattin âli mesela; Sinop Cezaevinde yatarken “aldırma gönül aldırma” şiirini yazan adam. Şu anda oynuyor mu bilmem “Parmaklıklar ardında” adlı bir de dizi çekilmişti yakın zamanda Sinop’ta. Aslında çok da duruşu net adam değil bana göre ama yine de “kim vurduya” gitmemeliydi. Ben, Onu hep “Kürk mantolu Madonna” romanıyla hatırlayacağım.
 “Atatürk’e hakaretten” yargılandı bir şiiriyle ve cezasını çekmek üzere Sinop’a gönderilmişti. Çıkınca işsiz kaldı ve iş için bağlılığını göstermesi istendi. Allah için de gösterdi yani! Bir şiir yazdı akıllara zarar…
         Meraklısı her iki şiiri de araştırsın ve karşılaştırsın. Demir Parmaklıklar adamı nasıl yola sokarmış anlarsınız. Ben yazardım yazmasına da, “Veda” daha yeni çıkmış fırından, sırası değil. Hadi onu geçtim bir kalem, Turgut Özakman sökün etmiş gelmekte “Dersimiz Atatürk’le”.
         Fikret Mualla’nın da başı belaya girmişti yanılmıyorsam “Atatürk’e hakaretten”. Büyük Ressamdır kendisi ha! Referansı Picasso desem yeter sanırım. Pek akıllı olduğu söylenemezdi, Mazhar Osman’ın himayesinde Akıl Hastanesine girip çıkmışlığı falan var ama “Deli raporu” alıp kapağı zor attı Paris’e. Aç kaldı, sarhoş gezdi, parklarda yattı ama dönmedi Memleketine. Tövbe, dönmüştü! kemiklerini getirdiler…
         Nazım’dan şanslıydı yani. O da “bir çınar ağacı” diye diye gözü açık gitti. Davası, her daim Şairliğinin bir adım önünde gitti. Kurtuluş Savaşı Destanı’nda Atatürk’ü “Sarışın bir kurda benzetmişliği vardır Şairin.
         Bizim İstasyon Meydanındaki mermer blokta da o şiir var. Ama üzülerek söylemek zorundayım, o şiirin orijinalliği konusunda da şüpheler var. Haluk Oral’ın “Şiir Hikâyeleri” adında bir kitabından öğrendim Ben de. O şiirdeki bir bölüm( Akif büyük şair, İnanmış adam; ama Ben Onun inandıklarının hepsine inanmıyorum) makaslanmış.
         Bana kızmayın, Yazarın yalancısıyım…
         Gerçi Nazım da ağzına biber sürülecek dizeler döktürmemiş değil hani. Mustafa Suphi, komünistlikten Karadenizin dibini boylayınca celallenip döktürmüş ama pek kurcalamayın orasını…
         Ben “Veda” filminiz izlemedim, yorum yapamam da Siz yine de “Kayıkçılar kâhyası Yahya”, Topal Osman isimlerini bir araştırın. Livaneli Üstadımız atlamış olabilir…
         Ya da az biraz sıkın dişinizi Turgut Özakman gelmek üzere “Dersimiz Atatürk” adlı son eseriyle. Araştırmadan, sorgulamadan rahle-i tedrisinden geçelim de memleket kurtulsun.
         Bu Topraklardan neden bir tane Jean Paul Sartre, De Gaulle çıkmadığını anladınız mı şimdi. Ne Aydını dik durabilmiş, Ne karşısındaki tahammül edebilmiş. Biraz diklenenin de alnına yapıştırmışlar yaftayı: “Atatürk’e Hakaret”…
         Kimse kusura bakmasın ama aklıma tek bir şey geliyor bu saatte: “Tezekten terazinin boktan olur dirhemi”


15 Mart 2010  00:24:20 - Okuma: (673)  Yazdır




İstatistik