Yazı

Şar Dağı
Şar Dağı 

Asil S. Tunçer

Tetova - Kalkandelen tarihi ile ilgili elimdeki son bilgi; 1829’da burada sü¬vari mansure askerleri için piştov imal edilmiş olması.

Kalkandelen’den ayrılıp Gostivar’a doğru yola koyuluyoruz. Sağ tarafımızda ünlü Şar Dağı. Yol temizlenmiş ama yamaçlar karla kaplı. Gostivar Türklerinin tarihi 378 yılında bu yerlere Hun Türklerinin yerleşmesiyle başladı. Bu, aslında Gostivar ve civarının üzerine yapılan ilk Türk akınıdır. 378–1371 yılları arasında bu topraklara Avar, Bulgar, Vardar, Oğuz, Peçenek ve Kuman Türkleri akınlar yaptılar ve sonrasında söz konusu yerlere çok değerli mimarî ve maddî kültür izleri de bıraktılar. Gostivar adının 562–803 yılları arasında Avrupa’da ve Balkan yarımadasında Avar Türk-Slav kabileleri döneminden kalması mümkün. Şehir ve civarı Osmanlı Tahrir defterlerinde “Yukarı Nahiye” olarak geçer.
 
Gostivar ve civarının Osmanlı ordusuyla tanışması 1336 yılına rast gelir ki şu anda bu yerlerde yaşayan Türklerin bir kısmı söz konusu bu dönemim uzantılarıdır. Gostivar ve yöresinin üzerine üçüncü Türk akını Yıldırım Beyazıt zamanında gerçekleşti. Osmanlı Türkleri bu yerleri 1390’larda fethettiler. Ancak, II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet devirlerinde Gostivar ve Polok vadisi geniş bir yerleşme hareketine sahne oldular. Bu verimli topraklara Anadolu'dan getirilen binlerce seçkin Türk ailesi yerleştirildi. Arnavut ve Arnavutlaşmış çoğu Türkün yaşadığı coğrafyada Arnavut ve Türk camilerini minarelerinden tanımak olası. Bombeli ve süslü âlemi olanlar genelde Arnavut, daha sade olanlar ise Türklere ait. İstisnalar da yok değil hani…
 
Gostivar (Kostvar)’ın adı tarihte ilk kez 1313 veya 1318 yılında Sırp Kralı Milutin’in tanınmış Kaplıcalar Bildirisi’nde geçmekte. Hanımın dediğine göre bu adı Türkçeye çevirirsek ‘KemikKireç’ anlamı ortaya çıkıyor. “Acaba, burada çok sert kireç veren ocaklar mı vardı da bu isim yakıştırılmış” diye soruyorum ve hanım “olabilir ama emin değilim” diyor. Bu şehrin adına 1331–1340 yılları arasındaki kaynaklarda da rastlanmaktadır. Sırp Çarı Stephan Duşan ise 1337–1346 yılları arasında Kalkandelen’e inşa edilen Aya Mariya Manastırı’nın açılış konuşmasında Gostivar adını anmıştır.
 
Şar Dağı, kara batmış ağaçlarıyla kaplı eteklerini adeta yürürken gelinliği yerde sürüklenen bir kız gibi önümüze serpiliyor sisli yamaçlarıyla. Karşımda duran bu koca kartpostala doğru sürerken aracımı, biryandan da Süleyman Sait’in albümünden Vardar Ovası’nı dinliyoruz: “Şar Dağı’ndan kalkan kazlar (2); Al topuklu beyaz kızlar (2); Yârimin yüreği sızlar (2); Eğlenemem aldanamam (2); Ben bu yerlerde duramam (2); Vardar Ovası, Vardar Ovası (2) Kazanamadım sıla parası (2). Kalbimde bir hayali kalıp kaybolan şehir; Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir; Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene; Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene…” Anonim sözlere Şair Yahya Kemal’den ilavelerle yeniden düzenlemiş Süleyman Sait. 
 
Makedonya Türklerinden Konçeli Süleyman Sait çok başarılı bir müzisyen kardeşimiz. “Bir Balkan Hikâyesi” adındaki albümünde Balkan türkülerini kendine has tarzıyla Anadolu-Rock daha doğrusu Balkan-Rock yapıyor. Albümün ikinci parçası Vardar Ovası, tam Şar Dağı eteklerinde yol alırken bizleri alıp yıllar öncesine götürüyor. Kırmızı kiremitli çatılarından yükselen beyaz minareleriyle Müslüman köyleri sağlı sollu geçip Mavrovo Milli Parkı’na uzanan rampaya tırmanmaya başlıyoruz. Yol manzarasıyla gittikçe güzelleşiyor ama bir o kadar da kar ve sisten zorlaşıyor. Sonuçta burada da 3–1 yenilgiyle Mavroro kayak merkezine gitmekten vazgeçiyoruz. Eee siz de bilirsiniz: evde son sözü erkek söyler; o da “tamam hanım”dır. En son Popova Şapka’ya da kar yüzünden gidememiştik. Burada 4x4 aracı nasıl da arıyorum bilemezsiniz…
 
Aslında iyice acıktık ama kimse bu doyumsuz şarkıyı kesmek istemiyor. Yanımızda annem (kayınvalidem)’in koyduğu Konçe pişilerinden var. Yanında Konçe peyniri bile olsa yine de kuru kuruya gitmez değil mi? Hanım, termostaki sıcak sudan bana çay hazırlıyor. O ise çocuklarla birlikte strumka içmekten yana. ‘Armut Kolası’ adını verdiğim bu meşrubata şimdilik pek ısınamadım ama kesin de konuşmuyorum. Hani, biber yemem deyip te şimdiki gibi biber tutkunu olmama benzemesin iş sonra diye… Göçmen damadı olacaksın da bibere alışmayacaksın; şansın hiç yok. Kızgın yağda nar gibi kızarmış bu özel hamur pişilerini de başta biraz yadırgamıştım ama şimdi hiç olmadı iki haftada bir, bilhassa Pazar brancında istiyor canımız… Hatta benim özel karışım çayımla birlikte kahvaltı keyfi yapmak isteyen dostlarımız bilhassa bize kahvaltıya gelirler hafta sonları ben turda olmazsam şayet.  
 
“Şar”, Makedoncada ‘desen’ kökünden gelen bir kelime. Şar Dağı, Makedonya ile Kosova arasında boylu boyunca uzanan bir dağ silsilesi. Yarısından az fazlasıyla bu tarafta yarıdan biraz azı Kosova tarafında kalmakta. Kalkandelen’den başlayan bu uzunca dağlar Manastır’a Arnavutluk sınırına kadar iner. Birçok zirvesi bulundan Şar Dağı’nın en yüksek tepesi ise Titov. Sırtlarında 40’a yakın irili ufaklı göl bulunan Şar Dağı’nın bir kısmına bizim Türkler Maya Dağ adını takmış. Bu yüzden de şarkının Türkiye versiyonunda, kazlar Şar Dağı yerine Maya Dağ’dan kalkıyor. Söylendiğine göre Maya Dağ’da aslında Marmara’daki Yıldız ya da diğer adıyla Istranca Dağları’nın bir tepesiymiş. 1.031 m yüksekliğindeki zirve gerçek söyleniş haliyle Mahya Tepesi… Yalnız Rumeli’nde ‘h’ telaffuz edilmediğinden Ma(h)ya ve zamanla ‘Maya’ olarak söylenegelmiş.
 
Türkünün kahramanı olan genç kız savaşta yitirdiği ailesinin yerine sığınacak bir yer aramaktayken Vezir Çandarlı Ali Beyin oğlu Halil Paşa’ya gelir. Halil Paşa, bu kıza sahip çıkar. Savaş kazanılmış ve ordu İstanbul’a dönmek üzere yola çıkmıştır. Fakat bu kimsesiz kızın barınacağı bir yuvası bile yoktur; bu yüzden Vezir onu da yanına alır. Ayrıca beraberinde devşirme birçok Rumeliliyi de. Çoğunun sonradan hiç bitmeyen sıla özlemi bu sözleri doğurmuş; türküyü yaktırdı. Diğer hikâyeye göreyse Kırklareli bölgesinden götürülen Yörükler de Mahya Dağı’na benzettikleri Şar Dağı’na bu adı takarak sıla hasretiyle işte bu türküyü söyleye gelmişler. Bugün Ma(h)ya Dağ ile Şar Dağı, yaklaşık 750 km mesafe olup yine takriben 12 saatlik bir yol demektir. Hangisi doğru olursa olsun, bu türküyü burada dinleyince insanın içi gerçekten bir tuhaf oluyor. 
 
Suyu çok güzel olan bu dağın bir kenarında durup buz gibi akan pınardan şişelerimizi dolduruyoruz. Dağda yüzü aşkın su kaynağı, çay ve dere bulunuyor. Vaşak, yabani kedi, susamuru, ayı ve dağ keçisi gibi yaban hayatı da barındıran Şar Dağı, Şarplaninetz adındaki özel bir çoban köpeğinin de yetiştirildiği yer. Bizim Sivas kangalının benzeri. Bu köpeğin dışarıya çıkarılması ve kaçak üretimi yasak. Çok isabetli bir karar. Biz Kangal’da bu yasaklama için biraz geç kaldık galiba…
 
Mavrovo, doğanın sustuğu ve sizi sessizliğe boğduğu bir yer. Susarken de güzelliğini yüzünüze haykırdığı, gözünüze seslendiği bir doğa harikası. Gerçekten çektiğim her kare tam bir kartpostal. Aralıkta gel buraya ve bol bol yılbaşı kartpostalı için görüntü al. Kışı ve karı hiç bu kadar güzel görmemiştim doğrusu. Kar eriyikleri azar azar birikip birden dere oluveriyor daha aşağılarda. Şar Dağı, başını göğe kaldırmış bir halde yanı başında uzanan Vardar’ın suyuna duvağını atmış bir gelinlik kız gibi gözyaşlarını akıyor zirvelerinden eteklerine onca yanağından. Sırım gibi ağaçlar arasına saklanmış dik çatılı evler çıkıverir ardı sıra duvak tellerine sıralanmış takılar gibi. Siz de bu akan giden bu suya, gözlerinizi hapsediyor ve sürüklenip gidiyorsunuz peşi sıra bir oyana bir bu yana belini büken delidolu çağlayanlar boyunca. Hem çekilen ezaların gözyaşı seli hem de kavuşulan özgürlüklerin mutluluk gözyaşları bir arada akıp giden aslında. Vardar, Şar Dağı’ndan fırladığı gibi arkasına bile dönüp bakmadan koşa koşa gidiyor Ege Denizi’ne… 500 yıllık Türklüğün zamanla avuçlarımızın arasından akıp gittiği gibi yitiyor ve yok oluyor bir zaman sonra karışıp uzaklara.
 
Vardar Nehri ile Şar Dağı; gözlerinizi kırpmadan seyrettiğiniz ve gönlünüzle dinlediğiniz akan bir derya şırıl şırıl, saçlarına sümbül takmış “al topuklu beyaz kızlar”ın uyandırdığı bir kuşluk uykusu mışıl mışıl…

8 Mart 2010  13:54:16 - Okuma: (1081)  Yazdır




İstatistik