Yazı

TETOVA
TETOVA 

Asil S. Tunçer

Kalkandelen

Üsküp’ten yakıtımı doldurduktan sonra Tetova yani Kalkandelen’e doğru yola çıkıyoruz. Makedonya’da akaryakıt daha ucuz bize göre. Türkiye’de 150 TL’ye doldurduğum depoyu burada 80 TL’ye dolduruyorum. Neredeyse yarı yarıya. Mak-Pet ve Luk-Oil düzgün görünümlü istasyonlar. Tetovo yoluna girdik girmesine ama yağış çok fazla. Üstelik yer yer kar atıştırıyor. Yol yine de açık yani temizlenmiş. Tetova, Makedonya’da Şar Dağı’nın eteklerinde, Vardar Ovası’nın tam üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Az ilerisi Kosova. Aşağıya doğru uzanan Şar Dağı, sanki doğal bir sınır oluşturuyor. Burası da Gostivar ve Debre gibi Arnavut nüfusun yoğun olduğu bir kent. Ayrıca 200’den fazla yine Arnavut nüfusun yoğun olduğu köyü var.
 
Amacımız Kale’ye çıkmak. Tabelalar bir zaman sonra yer almadığından en kolayına kaçıyor ve her köşede durup, yol soruyoruz. En sonunda solumuza düşen bir yeni kilise binasının yanından yukarı doğru rampaya tırmanmaya başlıyoruz. Rampa diyorum çünkü yoğun sisten dolayı 50 m ötesini görmek mümkün değil. Yol gittikçe bozuluyor; yer yer sağ taraftaki yamaçtan yola yuvarlanmış taşlar ve karla karışık çamur… Hanım ve çocuklar seslerini çıkarmıyorlar ama hepsinin yüzünde gizli bir korku hâkim. Bir zaman sonra sis etrafımızı iyice kaplıyor ve şehri hiç mi hiç görmüyoruz. Sis lambalarını dahi yaktım ama fayda etmiyor. Yolda buzlanma var. Sağa sola fazla kaçamıyorum çünkü hem yol dar hem de sağ tarafım uçurum. Soldaki binanın önünden belikli su salmışlar ve bu da donmuş. Ohh, ne güzel; şimdi yandık çünkü neredeyse 3 araç boyu kadar bir alan buzlanmış. Yanımdaki ikinci zinciri de takıyorum. Tekrar geçiyorum direksiyona ama nafile 10 m bile gidemeden yalpa yapmaya başlıyor araç. Dönecek yer ve boş alan yok; bu yüzden geri geri inmeye çalışıyorum.
 
Çare yok, geri dönmeye karar veriyorum. Hanım ve çocuklar bir ohh çekiyor. Yavaş yavaş iniyoruz şehre tekrar. Teto-vo; “Teto’nun yeri” demek. Şar Dağı’nı yılanlardan temizleyen efsanevi kahraman Teto’dan almış. Bir başka anlamı ise, “yaşanılacak yer”. 70.000 nüfuslu kentte muhafazakârlar sayıca daha fazla diğer Arnavut kentlerine nazaran. Hanım söylemişti; başı kapalı hanımları daha fazla göreceğimi ama öyle olmuyor ve o da şaşırıyor. “Görmeyeli Tetova çok değişmiş” diyor. Birincil dil olarak Arnavutçanın konuşulduğu kentte iki üniversite bulunuyor. 14.yy.da Osmanlı hâkimiyetine giren kentte Osmanlı’nın izlerini ve kültürünü hala görmek mümkün.
 
Hanımın çok istediği Şarena Camiya; bilinen adıyla Alaca (Paşa) Camii. Paşa Camii adıyla da bilinen Alaca Camii, Tetova’nın eski kısmında Pena (Köpüklü) Nehri’nin yanında bulunmakta. Sola sapılarak girilen Ilindenska Sokağı’ndan geçilerek nehrin karşı tarafında rengârenk yükselen camii, belki de bu coğrafyanın en renkli yapısı. Bahçesindeki güllerin kar altından yeryüzüne uyanışları ve buz gibi sularıyla köpük köpük akan Pena, çok farklı bir hava oluşturuyor. 1495’te Hurşide ve Mensure adlarında iki kız kardeş tarafından yaptırılan camii, 1833’te zamanın meşhur muhafızlarından Recep Paşa’nın oğlu Abdurrahman Paşa tarafından yenilenmiş. Hepsi de Kalkandelen’de görev yapmış bu paşaların sanata düşkünlüğü yapının her halinden belli oluyor.
 
Camiinin önündeki sekizgen tarzdaki türbede Hurşide ve Mensure Hanımlar meftun olup şadırvan ve şimdi olmayan, nehrin sularından beslenen hamam ve diğer yapılarla birlikte Alaca Camii aslında küçük bir kompleksmiş. Mimari açıdan tek mekânlı kare planlı 10x10 m bir yapı olan bu renkli camiye genişçe bir son cemaat yerinden girilmekte. Üstü ahşap çatı ve kiremitle kaplı caminin minaresi sanki daha yeni ve sonradan eklenmiş gibi geldi bana. Camiinin asıl konuşulacak özelliği duvarlarının adeta renk cümbüşü içinde olması. Sanki Topkapı Sarayı, Yemiş Odası’ndayım. Söylendiğine göre bu resimler yapılırken bolca tavuk yumurtası ve hayvan kanı kullanılmış. Mihrap ve minber barok üslupta.
 
Çocuklar çok üşüdüler; biran evvel arabaya dönmek istiyorlar. Çok görmek istedikleri ve kuzenleri Leyla ile Mavroro mu yoksa Popova Şapka mı daha güzel tartışması yaptıkları yeri bile görmekten vazgeçtiler. Popova Şapka (Papazın Şapkası) en son haliyle çok iyi bir kayak merkezi ve kış turizmi istasyonu haline getirildi. Ben Mavroro’yu daha fazla merak ediyorum çünkü orada göl de var. Her ikisi için de kar yağışı ve yol durumu bizi düşündürüyor. Yağışla soğuk bizi en çok yıldıran etkenler. Aracı çoğu zaman stop etmiyorum ki ancak ısınabiliyoruz. Bugün sıcaklık -12, -13 derece civarı. Daha doğrusu soğukluk… Daha güneye inmek fikri herkesçe kabul görüyor. Dağ başı yerine düzde bir göl kenarında oturup bir şeyler yemek; aslında sıcak bir şeyler içip ısınmak akla oldukça yatkın. Bunun için Debre (Debar)’a direksiyon kırıyoruz; bacanağın favori lokantasında öğle yemeği yemek için. Sağımızda diğer bir Arnavutların çoğunlukta olduğu kent Gostivar.
 
Adı bana değişik geldiğinden K ve H ile telaffuz etmeye bildiğim başka kentlerin isimleriyle kıyaslamaya ve benzerlik bulmaya çalışırken önüme Lakovica kasabasının tabelası çıkıyor. Aynısını Radoviş yakınlarında da görmüştüm. Hanım hafızama hayran kalıyor. Aslında nehir adı olan bu isim iki ayrı kasabaya aynı adı vermiş. Bu arada baldız telefonda; bizi merak etmiş. Hanım telefonla konuşurken kendi kendime şehrin adının ne anlama gelebileceğini düşünmeye başlıyorum. “Gost” adı bana İngilizce hayalet anlamına gelen “ghost” ve misafir anlamına gelen “guest” kelimelerini çağrıştırıyor. Sonunda hanıma soruyorum. O da “gost”un Makedonca ‘misafir’ demek olduğunu söylüyor. Peki, –tivar ne demek? Sanki “yer” demek gibi geliyor bana nedense. “Misafir-yeri”. Her neyse…
 
Bölgede eskiden sayıca Türkler daha fazlaymış bugüne göre ama zamanla hepsi de Arnavutlaşmış veya Arnavut nüfus olarak kayıtlara geçmiş. Bu yüzden günümüzce Türkler bölgede sayıca az. Zira kalabalık olsalar bile Makedonya’da Türkler hiç etkin değiller. Ne içlerinden bir yönetici çıkarabiliyorlar ne de haklarını savunabiliyorlar. Zaten birçoğu Türkiye’ye göçmüşler. Bunda hem Balkan Savaşları döneminde Bulgar ve Makedon çetelerinin Türklere uyguladığı katliam hem de Türkiye’nin uyguladığı göç politikaları etkili olmuş. İşte bu nedenle Makedonya’da Türklerden sayıca daha çok Türkçe konuşan Çingene var. Deri ve dil renginden kolaylıkla anlaşılıyor gerçi…
 
Sürecek…


1 Mart 2010  00:36:21 - Okuma: (864)  Yazdır




İstatistik