Yazı

En ahmak kimdir?
En ahmak kimdir? 

İbrahim Becer

Köşe yazısı yazmak o kadar da zor bir şey değildir.

         Eğer kendi halinde, iddiasız bir kelimeye can suyu verebilecek bir alt yapıya sahipseniz, olayları dışarıdan bir gözle irdeleyebiliyorsanız ve de gerçekten vicdan sahibiyseniz, son kertede de mürekkep yalamışlığınız varsa yazabilirsiniz.
         Hele Türkiye gibi bir Ülkede yaşıyorsanız eğer çok şanslısınız demektir. Sizin bir şey yapmaya ihtiyacınız bile yoktur. Gündeme yetişin yeter…
         Yazdıklarınızı Müşteri beğenir veya beğenmez. Onu bilemem de bildiğim bir şey var; iyi bir köşe yazarının en büyük alamet-i farikası, ondan nefret de etseniz, hiçbir fikrine katılmasanız de yine de okumadan geçememenizdir. Aslında çok daha fazlası gerek de Ben kabasını aldım sadece. Günlük hayatında iki yüz kelimeyle konuşanların, kendilerine tahsis edilen köşelerde işgalci konumunda olduklarını görmediğimizi mi sanıyorsunuz?
         Fakat öyle günlerden geçiyoruz ki artık pek kalite aradığımız da söylenemez. Kaliteyi geçtim standartları dahi tutturamıyoruz. Edebiyatla az da olsa haşır neşir olan herkesin üzerinde ittifak edeceği bir gerçek olan Türk Dilinin zenginliği, görenleri kendisine meftun edecek bir abide gibi yükselmekte iken Erdek Deniz Üs Komutanlığındaki parolaya bakar mısınız? Parola: Adi, İşaret: Başbakan…
         Bazen kendime kızıyorum bu yüzden. Yukarıdaki cümle yaklaşık otuz beş kelimeden müteşekkildir ve bu yazıda anlamı pekiştirsin diye kurulmuştur. Saçma sapan bir ego tatmini değildir o cümle. Okura Saygıya binaendir. Dört kelimede bir cümle kuran da var bu Âlemde.
         Benim elimde imkân olsa sorardım bu Türkçesiyle, zarafetiyle, kadirşinaslığıyla, saygısıyla kıt kanaat geçinen arkadaşa: Bütün elinden gelen bu mu gerçekten? Bütün bir dünyanı iki kelimeye sığdırmak istiyorsun ve ancak bunu mu başarabiliyorsun?
         Gerçi hak vermemek de elde değil. İki yüz kelimeyle konuşabilen bir Milletin parolasını Nedim’den, Fuzuli’den, Yunus’tan, Mevlana’dan mı devşireceğini sanıyordunuz Siz. Yine de garip olan bir başka nokta da şu: Parola kullanmak her birlik için hayati öneme haizdir. Şırnak’ta Biz de parola kullanırdık ve bu parolalar sık sık değişirdi. Bir Takımın kullandığı parolayı bir başka takım bile bilmezdi. Orada daha çok, “vatan”, “namus” gibi kelimelerden parolalar türetilirdi. Anlaşılan o ki, rakım düştükçe, Batıya gelindikçe, nabız atışı “üç buçuk, üç buçuk” tan dokuz sekizliğe geldikçe değerler de irtifa kaybediyor.
            Parolanın sızdırılması başlı başına bir garabet diyeceğim ama beterin de beteri var. Genelkurmay Başkanının ses kayıtları internette fink atıyor. Kozmik odada arama yapan Savcılar için “Biz izin vermeseydik ‘nah’ girerlerdi” diyor.
         Gariptir, Kendini her konuda yetkili gören ve artık saha kenarında ısınma hareketlerine bir son verip sahaya dalan Yüksek yargı duymazdan geliyor bu serzenişi. “Benim elimde bu yetki olduğu müddetçe canımın istediği yeri ararım” diyemiyor. Bıkmadan usanmadan, bu Yüzyılın ne dediğine aldırmadan Parti kapatmak için köşe yazılarından delil toplamaya uğraşıyor Ekâbir Takımı.
         Türkiye’de başta bürokrasi olmak üzere Elitler, ikbalini demokrasi dışında arayanlar, kendinden başka herkesi küçümseyenler, azınlık olduğu alenen ortadayken utanmadan tahakküm kurmaya kalkanlar, oyunbozanlar, seksen senedir oynanan oyunun kuralları işine gelmediği için mızıkçılık yapanlar, Atatürk’ü bir marka olarak görüp kendi defolu, sakat düşüncelerini gizlemeye çalışanlar, Bir Ermeni olan Tatyos Efendi’nin “uyandı bahtım artık etmem şekva felekten” şarkısını terennüm ettikten sonra Bir başka Ermeni’nin sokak ortasında öldürülmesine bıyık altından gülenler anlayın artık…
         Bu çağa yakışmıyorsunuz. Darbenin her türlüsünü gerçekleştirdiniz. Zaten sokma akılla bünyeye dâhil olan Demokrasinin ırzına defalarca geçerek eğreti gelin muamelesi yaptınız, ona da eyvallah. Ama bir durun yahu!
         Bırakın herkes işini yapsın. Siyasetçi kendini Halka anlatsın, Bir Astsubay Yürütmenin başına galiz küfür etmesin, Yürütmenin Başı da Gazete Patronlarına Yazarlar hakkında ayar vermeye kalkmasın, Yargı, suçunu itiraf eden Tarkan’a “Şeriatın kestiği parmak acımaz” adlı oyundan pasajlar okusun, Gazeteciler de eğilip bükülmeden gerçekleri yalnızca gerçekleri yazsın.
         Aksi yapıldığı müddetçe bir sonuç alınamadığı aşikâr çünkü. Devamlı olarak kötüde ısrarı bu çağda izah etmek günden güne zorlaşmakta. Einstein’ın bir sözü var: “ Dünyanın en ahmak insanları ısrarla aynı şeyleri yapıp farklı sonuç bekleyenlerdir” der.
         Kafası çalışan adamın hali başka…

28 Şubat 2010  00:07:11 - Okuma: (466)  Yazdır




İstatistik