Yazı

Bu Ülke Sahipsiz Mi
Bu Ülke Sahipsiz Mi 

Özcan Nevres

Nedense bu ülkede her şey kapanın elinde kar kalıyor.

Yasalar mı yetersiz? Yoksa yasaları uygulamakla yükümlü olanlar mı duyarsız. Bir firma televizyonlarda müthiş bir korku senaryosu yayınlıyor. Şayet ürünümüzü çamaşır ve bulaşık makinelerinizde kullanmazsanız makineleriniz kireç bağlar. Kireç bağlayınca da sular taşar. Hem eviniz hem de alt komşunuzun evi batar ve komşunuzla mahkemelik olur, komşunuza tazminat ödemeye mahkum olursunuz. Bir kere hiçbir cihazın içinde su kaynamadıkça kireçlenme olmaz. Suyun kaynama derecesi yüz santigrattır. Hiçbir çamaşır ve bulaşık makinesinde su ısıtılması doksan dereceyi aşmaz. Kalorifer kazanlarında ve kombilerde de. Sağlıklı ve ekonomik bir yıkama için otuz ile atmış santigrat dereceye makineler ayarlanır. Bu kireçlenme senaryosunu uygulayanlara sormak gerekir. Kalorifer peteklerinin içinden onlarca yıl sıcak su geçmektedir. Neden o petekler kireç bağlayıp tıkanmıyorlar? Su ısısı doksan dereceyi aşmadığı için değil mi? O kireçlemeyi önlediği söylenilen ürüne verecekleri parayı bir kumbarada biriktirecek olsalar, biriktirdikleri para ile her üç yılda bir makinelerini yenilerler. Üstelik yapılan reklam etik de değil. Neymiş? Başka markalar kireçlenmeyi önleyemezmiş de, bir tek kendi ürünleri önlermiş. Hadi canım sen de. O masalı bana değil, külahıma anlatsınlar.
Televizyon aracılığıyla ürün pazarlayan firmalar var. Pazarladıkları ürünleri öve öve bitiremiyorlar. Örneğin üzerinde yokun olmadığı bir telefonu pazarlayanlar ürünlerini öyle bir anlatıyorlar ki; sanki bir benzeri kesinlikle yok. Hem telefon, hem televizyon, hem de radyolu, hesap makineli, video çeker ve daha bir yığın özellikleri olan bir cep telefonu. Üstelik iki yüz kırk lira olan fiyatı kampanya ile yüz doksan dokuz liraya indirmişler. Üstelik dört taksit de yapıyorlar. Aynı özelliklere sahip olan bir telefonu ben peşin fiyatına on iki taksitle yüz atmış dokuz liraya aldım. Üstelik bir de yedek bataryası var. Hani bunların pazarladıkları piyasanın en ucuzuydu? Bu aldatmaca değilse ne?
Komşum bir LCD televizyon alacak. İlle de şu marka olsun diyor, başka bir şey demiyor. O sırada seksen dört ekran bir televizyonun kampanyası var. Altı yüz lira. Emsallerinin neredeyse yarı fiyatı. Komşuma üzerine basa basa anlatıyorum. İster bilgisayar, ister cep telefonu veya televizyon olsun markalarının dışında tümü Çin malı. Sonunda ikna oluyor ve kampanyalı televizyonu alıyor. Aldıktan sonra televizyonundan çok memnun ki abi sağ ol. Beni kazıklanmaktan kurtardın diyor.
Arabama ne zamandan beri bir navigasyon cihazı almayı düşünüyordum. Arada bir fiyatları iki yüz liranın altına düşüyor ama ben o kampanyalara ulaşamıyordum. Birkaç gün önce bir navigasyon kampanyası gözüme ilişti. Yüz atmış dokuz lira. Silivri'de ne kadar elektronik eşya satan alış veriş merkezi varsa tümünü gezdim. En ucuzu iki yüz kırk lira. Üstelik kampanyadaki hem ucuz hem de üç buutlu. Yani daha pahalı olanlardan daha gelişmiş. Alayım mı, almayayım mı? Diye düşünürken sonunda almaya karar verdim. Firmanın malları kapışılmış. Ellerinde kala kala iki tane kalmış. Hemen birini satın aldım. Satın almamın nedeni gitmek istediğiniz her yere kolayca ulaşmayı sağlamasıdır. Gideceğiniz yerin kısa adresini yazdığınızda gideceğiniz evin veya otelin kapısının önüne kadar yol göstermektedir. Dahası, uzun yolda nerede ne kadar hızla gideceğinizi söylemekte, hız limitini aştığınızda ise uyarmaktadır. Hız limitini aşmanın cezası navigasyon cihazına ödeyeceğim bedelden çok daha fazladır. Ödeyeceğim diyorum. Zira cihaz peşin fiyatına sekiz taksitle satılıyor. Bu da alıcı için büyük avantajdır.
Bir alış veriş merkezine gidiyorsunuz. Domates yüz atmış kuruş. Bir diğerine gidiyorsunuz. Aynı domates iki yüz elli kuruş. Eğer biraz lüks bir semtte yaşıyorsanız iki mislini ödemek zorunda kalırsınız. Hangi meyveyi ve sebzeyi alırsanız alın tüm alış veriş merkezlerinde çok büyük bir fiyat farkı vardır. Bu durumda piyasayı bilmediğinden kazıklanan müşteriyi kazıklanmaktan korumak belediyelerin görevi değil mi? Belediyeler için kılıf hazır. Yetkimiz yok. Serbest piyasada isteyen malını dilediği fiyata satar. Müdahale edemeyiz.
İstanbul'un Avcılar ilçesinde genç bir belediye başkanı vardır. Gecenin üçünde dördünde motor sıkletine biner fırınları ve fırıncıları denetler. Peki bu genç belediye başkanı Türkiye'de değil de başka bir ülkede mi yaşıyor? O nasıl fırıncıları ve fırınları denetliyor? Ben sekiz yıldan beri bu bölgede yaşamaktayım. Ne Büyükçekmece'de ne de Silivri de fırın ve fırıncıların denetlendiğini görmedim. Gel de çık bu işin içinden. Bir belediye esnafını ve fırıncılarını, tatlıcılarını, lokantalarını denetlerken diğer belediyeler yetkimiz yok diyerek sanki elleri kolları bağlıymış gibi makam koltuklarında oturuyorlar. Onlara yalnızca şunu diyebilirim. Aman koltuklarından kalkmasınlar. Ola ki koltukları soğur.
Özcan Nevres www.ozcannevres.com

27 Şubat 2010  11:40:07 - Okuma: (432)  Yazdır




İstatistik