Yazı

Üsküp -3-
Üsküp -3- 

Asil S. Tunçer

Karpoş Ayaklanması

Köprü’ye çıkar çıkmaz daha hemen solda siyah renkte bir kabartma ve sağında bir yazıt gözümüze çarpıyor: “Bu anıt 12–13 Kasım 1944’te Üsküp’ün kurtuluşu için savaşan halk kurtuluş savaşçıları için dikilmiştir…”. Daha altta söz konusu kahramanların isimleri sıralanmış ama tam okunmuyor. 
 
Taşköprü’nün bize göre hemen sağ tarafında ağaçlı bir yer var. Bu yer çok önemli bir tarihi olayın geçtiği mekândır. Bu yerde 3–4 ağaç ve az ötesinde bir inşaat alanı var. Nehrin kenarında ise Makedonca “yıkanmak yasaktır” yazılı. İşte tam burası bir tarihi olaya ev sahipliği yapan önemli bir mekândır: Tarihte ‘Karpoş Ayaklanması’ olarak bilinen (aslında bilinmeyen) vakıayı sizlere aktaralım: 1689’da Arnavutlar ile işbirliği yapan Avusturyalıların eline geçen Üsküp şehrinin ka­lesi, Avusturya Generali Eney Silviy Pikolomini tarafından 25 Ekim 1689 yılında yakılmış. Aynı tarihte Karpoş önderliğinde bir ayaklanma başlamış. Bu ayaklanmada Üsküp’te ilk Makedon kurtarılmış bölgesi oluşmuş. Bu özgür bölgenin ömrü 1 ay kadar sürmüş.
 
İlginç olan ise bu dönemden hemen hiçbir yazıt kalmamış olması. Olayın meydana geldiği yıldan önceki senelerde Karpoş bu bölgelerde haydutluk yapar, eşkıyalıkta nam salarmış. Yine aynı kaynaklara göre Karpoş ismi de zaten söz konusu haydudun gerçek değil takma adıymış. Karpoş, Makedonlarda geniş ve kırmızı suratlı kişilere takılan lakap olup ‘karpuz’ sözcüğünden türetilmiş. Diğer bir olasılık da “karpa” yani kaya, ‘sağlam ve dayanıklı’ demektir. 24–30 Aralık 1689 yılında Osmanlı kuvvetlerine karşı Kumanova’da savaşan Karpoş esir alınıp Vardar Nehri üzerindeki bu Taşköprü’nün yanında idam edilmiş. Bir rivayete göre de çuvala konulup köprüden nehre atılmış.
 
Sol tarafımda kitabesi kaybolmuş olan mihrap yer almakta. Makedonlar köprüye 1945’den sonra korkuluklu kaldırım eklemişlerdi ve orijinal görünüm değişmişti. 2000’den sonra bunlar kaldırıldı ve köprü tekrar eski görünümüne kavuştu. Mihrap’ta Makedonların koyduğu sarı levhada “II. Murat zamanında 1421–1451 yılları arasında 6.yy.daki bulunan (köprü) temelleri üstüne yeniden inşa edilmiştir. 1555’te yenilikler yapılmıştır. 18, 19 ve 20.yy başlarında tadilat görmüştür. Son tadilat 1994’te başlamıştır. Mihrap şeklindeki Nöbetçi Kulesi 2008 yılında yenilenmiştir”, yazılı ama levhadaki bilgiler ve biraz da İngilizce yanlış. Hanımın bana çevirdikleri ile İngilizce sözcükler tam olarak birbirini karşılamıyor çünkü. Her neyse dili geçtim ama bilgiler yanlış ve kasıtlı çünkü köprüyü Makedonlar köprüyü Osmanlı eseri yerine Bizans Sırpça kaynaklar da Duşan dönemine yani I.Murat’ın Balkanlara fetih hareketlerini hızlandırdığı döneme rast getirmeye çalışır.  
 
Sırpların tarihte kurdukları ilk ciddi devlet 1346 yılında Stefan Duşan tarafından kurulan Sırp İmparatorluğu’dur. Üsküp’te taç giyen Stefan Duşan Teselya ve Epir’i ele geçirdi. Duşan, Bizans İmparatorluğu’nun Balkanlardaki topraklarını alarak kendi imparatorluğunun sınırlarını iki katına ulaştırdı. 1355 yılında öldükten sonra yerine oğlu V. Stefan Uroş geçti ama babası kadar iyi b ir devlet adamı değildi ve bu yüzden Sırbistan'ın yönetimi 1371 yılında Sırbistan Prensliği'ni kurmuş olan Lazar Hrebelyanoviç'in eline geçti.
 
Osmanlılar ilk defa 14. yüzyılın ortalarında Sırplarla karşı karşıya geldiler. 26 Eylül 1371 tarihinde I. Murat'ın kumandanı Lala Şahin Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Sırp Kralı Vukaşin Mrncavçeviç'in ordularıyla savaştılar. Osmanlılar savaşa çok daha az sayıda askerle katılmalarına rağmen Sırp ve Bulgarlardan oluşan rakiplerini Meriç nehri kıyısında yapılan Sırpsındığı Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrattılar. Olayın perde arkasında Srıpların yanında savaşa katılan Bulgarların daha sonra Osmanlı tarafına geçmeleri var. Bizim kitaplarımızda bu ayrıntı yer almaz; sadece az sayıda kuvvetle güçlü Sırp ordusunu yendiğimiz anlatılır.
 
Köprü’den indiğimiz karşı alan Makedon Meydanı; Ploştad Makedoniya. Çocuklar anneleriye buradalar. Ben de fırsattan istifade bol bol resim çekiyorum. Solumda ünlü pizza-kâffe DalMetFu. Hava soğuk olduğundan herkes içerde oturmuş. Soluna doğru arka tarafta (Eski) Alışveriş Merkezi, bodrum katında Şeherzada (Makedonca telaffuzla Şehrazat) bulunur. Burası Üsküp’ün en ünlü tatlıcısı, pastacısı. Bozası da çok güzle. Vefa’yı aratmıyor. Burada leblebi yerine boza yanına ekler gibi bir tatlı almak adetten. Alışveriş Merkeziden çıkışta Makedonya Meclis Binası. Önünde kocaman bir park var. Yazları burada adım atmak hele akşamları nerdeyse imkânsız.
 
Parktan DalMetFu’ya doğru küçük küçük sandviç ve hamburger büfeleri sıralanmış. Aralarında en bilinen, gençlerin uğrak yeri Çiçko Stoilko (Stoilko Amca). Şayet söylemezseniz domuzlu sandviç yemeniz olası. Orada devam ederseniz doğruca Sinemalar Sokağı’na gelirsiniz. Soldaki sırada Manaki Sineması. Balkanlara sinema makinesini ilk getiren adam Milton Manaki’nin adı bu. Sağa doğru düz yürüdüğünüzde Rahibe Teresa olarak bilinen ama asıl adı Gonca Boyacı(u) olan Arnavut asıllı gönüllü hemşirenin doğduğu büyüdüğü evin olduğu noktaya çıkarsınız. Bugün burada ev yok; sadece bir yazıt var: “Gonca Boyaciu. Mayka (Ana) Tereza” yazılır. Boyacı’nın sonundaki “u” Arnavut soyadlarındaki takı. 26 Ağustos 1910’da doğan Gonca Boyacı’nın heykeli ve evinin repliği gerçek yerine 100 m kadar ötede.
 
Anıtın ve replik’in önünde resim çekildikten sonra sol kaldırımda duran kestaneciden kestane kebap alıyoruz. Çocuklar ayakkabı boyacısı ve boğa heykellerine takılıyorlar. Koca bir boğa heykelini sokağın ortasına koymuşlar. Bizim çocuklar için tam fırsat: canlısına yaklaşmamanın acısını çıkartırcasına sırtına çıkıp boynuzlarını tutuyorlar. Tren Garı’ndan hemen önce park içindeki ‘uzun bacaklı balık heykeli’ çok komiğimize gitti doğrusu. Çünkü modern sanata ailecek biraz yabancıyız… Denarları bitirdik; para bozdurmak lazım. Makedonya’da para bozma işleminde bir kolaylık; dövizinizi nerde bozdurursanız bozdurun kur hep aynı. Yalnız yabancılardan pasaport soruluyor.
 
(Eski) Tren Garı, 1873 yılına ait önceki tren istasyonunun yerine 1 Aralık 1940 yılında hâlihazırdaki bu eski bina inşa edilmiş. 13 Kasım 1944’te Almanlar geri çekilirlerken binaya bomba yerleştirmişler. 16 Haziran 1954’te Üsküp ve Zagreb kentlerinin işçi konsey toplantıları yapılmış. 26 Temmuz 1963’te de sabaha karşı 05.15’de meydana gelen büyük depremle büyük hasar gören bina bir daha kullanılmamış; daha doğrusu tren garı olarak hizmet görmemiş. Bir süre boş kaldıktan sonra şimdilerde müze olarak kullanılmasına karar verilmiş. Binanın ana girişinin hemen üstünde yer alan duvardaki kocaman saatin akrep ve yelkovanı bu yüzden hep o büyük deprem anına şahitlik edercesine 05.15’i gösteriyor.
 
Yandaki levhada o dönemin Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun söz konusu felaket sonrası yaptığı konuşma yer almakta. Müzenin yanındaki Ramstore’a giriyoruz. İçerisi kalabalık. Süküp’te herkes bizdeki gibi gezmek için bile olsa vitrini renkli büyük mağazaların bol olduğu alışveriş yerlerine akın ediyor. Gözümüze Türkçe levhalar ve Türk firmalarının reklam panoları çarpıyor. İlkin para bozdurmak için döviz bürosuna yöneliyoruz. Ziraat Bankası’nin döviz bürosunu görünce gözlerimiz parlıyor. Kıza Türkçe “50 € bozdurmak istiyorum ama 100 € verirsem kalan üstünü € olarak verebilir misiniz?” diye soruyorum ama kız Türkçe bilmediğini söylüyor. Hanım devreye giriyor; benim Türk Bankası’nda çalışan birinin Türkçe bileceğini sandığımı anlatıyor.
 
Haksız mıyım? Ben şahsen Üsküp’te Ziraat Bankası Müdürü olsam buraya Türk bir kızı en azından Türkçe bilen bir görevli yerleştirirdim. Doğrusu da bu olmalı. Her neyse… Sırada Vodno Dağı var. Çocukların en görmek istedikleri yer. Kartopu oynamak ve kızakla kaymak istiyorlar. İzmir’de yapamadıkları bir şey çünkü… Aracımıza binip doğruca dağa doğru koyuluyoruz; kar zinciri takmadan tırmanabiliyoruz çünkü asfalt yol çok iyi temizlenmiş. Dağa yaklaştıkça önümüzde Vodno büyüyor; arkamızda bıraktığımız Üsküp ise küçülüyor. Biran kendimi Bursa’dan Uludağ’a tırmanır gibi hissediyorum. Bu benzetme huyumu bir türlü bırakamadım. Çoğu zaman gittiğim yeni bir yer bana her nasılsa önceden bildiğim ve gördüğüm bir başka yeri hatırlatıyor. Tıpkı sırtını Vodno’ya dayamış Üsküp’ün, bana bu haliyle Uludağ’a yaslanmış Bursa’yı anımsattığı gibi… 
 
Tüm Meslektaşlarımın ’DÜNYA REHBERLER GÜNÜ’nü Kutluyorum.

21 Şubat 2010  18:15:04 - Okuma: (1009)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik