Yazı

Kült Laik Sorunsalı
Kült Laik Sorunsalı 

İbrahim Becer

Şairleri hafife almayın… Yakın zamanda Ülkemizde de ağırlama şerefine nail olduğumuz Meg Ryan’ın, Kevin Kline ile başrolünü paylaştığı bir film vardı hatırlayacaksınız: French Kiss.

Uzun zamandır televizyonlarda da oynamıyor. Denk gelirse muhakkak izlemenizi tavsiye ederim. Son derece basit bir konudan eşsiz bir oyunculukla kotarılmış sıcacık bir filmdir. “Fransız Öpücüğü” ismiyle Türkiye’de gösterime girdi yıllar önce.
         Açıkgöz, kendinden emin, biraz salaş giyinse de o bohemi üzerine yakıştıran, her şeye rağmen son derece kibar bir Fransız hırsız rolündeki Kevin Kline unutulmaz bir oyunculuk sergilemişti.
         Bünyesinde birçok olumsuzluk barındırsa da, bir Fransızın standartların üzerinde kibar ve romantik olabileceğini göstermesi açısından da etkili bir filmdir “French Kiss”.
          
         Ne yalan söyleyeyim, evvelki Salı günü Sayın Baykal’ın Grup Toplantısında, sözü Başbakan’ın eşinin başörtüsüne getirmesinin ardından, ‘zannınca’ büyük bir sırrı ifşa etmesi Beni şaşırttı.
         Ne demişti Sayın Baykal hatırlayın: “Sarkozy’de, lisanımünasiple Başbakan’a eşini Fransa’ya getirmemesi konusunda uyardı”. Buna benzer bir şeydi yanılmıyorsam. Şüphesiz ki, Ana Muhalefet Liderinin bunu söylemesindeki amaç kendince haklı bir sebebe dayandırılmak isteniyordu ki, bu da “bel altı siyasete tevessül etmediklerini” işaret etmek içindi.
         Fransız Ricalinin böyle bir istekte bulunması bana pek akıllıca gelmemişti. Çünkü dedim ya, Filmlerine dahi sinmiş bir kibarlığı bünyesinde barındıran Fransız Diplomasisinin bir kadının üzerinden politika yapabileceği fikri pek akla yatkın değil. Eşyanın tabiatına aykırıdır en başta. Üstüne üstlük Fransa Laik bir Ülke. Laikliği de “inanç özgürlüğü” olarak bildiğimize göre…
         Neyse, en azından verilmek istenen mesaj buydu.
         Fakat öyle olmadı işte. Henüz gün bitmeden Yalanlamalar olayın iki tarafından da arka arkaya geldi. Önce Başbakanlık bunu yalanladı ve dönemin Fransız Cumhurbaşkanı’nın Chirac olduğunu ve davetin de dönemin Başbakan’ı Raffarin’den geldiği belirtildi.
         Fransa’nın Ankara büyükelçiliği de boş durmadı. Onlar da açıklamalarında: “ Türk Liderlerinin eşleriyle geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Fransa’da memnuniyetle ağırlanacağını” bildirdiler. Tam bir diplomatik dil değil mi?
         Olay sonradan anlaşıldı ki tedirgin olan Bizim o zamanki Dış İşleriymiş. Fransızlar olaya ‘fransızmışlar’.
         Neyse, Ben işin orasında değilim zaten. 
          Birileri, bu tür netameli konularda Sayın Baykal’a devamlı kötülük yapıyor. Yanılmıyorsam Denizli’de bir toplantı esnasında Kemal Kılıçdaroğlu, Maliye Bakanının Ablasının yeşil kart sahibi olmasını eleştirince cevap muhatabından gelmişti. Bakan Bey hiç de gocunmadan kabul ederek “Bir Bakanın Ablası fakir olamaz mı” diyerek kontradan bir de gol atmıştı. Bir insanın fakirliğini ifşa etmek gibi vahim bir hatanın yanına, bir de rakibini mağdur etmek gafletine düşmüştü Sayın Kılıçdaroğlu.
         Yakın zamandaki Onur Öymen’in “Dersim gafı” ve Önder Sav’a ait “Hac gafı” hala zihinlerde tazeliğini korumakta. Yanına gelen ve hacca gitmek isteyen seksen yaşındaki bir insana “boş ver Araplara para kaptırma hem belki Muhammet seni bırakmaz” diyen Önder Sav’ın hala aynı koltukta oturması büyük cesaret. Maalesef bahsettiği kişi Peygamberimiz. Sokaktaki Ahmet, Mehmet veya Önder değil.
         Hazreti Ayşe, Peygamberimizden bahsederken Yusuf Peygamber kıssasına atıf da bulunur. Hani Yusuf peygamberin güzelliğini gören kadınların, bu göz kamaştırıcı güzellik karşısında, ellerine meyve soymak için verilen bıçaklarla parmaklarını doğrama hadisesi, hatırlarsınız. Der ki: “Eğer Onlar, O’nu görselerdi o bıçakları kalplerine saplarlardı.”
         İnanırsınız veya inanmazsınız! Ama İnananlar bu Ülkede bir realitedir.
         Ahmet Altan’ı da seversiniz veya sevmezsiniz, geçende müthiş bir laf etti: “Ben, dinin ve dindarların gerekliliğine inanan bir dinsizim”. Hiç dindar kesimden bir tepki duydunuz mu? Asla duyamazsınız. Çünkü Onun “günah işleme özgürlüğü” teminat altındadır. Tepki veren kendiyle çelişkiye düşer.
         Dedik ya, Önder Sav bu konuda açık ara idoldür. Kendisini arayan gazeteciye, “sonra konuşalım” dedikten sonra telefonu kapamayıp tam kırk dört dakika beyanat vermesi ve sonra da “dinleniyorum” demesi hala hafızalarda.
         Ahmet Hakan’ın sunduğu bir tartışma programında Sayın Baykal, rüşvet olayını hadislerle (hadis-i Kutsi ile hem de) anlatmaya kalkınca Enis Batur’un; “Sizin yaptığınızın Aynısını Tayyip Bey yapsa hali nic’olurdu?” diye sorması üzerine de zor durumda kalmıştı Sayın Baykal.
         Ak partili Üyenin yaptığı Peygamber benzetmesi düpedüz densizlikti. Üzülerek belirtmek gerekir ki mübalağa da sınır tanımıyoruz. Cumhuriyet Mitinglerinde bir şekilde kürsüyü işgal etmiş, yaşı geçkince, her halinden Ulusunu herkesten çok sevdiği belli bir Hanımefendinin Atatürk’e hitabını izledim geçende: “Sen ki Atam, Nazım’a göre bir sarışın kurtsun, can çekişen hastaya şifa vermek üzere Allah tarafından görevlendirilmiş bir elçi, bir adı konmamış peygambersin, Sen sarı saçlım mavi gözlüm nerdesin…” diye anlatıyordu…
         Bu Ülkede Kült Laikler, muarızlarının ya da muhatapların hassasiyetlerini anlamak zorundalar. Bir İslamcı için Laikliğin tek tarifi vardır: Doksan dokuzun karşısında birin hakkını koruyabilmek. Bir İslamcı, bu tanımın ötesini pek de kurcalamaz.
         İstese de kurcalayamaz Çünkü Bizzat Kuran’ da teminat altına alınmıştır: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!”-Ayet Meali-
         Dedik ya, Kült Laiklerin işi gerçekten çok zor. Tek tip toplum yaratma, farklılıkları ortadan kaldırma, belki eskiden daha kolay kotarılabiliyordu. Cumhuriyetin ilk devirlerinde on beş milyonluk bir köylü nüfus karşısında azıcık celallenmeniz yetebiliyordu. Gel gör ki devir o devir değil. Farklılıklarının farkına varan ve bu farklarını kimliklerine yansıtan insanlardan oluşmuş bir Toplumu tek sıraya sokabilmek çok zor.
         Türkiye’de bir kesim tarafından “yobaz” sözcüğüyle eş anlamlı kullanılan İslam bin dört yüz küsur sene önce bunu baştan kabullenmiş. Herkes bu şemsiyenin altına girmek zorunda değil demiş. Bizde de ancak yeni yeni nüfus cüzdanlarından din hanesi kalkıyor…
         “Onuncu Yıl Marşı” kaç sene önce yazıldı ve neredesiniz, düşündünüz mü?
         Türkiye’de İslamcı Hareketin yol haritası olan “Sakarya” şiirinin yazılmasının üzerinden altmış bir sene geçti. Necip Fazıl’ın kehanetlerinin hepsi çıktı biliyor musunuz?
         Şairleri hafife almayın. Çünkü iyi bir Şair Halkının diliyle yazmakla kalmaz aynı zamanda o dille düşünür. Şiirle bitireyim oldu olacak…
        
         “Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya
         Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.”

19 Şubat 2010  22:02:25 - Okuma: (554)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik