Yazı

Yine Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği
Yine Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği 

Etem Kutsigil

AB Büyükelçilerine verdiği yemekte R. Tayyip Erdoğan, çok sert çıkarak AP’in son aldığı karar üzerine, "Bu AP'nin gözü kör müdür!" demiş.

1966-1969 yılları arasında görev yaptığım Kaman Lisesinde “Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu”na (*) girmek için başvurduğunu okuduğumda, içime bir ateş düştü.
Bu konudaki endişelerimi birkaç ders saati ayırarak öğrencilerimle de paylaşmıştım.
Hâlâ aynı kanıdayım ki, Hıristiyan dünyası, kendinden olmayanlara, her zaman “SÖMÜRGECİLİK” gözlüğünün arkasından bakmıştır. Onlardaki zenginlikleri almayı, ama zorla, ama ekonomik anlaşmalarla, ama içerdeki adamlarıyla fakat mutlaka almayı, kendilerince bir hak olarak görürler.
Onlarla ilişki içine girmek, İsmet İnönü’nün deyimiyle “İçinde ayı olan bir çuvala girmek gibidir.”
“Onlarla tokalaştıktan sonra parmaklarınız saymalısınız.” da derler.
Onlarla eşit koşullar altında pazarlık etmek, engin bir tarih bilgisini, (sadece kendi tarihimizi değil, onların da tarihini iyi incelemeyi) ve kültür birikimini, büyük bir “tezlerini savunma” becerisini, sağlam bir bütçeyi ve milletinin güvenini kazanmış bir iktidarı gerektirir. Ne yazık ki bu özellikleri taşıyan iktidarlar bize hiç nasip olmadı. 
Marshal Yardımlarından bu yana halkımıza sanki çalışmadan kazanma ve “BELEŞÇİLİK AŞISI” aşılandı. Bu arada hükümetlerimize de…
Dünya kadar beleş aldık. (özür dilerim “bağış” diyecektim klavyem sürçtü) (!) Dünya kadar borçlandık. Sonuç sıfır!
Bütün bu paralarla yatırım yapılsa, yerinde harcansa, siyasal partilerimiz yalakalarına dağıtılmasaydı, inanınız bu gün parası, saygınlığı olan, geleceğine güvenle bakan ve dünya uluslarına Atatürk Döneminde olduğu gibi, geri kalmış uluslara da örnek teşkil edecek bir devlet olurduk.
Ama olmadı. AB’ye girme konusunda yırtınmamıza gelince;
Şunu ezberlememiz gerekir ki, “Yabancı devletler, binmeyeceği eşeğe saman vermez!!!” Yalnızca kendi çıkarlarına bakarlar.
“Tupış tıpış gelişinden, istemeden verişinden” olanlara, bindikçe binerler!
Onlarla yapılmış anlaşmalar, onların menfaati ile sınırlıdır. Örnek vermem gerekirse, Londra ve Zürih anlaşmalarına göre, “Kıbrıs Devleti başka ülkelerle, Türkiye’nin onaylamayacağı hiçbir anlaşma yapamaz.”dı. Onlarcasını yaptı.
Ne yapabildik? Kocaman bir HİÇ!
Kıbrıs Rum Kesimi de dahil, “AB ülkelerine limanlarımızı açacağımıza” dair bir anlaşma imzaladık. Sonra da şark kurnazlığıyla, “şerh” (çekince) koyduğumuzu ilân ettik.
Dinletebildik mi veya karşılığında ne aldık?
Kocaman bir HİÇ!
“Gümrük Birliği Anlaşması” imzaladık. Başka ülkeler, bu anlaşma karşılığında dünya kadar geri ödemesiz gelir kopardılar. Biz ne aldık.  
Kocaman bir HİÇ!
Bu örnekler saymakla bitmez.
İmzaladıkları anlaşmada “Serbest dolaşım hakkı” vereceklerdi.
Verdiler mi?
Kocaman bir HAYIR!
Bizden hep istediler, istediler istediler, istediler.
Her istediklerini verdik. Yaranabildik mi?
Kocaman bir HAYIR!
Bizde haram, onlarda mübah olan “zina”yı bile, suç olmaktan çıkardık. Yaranabildik mi?
Kocaman bir HAYIR!
Göğsümüze soktukları “PKK” hançerini, besleyip büyütenler onlar değil mi?
Kocaman bir EVET!
Onların telkini ve bizimkilerin paragözlüğüyle yayınlanan TV dizileriyle halkımız, hem uyutuldu hem de ülkede ahlâk erozyonu yaşatmayı başardılar mı?
Kocaman bir EVET!
Karşılığında hep nasihat, hep eleştiri aldık.
… 
Tayip Beyin sözü bana Nasreddin Hoca’nin bir fıkrasını hatırlattı.
“Nasreddin Hoca abdest almak için bir dere kenarına gelmiş. Latasını (**) çıkarmış kenara koymuş. Ayakkabılarını çıkarmış, onları da derenin kenarına koymuş. Abdest almaya başlamış. Ne var ki, kulaklarını yıkarken bakmış ki, ayakkabılarını sular almış götürüyor. Koşmuş yakalamak için. Fakat bir türlü yetişemiyormuş. Ellerini kaldırıp yakarmış.
“Allahım al abdestini geri, bana papuçlarımı ver.”
A Tayip Beyciğim, bunlara daha “Al anlaşmanı geri, bana kaybettiklerimi ver!” demenin zamanı gelmedi mi?
Aç gözlerini de gör artık Tayip Bey. Onlar kör değil. Biz körüz.
Kör olmayıp bunları gören ve söyleyenler”, geçmişte, yıllarca yargılandı. Öyle zat ı âliniz gibi şiir okumaktan değil, memleketin gerçeklerini söylemekten hapislerde yattı.
Kör olmayıp bunları gören ve söyleyenler”, günümüzde “darbe yapmaktan” yargılanıyorlar.
Aralarında “Ben Cumhurbaşkanı olmam. Cumhurbaşkanı TBMM’nden çıkmalı” diyen adıyla müsemma “SAYIN” PROF. DR. HABERAL da olmak üzere…
Ülkemizi kaldıramayacağı borcun altına sokan, devletimizin dünyalar kadar zenginliklerini, nezaket göstererek peşkeş çeken demeyeyim de, sadece yabancılara satan, vatandaşını beş kilo bulgur karşılığı oyunu satar hale getiren, haklarını isteyen TEKEL İşçilerini “düşman” gözüyle gören ve kin kusan iktidarınıza, çok sevdiğinizi bildiğim merhum Mehmet Âkif’in, bize çok uyan iki satırıyla şunu hatırlatayım;
“Bir kişinin ki yoktur parası
Dostunun yüz karasıdır, düşmanının maskarası.”
Bu sözler devletler için de geçerlidir.
Düşmanının yerine “yabancının” diyelim.
Bu sözler devletler için de geçerlidir.
Sözün sonu tarafımdan biraz değiştirilerek, Âşık Mahzunî’den
“Kör olasın demiyorum;
Kör olma da gör bizi”***
…………………
(*) Avrupa Ekonomik Topluluğu bugünkü Avrupa Birliğinin o zamanki adıdır.
(**) Hocaların namaz kıldırırken giydikleri siyah giysi. Son zamanlarda cenaze namazlarında gördüğümüz beyaz olanları da çıktı.)
 (***) “Biz” eşittir, ULUSAL BAĞIMSIZLIĞIMIZ
“Biz” eşittir, DEVLETİMİZİN ÇIKARLARI,
“Biz” eşittir, Sadece iktidarınıza karşı tehdit olarak gördüğünüz
ŞANLI ORDUMUZ,
“Biz” eşittir, HUKUK, ADALET

“Biz” eşittir, fakirleştirdiğiniz, aşağıladığınız HALKIMIZDIR.



13 Şubat 2010  16:46:29 - Okuma: (654)  Yazdır




İstatistik