Yazı

Kanayan Yara
Kanayan Yara 

Özcan Nevres

Tekel işçileri yaklaşık elli günden beri uygun olmayan hava koşullarına rağmen hak arama eylemlerini sürdürüyorlar.

Ne yokluğa ne de soğuğa aldırmadan yürekli bir şekilde davalarını sahipleniyorlar. Güneş çarığı, çarık da ayağı sıkar. Tekel işçileri için de aynı oldu. Aralarında tek tük fire verdiği açıklanmışsa da bunun gerçek olmadığı adları geçenler tarafından yalanlandı. İşçi sendikalarının almış olduğu ortak eylem kararı Hakiş sendikası tarafından bozulmuş olmasına rağmen diğer sendikalar tek yumruk olmayı başardılar. Ortak eylem kararına en büyük katılım ve destek yine güzel İzmir'imizden geldi. İşçilere halktan büyük destek gelmesine rağmen Sayın Başbakanın resti ve verdiği bir aylık süre sonrası direnişin sürdürülebileceğini sanmıyorum. Bu gelişmenin en üzücü yanı işçilerin çoluk çocuklarıyla, kışın zor şartlarına rağmen direnişlerinden bir sonuç alamayacak olmalarıdır. Zira bunu Sayın Başbakan açıkça söylemiştir. Dahası Sayın Başbakan yalnızca işçilerle değil, eczacılarla, bakkallarla, memurlarla, emeklilerle de kavgalıdır. Bu kavgalı durumun seçime kadar sürmesine hiç şaşmam. Zira ülkeyi bu günkü duruma düşürdükten sonra AKP için kurtuluş seçimi kaybetmektir.
Bu günlerde polis Vakfının çekici araçları çok yoğun çalışmakta. Durmanın dahi yasak olduğu caddelere bile arabalarını park edenler, arabalarını bıraktıkları yerde kendilerini bekleyen bir sürpriz ile karşılaşmaktadırlar. Aslında sürpriz değil ama kural tanımazlara göre sürpriz oluyor. Trafikten sorumlu olanlar keşke yalnızca araba çekmekle kalmasalar. Şehir içinde dahi aşırı hız yapanlara da göz açtırmasalar ne kadar güzel olur. TIR ların şehir içindeki hızları azami kırk kilometre olmasına rağmen yüz kilometrenin üstünde hız yapmalarının mutlaka bedeli olmalıdır. Trafik kurallarına en iyi şekilde uymaları gereken şehirler arası otobüslerin hız kontrolü kesintisiz olarak üzerlerindeki takometrelerden yapılmaktadır. Otobüs sürücüleri ya denetilenilmediği için hız kurallarına uymuyorlar. Ya da takometrenin gerçek hızı göstermelerini engelliyorlar.
Gün geçmiyor ki cinayet haberleri ile sarsılmayalım. Artık cani ruhlular bir kişiyi öldürmekle yetinmiyorlar. Seri cinayetler işliyorlar. Hangimiz babamıza karşı korkuyla karışık saygı duymazdık. Devir değişmiş olsa gerek evlatlar acımasızca babalarını bile katledebiliyorlar. Cinayet işleyen caniler oldukça rahat. Nasıl olsa idam cezası yok. Af çıkar umudu da gönüllerden silinmiyor. Af çıkmasa bile iyi hal saçmalığıyla cezanın üçte birini yatıp çıkmak var. Suç işlemeye yatkın olanlar için ceza evleri artık ıslah için yeterli değil. Beş yıldızlı otelleri aratmayan ceza evlerinde yatmakta ne sıkıntı olabilir ki?
Dün, sabahları yataktan kalktıktan sonra göğsümde oluşan ağrı için Devlet Hastanesine gittim. Çok modern hale gelmiş olan hastaneden bilgisayarımla göğüs hastalıkları uzmanı Halide Hanımdan randevu aldım. Muayene için muayenehanesine girdiğimde Devlet dairelerinde kolay rastlanmayacak bir ilgiyle karşılaştım. Hasta kontrol yatağına oturduktan sonra sırtımı ve göğsümü büyük bir dikkatle dinledikten sonra sağlığımın geçmişiyle ilgili bilgiler istedi. Yakın geçmişimde dört kanser ile birlikte uzak bir kanser vakası olduğun söyledim. Kalbim ile ilgili bir sorunum olup olmadığını sordu. Üst iki damarda birinci derece bozukluk var ama dahiliye uzmanı bir arkadaşım önemli olmadığını söyledi dedim. Önce kan tahlillerimizi yaptıralım. Ardından da akciğer filmi çektirelim. Daha sonra da solunum testini yaptırırsınız dedi. Meğer bu tahlil işi ne kadar da çok gelişmiş. Bu tahliller sonucunda vücudumda kanserli bir hücre olmadığını, prostat ile de bir sorunum olmadığı anlaşılmış oldu. Solunum ölçümü saat on üç otuzda başladığında, sıra bana geldiğinde ağzıma sokulan boruya derin bir nefes aldıktan sonra hızla üfledim. Hem de ciğerlerimde hiç hava kalmayıncaya dek.
Hastanemiz son derece modern demekte ne kadar haklıymışım. Her kattaki görevliye gidip ad ve soyadı söylenildiğinde hemen tahlil sonuçları yazılı olarak veriliyor. Bu modernliğe ters gelen bir tek röntgen bölümündeki bir memurun, memura yakışmayacak davranışları olmuştur. Akciğer CD sini almak üzere beklerken adım okunduğunda kalabalığı yarıp içeri girdiğimde bana ne duruyorsun CD ni alsana diye haykırdı. CD yi al diyor ama CD ortalıkta yok. Sanki çocuk beni tanıyormuş gibi CD yi çocuğun birinin eline tutuşturmuşlar. CD yi aldım ve o bağırgan memura ne yazık ki efendiliğin okulu yok dedim. Bön bön yüzüme bakmakla yetindi. Meğer benden sonra orada bulunan insanlar sıraya girmedikleri için hepinizi hayvan gibi zincirleyip sıraya sokmak gerekir demiş. Tahlil sonuçlarını doktorumuza vermek için beklerken yanıma oturan kadın ağlamalı bir sesle anlattı. Üzülme dedim. Onu davranışını köşemde dile getirir ve Başhekime dahi duyururuz dedim.
Sıram gelip muayenehaneye girdiğimde doktorum önce CD deki akciğer görüntüme baktı. Çocukluktan kalma lekenin aynı durumda olduğunu gördük. Diğer tahliller için benim yaşımdaki bir insan için mucize denilebilir. Solunum ölçümü için ise harika derim dedi. Ölümümü dileyen bazı haddini bilmezler için tam bir hüsran.
Durmak yok. Sağlıklı yaşamaya ve yazmaya devam.
Özcan Nevres www.ozcannevres.com

11 Şubat 2010  16:21:21 - Okuma: (334)  Yazdır




İstatistik