Yazı

Üsküp -1-
Üsküp -1- 

Asil S. Tunçer

Sabah Sabah uyandığımızda Üsküp bembeyazdı.

Vodno Dağı karla kaplıydı. Tepesindeki koca haç bile zar zor görünüyor sisten. Bugün Üsküp’ü tanımak, ata yadigârı bu şehri tanımak ve ecdadın bıraktığı eserleri görmek istiyoruz. Osmanlı döneminde Vardar Makedonyası’nda pek çok Türk eseri meydana getirilmiş. Bunların önemli bir kısmı zamanla tahrip edilmiş olmakla birlikte halen buralarda çok sayıda mimari eser bulunmakta. 
 
İlk durağımız Su Kemerleri. Bunun için şehrin yaklaşık 3 km güney­batısında olan iki kasabanın M.Ö. IV-V. yy.da, İllinyalılar döneminde kurulan Skupi tarafına gidiyoruz. Az ilerde önceki yıllardan kalma bir askeri bölge var; eski bir askeri helikopter ile yine eski bir savaş uçağı emekliye ayrılmış, dinleniyorlar. O tarafa doğru fotoğraf çekmemeye dikkat ediyorum. Neme lazım!
 
Askeri açıdan önemini hep koruyan Üsküp için Evliya Çelebi de notlarında 5 bin asker ve 5 bin cebellisi bu­lunduğunu, kalenin 300 hisar eriyle muhafaza edildiğini bildirmekte. 17.yy.da 10 bin 60 ev, 2.150 dükkân, 110 çeşmesi bulunup bunların ve şehrin suyu Kaçanik Boğazı’ndan işte gördüğümüz bu muazzam İsa Bey Kemeri’yle gelmekte olduğunu not düşmüş seyahatnamesine.  
 
1389 yılında Yıldırım zamanında Evrenos Bey tarafından fethedilen Üsküp, Fetret Devri’nde malum elimizden çıktı. 1790 yılında Mora Seraskeri Koca Halil Paşa tarafından yeniden alınarak Osmanlı yönetimine bağlandı. 1844 yı­lında burası bir ara Çingenelerin yer­leşim alanı oldu. Bugün Çingenelerin büyük kısmı Top(h)ana denilen semtte yaşıyorlar. Hepsi kendilerini Türk diye hitap edilmesini istiyor ve Roman ağzıyla Türkçe konuşuyorlar.
 
1863 yılında Üsküp eyaleti Niş eyaleti ile birleştirildi, 1869 yılında da Üsküp vilayetinin İşkodra’ya katılmasıyla bir vilayet dairesi ku­ruldu. 1881 yılında isyan eden Arnavut­ların eline geçtiyse de, Derviş Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetleri ta­rafından geri alındı. 1884 yılında kaza merkezinde bir Hıristiyan Mahallesi kurularak 55 ev yaptırıldı ve bu mahalleye “Teşvikiye” denildi. 1912’de Sırplar, 1915’te Bulgar, 1918’de müttefik orduların eline geçen şehir, 30 Eylül 1918’de Sırplara geri verildi.
 
Rumeli taraflarında en önce Os­manlı ve Müslüman şehri rengini alan Üsküp, Osmanlı kültür hayatında da çok hareketliydi. Buradaki ilk kültür te­sisleri II. Murat devrinde başlamıştır. II. Murat, Mustafa ve Yanya Paşalarla, Paşa Yiğit’in oğlu ve evlâtlığı İshak Bey’in, onun oğlu İsa Bey’in camileri, imaretleri ve medre­seleri şehrin İslâm-Türk havasını renklendirmiştir. Rumeli’de birinci derecede bir bi­lim merkezi olan Üsküp’te 19.yy.ın ikinci yarısından itibaren Müslü­man öğrenciler için 1896, 1897 ve 1902 yıllarında idadi mektepler inşa edilmiştir.
 
Sonraki durağımız Kale. Kale sırtlarına tırmanırken sağ tarafta koca bir bina gözümüze çarpıyor. Sanırsınız Makedonya meclis binası ama değil. Burası Amerikan Büyükelçiliği. Amerikan’ın büyüklük ve patronluk kompleksi her haliyle belli oluyor. Tarihi mekânların hemen yanı başına çok bencilce ve tarihi hiçe sayar bir vaziyette Amerikalılar buraya koca bir bina oturtmuşlar. Her yerini yüksekçe duvarlar ve tel örgülerle çevrelemişler. Bu çirkin binayı yaparken Osmanlı-Türk dönemi bazı yapıları da yok ettiler. Bunu o yıllarda (2004–2005) birçok kuruluş protesto ettiyse de önüne geçilemedi.
 
Her haliyle çok usta ellerin inşa ettiği belli olan Kalenin hendekleri doldurulmuş ve dışarıdan çok çirkin duran betonarme payandalarla desteklenmiş. Kalenin kuzeydoğusuna doğru karşı tarafta Mustafa Paşa Camii. Restore edildiğinden kapalı. Aracımızı yan tarafa park ediyoruz. Alt kısma doğru Balkan Üniversitesi yer alıyor. Kalenin içine girince ilk gördüğümüz şey her yerin delik deşik olması. Bütçesinden önemli miktarda para ayıran hükümet burada Bakır-Demir çağlarına ait arkeolojik kazılara başladı. Bu nedenle üstteki Osmanlı-Türk dönemi yok ediliyor. İçerisi çok kötü gözüküyor. Yerler köstebek yuvasına dönmüş.
 
Üsküp’ü tepeden gören burca doğru yürümek istiyoruz ama imkânsız çünkü işçiler kocaman bir Makedon bayrağını dikmek için zemine kocaman bir delik açmakla meşgul. Delgi makinesinin çıkardığı sesten birbirimizi duyamıyoruz; işaretle anlaşıyoruz. Bütün Osmanlı-Türk döneminde kalma yapılar kısmen kar altında. İnsan bunların üstünü muşambayla örter bari. Darbeden yakınından geçtiğimiz çalışma alanı titriyor, zemin sarsılıyor. Allah bilir şimdi bu bayrak dikme işinden kale ve içindeki yapılar ne kadar zarar gördü? Amerikalılar biryandan Makedonlar diğer yandan buranın içine ediyorlar çok affedersiniz…      
 
Burcun sağ tarafına doğru yöneliyoruz. Buradan aşağıya manzara muhteşem. Vardar Nehri ve sola tarafta meşhur Taşköprü. Önümüzdeki köprü daha sonraki dönem. Önümüzde ise iki şeritli yeni köprü uzanıyor. Köprüyü geçer geçmez gördüğünüz tepesi kubbe biçimli bina günümüz Üsküp postane binası. Solunda ise Telekom binası durmakta. İyice sola doğru bu tarafta Makedonya Halk Tiyatrosu binası (MNT) ve konser binası. Karşımda yüksekçe bir başka bina ve tepesinde SONY. Yurtdışında nereye gitsem tepesinde SONY yazan bir bina görüyorum. Bizim THY’nin böyle bir reklam düşüncesi yok anlaşılan. Sağına doğru şehir parkı. Burası çok güzel ve her Türk turiste öneririm. Kale’nin menfez deliklerinden tüfek atışı yapar gibi fotoğraf çekiliyoruz. Sağa doğru iki kapalı tribünlü stadyum. Nehir yukarıdan içinde çayır akar gibi yeşil gözüküyor. Kale dışına çıkıyoruz. Kale kapısıyla dışarısını birbirine bağlayan inme kalkma merdiven sabitlenmiş. Kitabeyi göremedim. Aşağıya iniyoruz. Solda mantar gibi bir kilise binası. Oldukça şık duruyor ama isterdim Türk eserleri de böyle bakımlı olsunlar. 
 
Yahya Paşa Camii, şehrin doğu ucuna yakın. Benim Mustafa Paşa Camii’nden sonra en çok görmek istediğim diğer cami burası. O yüzden heyecanlıyım. Yakın zamana kadar restorasyondaydı ve bu yüzden geçen gelişimde ziyaret edememiştik. Yanıma yedek batarya ve CD alıyorum ki bol bol görüntü alabileyim. Yahya Paşa, Bosna ve Rumeli Beylerbeyliği’nde bulunmuş, Sultan II. Beyazıt’ın kızı Hatice Hatunla evli olup 1507 yılında vezirliğe getirilmiş.
 
Arka sokaktaki eski Türk evlerinin orta yerinde bir boşluk bulup aracımızı park ediyoruz. Daracık sokaklar bizi adım adım camiye yaklaştırıyor. 1503–1505 yılları ara­sında yaptırıldığı tahmin edilen yapı, yüksek minareli, dik çatılı ve kurşun örtülü. Çatı biraz bildik tarzın dışında. Cephesi yanlara birer kemer kadar taşan son cemaat mahalli, altı mermer sütun üstüne beş kemerli, tonozla örtülü. Duvarlar çok ufak, muntazamca taşla yapılıp büyük­leri yalnız köşelerde kullanılmış. Yapı, 1896 yılında esaslı bir onarım gördüğü için özellikle dıştan daha çok bir 19.yy yapısı gibi duruyor. O da ne? Şansızlığın bu kararı… Avluda cenaze için kalabalık toplanmış. Tüh! Şimdi çekim yapsak hoş olmaz. Utana sıkıla kalabalıktan uzak açılarda bir-iki poz alıyorum. İçeri girmiyoruz yakışıksız olur diye. Her kim ise “Allah Rahmet Eylesin!” deyip ayrılıyoruz. 
 
Saat Kulesi ve Murat Camii yan yana. Çocuklar acıktı ve mızıklanmaya başladılar. Hepsi de meşhur Destan Kebapçısı’na gitmek için sabırsızlanıyorlar. Oyalansınlar diye kamerayı onlara veriyorum ki İsa Bey Hamamı’nı gezelim yemekten önce. Hamam, Eski Çarşı veya nam-ı değer Bit Pazarı’nın orta yerinde. Biz Türk Çarşısı demekte ısrarlıyız. Günlerden Pazar ve ortalık sakin. Özellikle bugünü seçtik ki kalabalıktan uzak rahat fotoğraf çekebilelim diye… Birkaç dükkân dışında hemen hepsi kapalı. Olsun! Zaten kuyumcularla bir işimiz yok. Kuyumcu dedim de bu sokaklar bana İzmir’in Kemeraltı Çarşısı’nı hatırlattı. Şadırvan Camii civarındaymışız gibi dükkânlar birbirine benziyor.
 
Üsküp’te ayakta kalabilen Osmanlı dönemi yapılarından İsa Bey Hamamı; daha çok Çifte Hamam olarak adlandırılıyor. Aynı baniye ait camii ise ondan hemen önce, sokağın köşesinde. Şadırvanı daha sonra eklenmiş. İsa Bey (Çifte) Hamamı, Türk Çarşısı’nın orta yerinde bulunan bir şaheser. Çifte olarak adlandırılmasının asıl nedeni erkek ve kadın kısımlarının iki farklı uca serpiştirilmiş olması. Çok ender bir mimari olup ben şahsen Anadolu’da hiç rastlamadım. Sadece İstanbul’da buna benzer bir hamam olduğunu duydum ama şahsen görmedim. Yapı beni büyülüyor. Üsküp’e gelip de bu yapıyı görmemezlik yapmayın sakın…
 
Bana göre şimdiye kadar gördüğüm en muhteşem birkaç hamamdan birindeyim. Defalarca onarımdan geçtiği ve kötü çalışıldığı belli. Güzelim Türk üçgeni pandantiflerin üstünü sıvayla örtmüşler. Bu kötü ve rezil tamirat Ukraynalıların işi. Ucuza getirttikleri Ukraynalı inşaatçılar Türk-Osmanlı dinlemeden ve tarihi yapı restoratörlüğünden bihaber çalmışlar malayı, atmışlar sıvayı. Buna rağmen açıkta kalan kısımlarıyla büyüleyici Türk hamam işçiliği ve dönemin ustalığı gözümden kaçmıyor. 15.yy.a ait bu görkemli yapıdan ayrılmak istemiyorum. Girişte soldaki odadan saçı sakalı birbirine karışmış genç bir erkek çıkıyor. Eşim konuşuyor kendisiyle Makedonca; sözüm ona kültür merkezi ve sanat galerisi olarak düzenlenmeye çalışılıyormuş.
 
Desene, gitti bizim o güzelim ‘Çifte Hamam’ımız…
 

Sürecek…



9 Şubat 2010  13:59:56 - Okuma: (573)  Yazdır




İstatistik