Yazı

Başörtüsü bu kadar önemli mi?
Başörtüsü bu kadar önemli mi? 

İbrahim Becer

İş tanımı, Ülkeyi her türlü tasalluttan korumak olan bir kurumun, ilgi alanına kadınların saçlarını nasıl bağlayacaklarını da dâhil etmesi Sizce garip değil mi?

         Bunu bir insan yapsa, ilk akla gelen bir “fetişizm vakası” ile karşı karşıya olduğumuz fikridir. Ama bunu bir Kurum yaparsa daha etraflıca düşünmek gerekiyor
            Bu yasağı savunanların anlayamadığı bir şey var; başındaki türbanla askeri sınırlar içine girmek zorunda olan insanlar, oraya ‘askere yazılmak’ için gelmiyor. Yani, herhangi bir askeri kurala, yönetmeliğe uymak zorunda değiller. Ya GATA olayında olduğu gibi bir hasta ziyareti söz konusudur, ya da bir yemin merasiminde oğlunun mürüvvetini görmek isteyen bir Anne hüviyetindedir.
         ‘Kamusal Alan’ sorunsalını dillendirdiğinizi duyar gibiyim. O zaman şöyle bir senaryo üzerinden gidelim. Güneydoğu’da terörle mücadele esnasında yaralanan bir Askerin yerine koyun kendinizi. Tesettürlü bir aileye mensup olmanız hasebiyle de Ailenizin Askeri Hastane Nizamiyesinde yaşayacağı şoku düşünün. Kendi yaşayacağınız hayal kırıklığından bahsetmiyorum bile.
         Askere alım sürecinde, nasıl ki istikbalin Şehit ve Gazilerine ailelerinin giyim kuşamı hakkında bir soru yöneltilmiyorsa, bu sürecin herhangi bir merhalesinde de sorun çıkartılmaması gerekir. Asker ailelerinin, tesettür problemi yaşamadan rahatça girebilecekleri tek alanın, bir şahadet vukuunda,  duvarlarından dışarıya canhıraş çığlıkların yükseldiği Cami Bahçeleri olması, Sizce de çok büyük bir bedel değil mi?
         Ya da bu olayın karşı cephesini tahayyül edin. AK Parti, birçok özelliğinin yanında muhafazakârlığıyla da öne çıkan bir parti. 1994’ten bu yana da İstanbul Belediye Başkanlığını elinde bulunduruyor. Siz hiç işittiniz mi bir problem? Başı açık veya kapalılık konusunda herhangi bir pozitif ayrımcılığa şahit oldunuz mu?
         Bir Siyasi Parti, oy istediği kesimde türban şartı aramaz, keza Askerlik Şubelerinin de böyle bir uygulama içinde olmadığına eminim. Güneydoğu gibi zorlu bir coğrafyada böyle bir kıstas aransaydı şayet, Benim Antalya Karpuzkaldıran’da teskere almam icap ederdi.
         Ne mutlu Bana ki, Devletimin bu zor günlerinde yanında olma bahtiyarlığına nail oldum. Bana yetki ve sorumluluk vererek onurlandıran bu Ordu, hiç şüpheniz olmasın ki bu ayrımcılığa da gün gelecek son verecek.
         Bırakınız mağdur olan kişinin bir Başbakan Eşi olmasını, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Subay ve Ast Subay eşlerinin dahi yıllardır yaşadıkları bu tedirginliğe, bu ötekileştirmeye maruz kalmasını hangi vicdanla açıklayabilirsiniz?
         Verdikleri Kurbanlar neticesinde, feryatları semada yankılanan bu İnsanlardan bir “şüpheli” profili çıkarmak başlı başına bir rahatsızlık değil midir? Bu uğurda elinde olan en değerlisini, evladını veriyor ama kendisinden hala şüphe ediliyor? Hastanelerin nöroloji kliniklerinde tedaviye muhtaç bir ruh hali olsa gerek bu.
         28 Şubat sürecinde durumdan vazife çıkaran medyanın ortaya attığı iki kesif iddia vardı hatırlarsınız; Birincisi, Muhafazakâr kesimin hızlı bir şekilde pompalı tüfek almak yoluna gittiği iddiası ve mini etek giyenlerin bacaklarına kezzap atılacağı iddiası. Toz duman dağılınca görüldü ki, bu haberler acemi manipülatörlerin elinden çıkma yönlendirmeden başka bir şey değil.
         Elbette ki o günün şartlarında bunu ciddiye alıp da, köşelerinde yazan Yazarlar, hiç gerçekleşmemiş bu hadiseyi öne sürerek, toplumun zaten bozuk olan sinir sistemini felç etmek isteyen toplum mühendisleri hala aramızda dolaşmakta. Ama Türkiye artık o Türkiye değil. Kurumlarının içinden çıkan kişilerin yaptıkları hataları yine Kurumun tümüne mal etmeyecek kadar demokratik ehliyete sahip bir Halk var bugün.
         Askerin sivil alana müdahalesi anlamına gelen ve yetkisiz ellerde birçok kanunsuzluğa zemin hazırlayan “Emasya” hiç de toz kaldırmadan çekip gitti hayatımızdan.
         Ben inanıyorum ki, Bu Ülkede Liyakat sahibi kifayetsiz muhterisler kendilerinin başaramadıklarını, yine bu Ülkenin kurumlarından tedarik etme yolundan döndükleri anda her şey normale dönecek. Politikacının politik zeminde, Hukukçunun yargı zemininde, Askerin de kendi zemininde kaldığı bir ülkenin rahat nefes alması herkesi rahatlatacak. Aksi halde bu nefes darlığı, ikide bir oksijen tüpü muamelesi yaptığımız Kurumlarımızı da yıpratmakta.
         Kamplaşma ve anlam yüklemeler o boyuta vardı ki; Sayın Deniz Baykal’ın, Ciddi bir rahatsızlık geçiren Cübbeli Ahmet Hoca’ya geçmiş olsun demesine her iki kesimden de eleştiriler gelebiliyor. Son derece insani bir olaya yüklenmeye çalışılan anlam bu mu olmalı?
         Örnek olarak söylüyorum, kendimizi tanımak açısından önemli bir olaydı Benim için. Ben burada bir yıldır yazıyorum. Çok ağır eleştirilerde bulunan okurlar oldu. Nasıl ki Benim yazdıklarıma Site Yönetimi müdahale etmiyorsa, Ben de bir şey demedim. Saygı duyarım sadece. “Nefes” filmini izlediğim ve beğenmediğimi yazmıştım bir yazımda. Bir Okurun “koskoca Genelkurmay’ın beğendiğini Sen mi eleştiriyorsun” anlamında alay içeren bir yorumda bulunduğunu hatırlıyorum.
         Bir Dostum cevap vermiş ama gecikmiş de olsa, bir de Ben cevap vereyim saygıdeğer Okurumuza: Sevgili Okur, Ben o Yazarın iki kitabını da okudum, filme mihmandarlık eden kitabını da okudum, Şırnak’ta Asteğmen Rütbesiyle Tim Komutanlığında da bulundum, Sinema Bölümü mezunuyum, kısa metrajlı bir film çektim, Binlerce kez deklanşöre bastım, Güneydoğu hakkında da bir Roman yazdım. Elim de kalem tuttuğuna göre, bu konu hakkında Ben konuşmazsam kim konuşabilir.
         Genelkurmay bu filmi beğenmiş olabilir ki son derece normaldir, Ben beğenmedim bu da normaldir. Ya Senin görüşün nedir? Hiç mi önemi yok bunun.
 Kriterlerinizi koyarken kendi fikirlerinizi esas alın. Benim söylemek istediğim bu. Ancak kendi fikirlerimiz olduğu müddetçe, o fikirlerimizi savunmamıza yardım edecek alt yapıya sahip olduğumuz müddetçe birey olabiliriz.
         Belki o zaman her başımız sıkıştığında, yönümüzü Askere dönüp ondan medet umar hale gelmeyiz. Bu Ülkede sivillerin henüz Anayasa yapmadığının farkında mısınız?
         Bunun adı beceriksizlik değilse nedir?
         Bir Bilgeye sormuşlar: “Doğruluk mu büyük meziyettir, yiğitlik mi?” Bilge cevap vermiş: “Bütün insanlar doğru olsaydı, yiğitliğe ne gerek vardı?”
         Sen, gerçekten bir filmi analiz edebilecek ehliyette olsaydın, başkasının ne düşündüğünü o kadar önemsemezdin…
         İnan bana!

8 Şubat 2010  23:31:18 - Okuma: (885)  Yazdır




İstatistik