Yazı

Makedonya -3-
Makedonya -3- 

Asil S. Tunçer

Vardar Makedonyası -2-

 
Ortodoks Hıristiyanları himayesinde bulunduran Fener Rum Patrikhanesi, 18. yy.ın sonlarından itibaren ağırlığını ve gücünü daha da çok hissettirmeye başladı. Bu durumu Bulgarların Patrikhane yoluyla Rumlaştırılması olarak algılayan bir kısım Bulgarlar, gittikçe yaygınlaşan milliyet fikirlerinin de etkisiyle, yüzyılın ortalarından itibaren milli bir Bulgar kilisesinin kurulmasını talep etmeye başladı. Bu da Bulgarlarla Patrikhane ve Rumlar arasında uzun süren bir mücadelenin başlamasına sebep oldu. Sonunda Rusya’nın da desteğiyle 1870 yılında sultan bir ferman yayınlayarak Bulgar Ekzarhlığı’nın kurulmasına izin verdi ama otoriteyi Rus Ortodoks Kilisesi’ne kaptırdı. Bunun en canlı örneklerinden olan Fener’deki Bulgar (dökme-demir) Kilisesi işte bu dönemde Rus Çarı’nın yardımıyla Viyana’da dökülerek gemilerle İstanbul’a getirildi ve parçalar burada yeniden birleştirildi.

Bulgar nüfusunun yoğun olarak yaşadığı belli bölgeler Bulgar Ekzarhlığı’nın yönetimine verilirken, fermanda başka bölgelerdeki Ortodoksların üçte ikilik çoğunluğu sağladıkları takdirde, Rum Patrikhanesi’nden ayrılıp Bulgar Ekzarhlığı’na geçebilecekleri belirtiliyordu. 1870 senesini takip eden yıllarda Patrikhane örneğindeki gibi Bulgarca eğitim veren bir okul sistemi kuran Bulgar kilisesi, Makedonya bölgesine doğru yayılmaya başlamıştı. Bunun sonucunda Makedonya’daki Ortodoks nüfus Bulgar Ekzarhlığı’na ve Rum Patrikhanesi’ne tabi olanlar şeklinde iki kısma ayrıldı. 20. yy.ın başlarında diğer Ortodoks gruplar da gittikçe artan bir şekilde kendi milli kiliselerini kurma çabasına girdi. Bugün aynı şekilde Tito ve sosyalist sistemden sonraki Makedonya Cumhuriyeti’nde zayıf olan dini kurum ve değerlerin yerini hızla Yunan Ortodoks Kilisesi’nin doktrinleri doldurmaya ve yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu anlamda isim hakkı yönüyle baskı altında tutulmaya çalışılan ülke insanı kilisenin manevi etkisine sokulması için uğraşılmaktadır.

1877/78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra yapılan Sen Stefan Antlaşması’yla kurulan Büyük Bulgaristan, Makedonya bölgesini de büyük ölçüde içine almaktaydı. Aynı yıl imzalanan Berlin anlaşması ile Sen Stefan anlaşması geçerliliğini yitirirken Büyük Bulgaristan da üçe bölündü. Tuna vilayetini içeren kısım Bulgaristan prensliği olarak tesis edilirken, güney bölgesi Doğu Rumeli adı altında özerk bir eyalet haline getirildi. Makedonya bölgesini kapsayan kısım ise reformlar yapılması şartıyla Osmanlı idaresi altında bırakıldı. Buradaki Yunan etkisini kırmak isteyen Bulgar Prensliği harekete geçince bu sefer Sırp hükümeti de aktif bir okul siyaseti uygulamaya başladı. Böylelikle 19. yy.ın sonlarında Makedonya’da bir çeşit kültür savaşı yaşanmaya başlandı.

Makedonya’da örgütlenen Makedonya Dâhili İhtilal Örgütü 1898’den itibaren silahlı çete hareketine başladı. Osmanlı kuvvetleri tarafından bastırılan muhtelif ayaklanma hareketleri Makedonya’da reform dönemini de hazırladı. Yalnız Makedonya’yı Yunanistan topraklarına katmak isteyen Yunanistan, Selanik Başkonsolosu ve sözde konsolosluk memuru olarak gönderilen subaylar aracılığıyla 1904’te Makedonya’da sistematik bir Rum çete hareketi başlattı. Rum çeteleri Bulgar-Makedon örgütlerinden zarar gören Müslüman halk tarafından ve bölgedeki memurlardan da kısmen de olsa destek alıyordu. Sırp hükümeti de bu dönemde sessiz kalmadı. Makedonya’da sistematik bir Sırp çete hareketini organize etti. Sırp ve Rum çete hareketleri, kendi içinde sağcılar ve solcular olarak ikiye bölünmüş olan Makedon dâhili İhtilal Örgütü’ne karşı kısa sürede önemli başarılar elde etmeye başladı.

1906`da Selanik’te Jön Türkler tarafından Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kurulduğunda Makedonya’da etnik çatışmalar ve kanlı çete savaşları bütün hızıyla devam ediyordu. Makedonya Müslümanlarının Makedonya’daki gelişmelere bir tepkisi olarak kurulan bu örgüt 1907`de, Paris`teki Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile onun adı altında birleşerek dâhili merkez-i umumi yani Osmanlı sınırları içindeki merkez komite haline geldi. Haziran 1908`de İngiliz ve Rusların hazırladıkları yeni bir reform paketi, Jön Türkler`i Osmanlı Devleti’nin haklarını korumakta yetersiz kaldığını iddia ettikleri II. Abdülhamit rejimine karşı isyana sevk etti. Makedonya`da Enver Bey ve Niyazi Bey gibi subaylar tarafından yürütülen isyan Jön Türk ihtilalı olarak tarihe geçti ve 24 Temmuz 1908`de Abdülhamit’in II. Meşrutiyet’i ilan etmesiyle sonuçlandı.

1908 ihtilalından sonra Makedonya’da yeni bir dönem başladı. Makedonya bölgesinden Türk, Arnavut, Rum, Bulgar-Makedon, Sırp, Ulah ve Yahudi mebuslar Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına girdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Makedonya’daki farklı siyasi gruplarla Makedonya Meselesi’ni Osmanlı Devleti’nin menfaatlerine uygun olarak çözmek için yaptığı pazarlıklar ve görüşmeler başarı sağlamadı: 1909 baharında baş gösteren isyanın (31 Mart vakası) bastırılmasından sonra daha sert bir politika izlenmeye başladı. Mayıs 1913’de imzalanan Londra anlaşmasıyla sona eren I. Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti ağır bir yenilgi aldı ve diğer bölgeler yanında Makedonya’yı bütünüyle kaybetti. Savaş esnasında ağır katliamlara maruz kalan Makedonya Müslümanları savaşı takip eden yıllarda da Balkan Devletleri’nin baskılarına maruz kalarak bu bölgeden kaçmaya ve göç etmeye başladı.

Makedonya’da Osmanlı egemenliğinin bitişi Makedonya sorununun çözümü anlamına gelmiyordu. Balkan ittifakını meydana getiren devletler Makedonya’nın paylaşımı konusunda anlaşamayınca Yunanlılar Sırbistan ve Romanya birleşerek Bulgaristan’ı II. Balkan Savaşı’nda yenilgiye uğrattı. Ağustos 1913’te Bükreş Anlaşması’yla sona eren savaşta Makedonya’nın büyük bir kısmı Yunanistan ve Sırbistan’ın eline geçti. Yunanistan merkezi Selanik olmak üzere Ege Makedonyası’nı, Sırbistan ise Üsküp ve Manastır’ı da içine alan Vardar Makedonyası’nı alıyordu, Bulgaristan’ın elinde ise yalnızca Makedonya’nın kuzey doğusundaki Pirin Makedonyası kaldı. Makedonya’yı Bulgar anavatanının bir parçası olarak gören Bulgaristan Balkan savaşlarının getirdiği sonucu kabullenmek istemedi. Sırp ve Yunan egemenliği altında kalan yerlerde yeniden bir Bulgar çete hareketi organize etmeye çalıştı. I. Dünya Savaşı’na Ekim 1915’te Almanya’nın müttefiki olarak giren Bulgaristan, Sırbistan’ın idaresindeki Vardar Makedonyası’nı işgal etti. 1917’de Yunanistan’ın İtilaf devletleri yanında savaşa girmesi üzerine, Bulgaristan Ege Makedonyası üzerinde de hak iddia etmeye başlayarak Ege Makedonyası’nın doğusunu ele geçirdi. I. Dünya Savaşı İtilaf Devletleri’nin yanında yer alan Sırbistan ve Yunanistan’ın galibiyetiyle sonuçlanınca Bulgaristan tekrar eski sınırlarına çekilmek zorunda kaldı. Savaş sonunda yapılan Versay (Versailles) Anlaşması’nda (28 Haziran 1919) Bükreş Antlaşması’nın Makedonya için getirdiği şartlar onaylandı.

Dünya Savaşı’ndan itibaren Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan elde ettikleri topraklardaki egemenliklerini kuvvetlendirici önlemleri arttırdı. 27 Kasım 1919’da Yunanistan ve Bulgaristan arasında gönüllü ahali değişimi anlaşması yapıldı. Ege Makedonyası’nın Yunanlaşmasındaki en önemli etkenlerden biri de 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan ahali mübadelesi anlaşması oldu. Bu anlaşmayla Ege Makedonyası’ndaki Müslüman nüfus Türkiye’ye göç ettirilirken, Türkiye`den Yunanistan’a göç ettirilen Rumlar özellikle bu bölgeye yerleştirildi. 1936`da Yunanistan’da bir diktatörlük kuran Ioannis Metaxas bölgedeki Slavların Rumlaştırılmasına yönelik sıkı önlemlere başvurdu. Sırbistan’ın yönetimindeki Vardar Makedonyası ise “Güney Sırbistan” adı altında üç idari birime Üsküp (Skopye), Manastır (Bitola) ve İştip (Ştip) ayrıldı.

II. Dünya Savaşı öncesinde Makedonya yeniden karşılıklı işgal ve paylaşma planlarının hedefi haline geldi. 1937`de Yugoslavya ve Bulgaristan arasında bir dostluk anlaşması imzalanarak gizli pazarlıklarda Bulgaristan’ın Batı Trakya’yı, Yugoslavya’nın ise Ege Makedonyası’nı alması planlanıyordu. II. Dünya Savaşı başladıktan sonra yeniden Almanya’nın yanında savaşa girerek ‘değişim’ emellerini gerçekleştirmek isteyen Bulgaristan, bir yandan Yunanistan’ın egemenliğindeki Ege Makedonyası’nın doğu kesimlerini (Drama, Kavala vs.), öte yandan ise Yugoslavya egemenliğindeki Vardar Makedonyası’nın batı bölgeleri hariç tamamını ele geçirerek Büyük Bulgaristan hayalini gerçekleştirmiş oldu. Vardar Makedonyası’nın batısı ise (Tetovo, Struga vs.) İtalya tarafından işgal edildi.

Bulgar işgalindeki bölgede sıkı bir Bulgarlaştırma ve baskı rejimi uygulanmaya başlandı. Alman işgalindeki Selanik’te yaşayan Yahudileri ise daha kötü bir kader bekliyordu. Nazi rejimi tarafından yaklaşık 46 bin Yahudi Polonya’daki toplama kamplarına götürülerek öldürüldü. Böylelikle Makedonya’daki Yahudi varlığı sona ermiş oluyordu. Fakat II. Dünya Savaşı Almanların aleyhine döndü ve 1944’te Sovyetler Birliği, Bulgaristan’ı işgal etti. Bunun üzerine Vardar ve Ege Makedonyası’ndaki Bulgar işgali sona erdirildi. Bundan sonraki dönemde Ege Makedonyası’nda Yunan ve Pirin Makedonya’sında Bulgar egemenliği gittikçe kuvvetlendirildi. Sırbistan’ın idaresindeki Vardar Makedonyası ise ayrı bir gelişmeye sahne oldu. Bu bölge Yugoslavya’yı oluşturan 5 kurucu cumhuriyetten biri olurken Makedonya yeniden bir devleti tanımlayan isim haline geldi.

Sürecek…


4 Şubat 2010  15:46:12 - Okuma: (898)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik