Yazı

Elitist Azınlık sorunu…
Elitist Azınlık sorunu… 

İbrahim Becer

Son günlerde dillendirilen bir söylem vardı hatırlarsınız: “Sivil Dikta”.

            Dilimize “oturgaçlı götürgeç” gibi bir değeri kazandıran aklı evvellerin ruhları geri çağırılmış olsa gerek ki, diktanın sivilini icat ettiler. Yumurta için ne diyorlardı biliyor musunuz; “poposal fırlangaç”, sigara da ilginçtir “tütünsel dumangaç”…
            Nihat Sami Banarlı, bu çeşit zorlamaları istihzayla karşıladıktan sonra konuya son noktayı koyan büyük bir Dil Bilimcidir. Şöyle der: “Biz, reddetsek de Osmanlının mirasçılarıyız. Osmanlı, gittiği seferlerden sadece ganimetle dönmedi. Oradan yeni kelimeler de getirdi ve bunu diline uydurmayı da başardı”.
            Malumunuz olduğu üzere artık, bir yaz günü Tuna’dan kafilelerle geçtiğimiz günler mazide kaldı. Yirmi birinci yüzyılın başlarında Batıya seferler düzenleyemiyoruz. Şah İsmail’de gidince oraların eski tadı kalmadı. İran rejim ihraç etmiyor, Rusya’dan da komünist gelmiyor. Maraza çıkarmaya gerek yok, parasıyla gaz alıyoruz Biz de. 
            Alparslan’a atfedilen kahramanlık anekdotlarına da rastlanmamakta günümüzde: “ Sultan Alparslan, 27 bin kişilik ordusuyla ilerlemektedir. O sırada keşif için gönderdiği Gözcü, kan ter içinde, korku dolu gözlerle Sultan’a üç yüz bin kişilik ordunun üzerlerine geldiğini söyler. Alparslan hiç istifini bozmadan cevap verir: Biz de Onlara doğru ilerliyoruz!”
            Ardımızda Cömert Nil, yeşil Tuna olmadığı gibi, giden şanlı Akıncı da o günden beri dönemedi Yurduna.
            Kahramanları hayatta olmayan bir Milletin de Yahya Kemal ve Necip Fazıl gibi Şairlere ihtiyacı kalmadı artık.
            Hiç mi övgüler düzen Şair yok yakın zamanda? Var, olmaz mı hiç, Kemalettin Kamu verelim mesela.
            Heykelinin yapılmasını dahi reddeden Atatürk’ü şiirleriyle övmeyi denedi, beceremedi. “Ne mucize ne efsun, ne örümcek ne yosun, Kâbe Arabın olsun, Bize Çankaya yeter” dedi çıktı işin içinden.
            Şevket Süreyya Aydemir’in itiraf ettiği gibi: “Kahraman putlaştırılınca ölürmüş”.
            Bak, elli kere söyledik bu sefer de “Dil Odaklı” anlatalım. “Oturgaçlı götürgeç” nasıl ki bir kara taşıtı anlamına geliyorsa, “sivil dikta”da bir itirafı barındırır bünyesinde, bu da şu anlama gelir: “Ben beceriksiz bir insanım, demokrasi lafzını dilimden düşürmüyorum ama mensubu olduğum fikri bu Halk başında görmek istemiyor. Demokratik yollarla iş başına gelmek düşüncesinin bir hayalden öteye gitmeyeceği aşikârken, Halk’a da halimi arz eylemiyorum. ‘Sivil dikta’, Benim sadece beceriksizliğimi örtmek için icat ettiğim bir tamlamadır.”
            Sivil Dikta lafzını dilinden düşürmeyen zevatın hali pür melali budur özetle. Bu Adamlar o kadar feraset yoksunu Adamlardır ki, yalan söylemeyi bile beceremezler. Diktanın sivilini icra etmekle itham ettikleri Başbakan’ın eşi, Devletin bir kurumuna başörtüsü sebebiyle girememektedir bu Ülkede.
            Sivili dahi olsa, yolu diktatörlükle kesişen bir Başbakan’ın bu muameleye maruz kalması Sizce de normal mi? Bunun adına Sivil dikta değil, iktidarın muktedir olamaması durumu derler be hey İnsan. Şu anki İktidar da dâhil olmak üzere hiçbir iktidar Türkiye’de muktedir olamamıştır. Bugünkü toz duman bu yüzdendir.
            Hem iktidar hem muktedir olan Osmanlıydı. Çetin Altan’ın deyimiyle “Osmanlı Tarihi, kimsenin derinliklerine bakmayı göze alamadığı, karanlık boşluk ve uçurumlarla dolu garip bir tarihtir”. İktidar hırsı konusunda sadece Fatih ve Onun “kardeş katli fermanı” desem zihnin biraz açılır mı?
Bu çağda diktatörlük mü olur? Bu kafayla seçim erken olsa ne olur, olmasa ne olur. Senin için ne değişecek ki. Çok aylar doğar batar sensiz, Sensiz daha çok ayların on dördü gelir inan Bana.
Neden Halkı esas almak yoluna gidemiyorsunuz Siz, neden Halk odaklı siyaset üretemiyorsunuz, Neden Camileri, kahvehaneleri, pazarları mesken tutmuyorsunuz da, önünüze bir sadaka çanağı koyup bu yerlerin önünde dilenmek yolunu seçiyorsunuz, Neden muhatabınızın eksisini gözler önüne sermek yerine, kendi artılarınızla siyaset yapamıyorsunuz, Sizin söyleyecek hiçbir şeyiniz yok mu? Kendi cenazenizde bile, Siyah gözlüklerinizi takıp, Caminin önündeki dutun altına geçerek, cenazenizin namazını neden bu hakir gördüğünüz mütedeyyin insanlara kıldırıyorsunuz?
            Hadi giderayak birkaç soru daha sorayım: Neden Siz bu Halkın gözünün içine bakamıyorsunuz? Dağdaki çobandan neden utanıyorsunuz, insanların göbeğini kaşıması Sizi neden rahatsız ediyor? Siz bu Halktan bir şey mi gizliyorsunuz? Kendi ideologyanızda bir vehim olarak kalması mukadder olan bu elitliğinizin, sandıkta hiçbir hükmü olmadığını ne zaman anlayacaksınız Siz?

            Her şeyden öte; Marksistiyle, İslamcısıyla tek blok halinde hareket eden bir Demokrat kitle karşısında, azınlık olduğunuzun ne zaman farkına varacaksınız Siz…



4 Şubat 2010  09:34:00 - Okuma: (1191)  Yazdır




İstatistik