Yazı

Başbakan zorlanmıyor bile…
Başbakan zorlanmıyor bile… 

İbrahim Becer

Kim ne derse desin, Başbakan’ın çok ilginç bir tarzı var.

 
Diplomasiden ve onun girift ritüellerinden pek hoşlanmıyor. Muhatabının Tekel işçileri veya İsrail Cumhurbaşkanın olmasının onun için hiç önemi yok. Önündeki metinde ne yazıyorsa onu okuyarak konuşan politikacıların aksine, çok iyi bir Hatip olmasına rağmen, hitabete gerek bile duymadan muhatabına bodoslama giriyor.
Geçen yıl yaşanan “one minute” çıkışının izleri daha hafızalardaki yerini korurken yenisi zuhur etti. İsrail’ deki de nasıl bir kuyruk acısıysa daha senesi gelmeden rövanşı almak istedi ama yine kursağında kaldı.
Başbakan’ın içerideki rahatlığını anlamak mümkün. Nispeten kendine göre zayıf rakiplerle mücadele ediyor. “Zayıf Rakip” terimini siyasi figür olarak kullanmıyorum. Kendisine karşı olanların yaptıklarına bakarsanız ne kadar ilkel olduklarını anlarsınız. Gündem şeker pancarı taban fiyatı da olsa, Avrupa Birliği Müzakereleri de olsa elindeki tek kozu Laiklik olan ve her şeye tümden karşı bir kitle var karşısında.
Başbakan’ın bu kitle karşısında kar- zarar hesabı yapmadığı düşünülemez. Bütün o parlak mitinglerin, asılan bayrakların, şeriat yaygaralarının kapsama alanı bırakın Başbakan’ı yerle yeksan etmeyi bir koalisyonu dahi beceremedi.
Hatırlar mısınız bilmem; Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasak aldığı o günlerde, genel yayın yönetmeni koltuğunda oturan Ertuğrul Özkök ve Onun patronu Aydın Doğan’ın amiral gemisi Hürriyet’in attığı bir manşet vardı: “Muhtar bile olamaz”. Oysa bugün Ertuğrul Özkök ve Aydın Doğan ikilisinin koltuklarında yeller esiyor.
28 Şubat sürecine değinirken, “gazetelerimi savaşmaları için emirlerine verdim” diyen Aydın Doğan’ı yanıltan, belki de bu sürecin bin yıl süreceğini iddia eden Çevik Bir’di. Sahi Çevik Bir nerede? Duyan, gören var mı?
Emin Çölaşan, Tuncay Özkan, Cem Uzan… Listeyi uzatabilirsiniz. Her biri bin yıl süreceği iddia edilen bir sürecin ardından, yattığı hapishaneden çıkar çıkmaz girdiği seçimde tek başına iktidar olan Tayyip Erdoğan’la giriştikleri mücadelede derdest edilen heyulalar gibi şu anda. Aydın Doğan’dan tutun da Tuncay Özkan’a kadar bu isimler yeminli düşmanlığın lider kadrolarıydı.
Bu Lider kadroların meydanlara taşıdığı kalabalıkları hatırlarsınız. Dışarıdan bakan bir göz için zafer, bu meydanları birer gelincik tarlasına çeviren bu iradenin olmalıydı. Ama olmadı, olamadı…
Türkiye’de her iki kişiden birisi tercihini yine Tayyip Erdoğan’dan yana kullandı.
Bakın! Sözüm Ulusalcılık nağmeleriyle meydanlarda avare kasnak gibi dönenlere. Hiç de araştırmadan aklımda kalan bir sürü isim buldum Size. Bu isimler Tarihin ebedi istırahatgahında, kubbede bir hoş seda bırakmadan yatan isimler. Bunlar Size hiçbir şey veremezler.
Sizler bu oyunu okuyamadığınız müddetçe yenilmeye mahkûmsunuz. Siyasetten vazgeçip Askeri oyuna dâhil etme düşünceniz bile başlı başına bir paradokstur. Sevindirici bir gelişme hiç mi yok? Elbette var. İlhan Selçuk seksen küsur yaşında ancak alfabeyi söktü, sadece o kadar. Ne demiş Hazret: “Türkiye’ye şeriat falan gelmez”.
Öte yandan Deniz Baykal’a bakıyorsun, davul çala çala gelen Mustafa Sarıgül’e rağmen hala aynı şarkıyı terennüm ediyor. Brezilya örneğinde olduğu gibi Askerin “istifa etme tehdidi” savurmasını beklemekten ümidi ne olabilir ki Kendisinin?
Hiç mi hesap kitap bilmezler, hiç mi oylarını istediklerini halkını tanımazlar anlaşılır şey değil. Türk Milleti, Aziz Ordusunu Kışlasında görmek istediğini gece yarısı bildirilerine rağmen gösterdi.
İlhan Selçuk’a bile bu yaşında, hasta yatağında nasip olan, “demokrasilerde seçimle gelen seçimle gider” itirafı, umarım Türkiye’ de Demokratik Aydınlanma Çağımızı başlatır.
Ümidim var mı, yok! Neden yok derseniz cevabı basit. Horoza sormuşlar: Güneş neden doğuyor diye? Cevap vermiş yazık saf saf: “Ben öttüğüm için!”
Belki Bana da küfrediyorsun ama hiçbir şeyi değiştiremediğinin farkında mısın? Neyse, zırva tevil götürmez der Büyükler. Devam et o zaman…


16 Ocak 2010  22:57:53 - Okuma: (677)  Yazdır




İstatistik