Yazı

Büyük yalan ama yersen!
Büyük yalan ama yersen! 

İbrahim Becer

Olay Bulgaristan da geçiyor.

Bir ihbarı değerlendiren Narkotik Polisi, Petar Mitev adlı köylüye ait bir evin bahçesine baskın düzenliyor. Baskın neticesinde evin bahçesinde ekili çok sayıda dişi Hint keneviri ele geçiriliyor. Buraya kadar olay sıradan bir narkotik olayı. İşi ilginç kılan zanlının gözaltında verdiği ifade. Petar Mitev kenevirleri eşeği için ektiğini söylüyor. Sebebi de, eşeğinin bir esrarkeş olması ve Hint kenevirinden başka bir ot yememesiymiş. Narkotikte verdiği ifadede şöyle bir cümle kuruyor Mitev: “Eşeğim eğer bu bitkiyi yemezse açlıktan ölür. Ben eşeğimi çok seviyorum ve ölmesini istemiyorum.”
“Büyük yalan!” dediğinizi duyar gibiyim. Siz yine de peşin hüküm vermeyin. Çağdaş Hukuk Normlarında, aksi ispatlanana kadar herkes masumdur. Bu ilke Türkiye’de ne kadar geçerliyse Bulgaristan’da da o ölçüde revaçta…
Revaçta diyoruz çünkü Bulgar Adaleti Petar Mitev’e hak vermiş durumda. Haberin devamından öğreniyoruz ki; Emniyet yetkilileri, Mitev’in söylediklerinin doğru olup olmadığının belirlenmesi için eşeğe uyuşturucu tespiti yapacaklarını açıklamışlar.
Buna göre Mitev’in eşeğinden kan örneği alınarak laboratuarda incelenecek. Eğer eşek uyuşturucu bağımlısı çıkarsa Mitev ağır cezadan kurtulacak. Ama eşeğin kanında uyuşturucuya rastlanmazsa, Mitev hakkında uyuşturucu yetiştirmenin yanı sıra “yalan ifade vermek” suçlamasıyla dava açılacak.
Yalan demeyelim ama “inandırıcılığı şüphe götürür olaylar silsilesine” pek de yabancı olduğumuz söylenemez. Mesela Birinci Dünya Savaşı bu Ülke için her zaman şaibeli bir durumdur. Savaşa nasıl girdiğimizi anlayamayız, nasıl çıktığımızı da. Öyle bir anlatılır ki, bilmeyen de bütün savaşın Çanakkale ve dolaylarında cereyan ettiğini sanır.
Ha! Klişe de bir cümle vardır konuyla ilgili: “Almanya yenilince Biz de yenik sayıldık” diye. Eşli okey mi oynuyorduk da, eşimiz okeyi yere attı ve yenildik, ya da bir turnuvaya mı katılmıştık ki averajla kaybettik.
Neyse bunlar tarihi konular. Tarihi de Tarihçilere bırakmak gerekir. Yine de Bulgarcam olsaydı bu olayı takip etmek isterdim. Şunu merak ederdim mesela;
Bulgar Medyası, inandırıcılığı bu kadar şüpheli bir olayı nasıl karşılamıştır acaba? Kahir ekserisi olmasa bile Mitev’in arkasında duran olmuş mudur? Ya da Mitev’in üzerine komplo kurulduğu iddialarını köşelerine taşıyan Yerel ve Ulusal Medyadan kalemşorlar çıkmış mıdır?
Neyse ki tüm bu inandırıcılığı zor savunmaya rağmen Mitev’in bir şansı var; bu onun ilk tecrübesi. Daha önce böyle bir vukuatı yok. Düşünsenize Mitev ve akrabalarının birçok kez bu ve benzeri olaylara bulaşma ihtimalini. Durum daha da içinden çıkılmaz bir hale gelecekti.
Hukuk açısından da zor bir durum olsa gerek bu hal. Onu kim savunmak ister ki? İşinin ehli bir savcının karşısında Mitev’i savunan avukatın halini düşünebiliyor musunuz? Eğer medyatik olma endişesi taşımıyorsa bir çılgın olmalı kendisi.
Biz en iyisi eşeğin kan testinden dönmesini bekleyelim. Bence de bir şey çıkma olasılığı çok düşük. Hukuka olan sonsuz saygıma rağmen Benim teorim; çok ani bir baskın olduğu ve Mitev’in hazırlıksız yakalandığı yönünde. Eğer bir parça hazırlığı olsaydı şüphesiz ki çok daha inandırıcı bir yalan söylerdi.
Ya da Size bir başka teori; Mitev bu eylemi daha önceleri defalarca yaptı. Fakat arkasında öyle bir güç vardı ki yakalanmayacağına onu inandırdı. Gün geldi devran döndü ve Mitev’in arkasındaki bu güç çekiliverdi. Gelişen dünyayı anlayamayan Mitev de oyunu okuyamayınca suçüstü yakalandı.
Türkiye’de yaşamanın da en iyi tarafı bu olsa gerek. En azından bu kadar karmaşık olaylarımız yok. Dikkat edin, Bizde suç ve suçlu daha basit bir eksende yürür. Mesela Bizde de psikopat çıkar ama Ondan da “testere” tadında bir senaryo elde edemezsiniz. En ileri gideni insanların kafasına çivi çakardı. Ya da Hannibal ayarında bir karakter yaratamazsınız.
İşin kötüsü de bu sektörde bir geriye gidiş söz konusu. Acemice hareketlere yapılan suçüstüler ve Onları örtbas etmek için üretilen basit mazeretler…
Dış basını takip etmenin iyi yanı da bu; daha yaratıcı zekâlara rastlayabiliyorsunuz. Bu kadar basit ve ilkel haldeyken Türkiye’dekilere kim inanır?
Elbette ki Kadir İnanır!


13 Ocak 2010  00:31:56 - Okuma: (672)  Yazdır




İstatistik